Avukat Güçlü ŞAN


T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2013/8-185

K. 2013/1601

T. 27.11.2013

DAVA : Taraflar arasındaki “mal rejiminden kaynaklanan alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Söğüt Asliye Hukuk(Aile) Mahkemesince davanın reddine dair verilen 4.3.2011gün ve 2010/139 E.- 2011/45 K. sayılı kararın incelenmesi davacı tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 5.6.2012 gün ve 2012/3587 E.-5314 K. sayılı ilamıyla;

(…Davacı vekili, vekil edeninin çalışarak elde ettiği gelir ve babası M. K. tarafından verilen 6500 TL parayla evlilik birliği içinde kooperatif üyeliği sonucu davalı adına tapuya kayıt ve tescil edilen 93 ada 366 parsel sayılı taşınmazda 19 numaralı meskenin edinilmesine davacının katkıda bulunduğunu açıklayarak, fazlaya dair haklarını saklı tutarak 30.000 TL katkı payının dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak vekil edenine ödenmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, boşanma davası sırasında tarafların imzaladıkları protokolün 3. maddesine göre, tarafların birbirlerinden mal talepleri olmadığı hususunun düzenlendiğini ve kesinleştiğini belirterek, kesin hüküm sebebiyle davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, davacının boşanma davası sırasında protokol düzenleyerek mal talebinde bulunmadığı ve bu şekilde anlaşmalı olarak davalı eski eşinden boşandığı, protokolün mahkemece onaylandığı, protokoldeki mal ibaresinin dar kapsamlı algılanamayacağı kanaatine varılmakla davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edildikten sonra, Dairemizin 27.12.2011 gün ve 2011/3139 Esas 2011/7755 Karar sayılı ilamıyla çoğunluk görüşüyle onanması üzerine, davacı vekili tarafından süresi içinde karar düzeltme isteğinde bulunulmuştur.

Dava, mal rejiminden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.

Söğüt Asliye Hukuk Mahkemesi’nin (Aile Mahkemesi sıfatıyla) 13.10.2009 tarih 2009/160 Esas, 2009/244 Karar sayılı dosyası arasında bulunan “Protokol” başlığını taşıyan davacı S. K. ile davalı E. K. tarafından imzalanan 7.10.2009 tarihli protokolün 3 numaralı bendinde; “tarafların mal talepleri yoktur” ibaresi yer almaktadır. Bunun dışında malla ilgili başka bir açıklama ve belirleme söz konusu değildir. Anılan protokol anlaşmalı boşanma için hazırlanmış ve dosyaya sunulmuştur. Yargılama oturumunda da, davacı, protokolün içeriğini kabul ediyorum, açıklamasında bulunmuştur. Kural olarak, boşanma davalarıyla birlikte mal rejimine dair açıklamaların ve eşler arasında varılan sonuçların anlaşma protokolünde yer almalarında herhangi bir sakınca bulunmayıp bunu engelleyen bir kanun hükmü de yoktur. Yine ilke olarak, dar kapsamlı olarak ifade edilen ibarelerin boşanmanın feri niteliğinde bulunan nafaka, maddi–manevi tazminat gibi istekleri kapsadığı kabul edilebilir. Mal rejiminden kaynaklanan istekler boşanmanın eki niteliğinde istekler olmadığından anlaşma ya da protokol, mal rejimlerini de kapsıyor ise bu taktirde taşınır ve taşınmaz mal niteliğinde bulunan katkı payı ya da artık değere konu olan bu tür eşyaların açık bir biçimde tek tek, bentler halinde protokolde yer alması gerekir. Somut olayda, herhangi bir açık ibare bulunmamaktadır. Sadece, “mal talepleri yoktur” ibaresi yer almaktadır. Mal tabirinin tüm taşınır ve taşınmazları kapsadığını kabul etmek mal rejimi davalarının mantığına ve hakkın özüne aykırı düşer. Mal tabiri oldukça dar bir kavramdır. Bu sebeple bu tabirin katkı payı ya da edinilmiş mallardan kaynaklanan taşınmaz ya da taşınır niteliğindeki eşyaları da kapsadığının kabulüne olanak bulunmamaktadır.

Mahkemece, katkı payı ve katılma alacağına dair taraf delillerinin toplanması ve tüm taraf deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre işin esasıyla ilgili olumlu veya olumsuz bir hüküm kurulması gerekirken, davaya konu taşınmazın protokol kapsamında kaldığı görüşünden hareketle yukarda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır…)

gerekçesiyle oyçokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

H.G.K.nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği düşünüldü:

KARAR : Dava, eşler arasında mal rejiminden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.

Davacı vekili özetle; kooperatif evinin yarısının davacıya ait olduğunu, bedelinin davacıya ödenmediğini, davaya konu evin iç kısım işlerinin yaptırılması aşamasında davacının babasının 6.500 TL verdiğini, taraflar söz konusu gayrimenkulü evlendikten sonra aldıklarını, 30.000 TL katkı payının davalıdan alınarak davacıya verilmesini istemiştir.

Davalı vekili savunmasında; boşanmaya esas protokolün 3. maddesinde, tarafların birbirinden mal taleplerinin olmadığı belirterek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, protokol ve tüm dosya kapsamından davacının protokol düzenleyerek mal talebinde bulunmadığını ve bu şekilde anlaşmalı olarak boşandığı, protokolün mahkemece onaylandığı, protokoldeki mal ibaresinin dar kapsamlı algılanamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, önce onanmış, daha sonra karar düzeltme aşamasında Özel Dairece yukarda başlık bölümünde gösterilen sebeplerle bozulmuştur.

Yerel mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü temyize davacı vekili getirmiştir.

H.G.K. önüne gelen uyuşmazlık tarafların anlaşmalı boşanma davası sırasında düzenledikleri protokolde yer alan “tarafların mal talepleri yoktur” şeklindeki ifadenin, eşler arasında “mal rejiminden kaynaklanan alacak” isteklerini de kapsayıp kapsamayacağı noktasında toplanmaktadır.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, mahkeme kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle tarafların boşanmalarına dair Söğüt Asliye Hukuk(Aile) Mahkemesi’nin 2009/160-244 Sayılı kesinleşen kararıyla onanan protokol hükmü uyarınca tarafların karşılıklı mal taleplerinin bulunmadığına dair protokoldeki ifadenin mal rejiminden kaynaklanan alacağı da kapsadığının anlaşılmasına göre, yerel mahkemenin aynı hususları gözeterek yazılı şekilde karar vermesinde bir isabetsizlik görülmediğinden, direnme kararının onanması gerekir.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle direnme kararının yukarda açıklanan sebeplerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan, başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 6217 Sayılı Kanunun 30. maddesiyle 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/1. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, – tarihinde yapılan 2. görüşmede oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY yazısı

1-)Hukuki nitelendirme

Dava, yasal mal rejimi olarak kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan katılma alacağı (T.M.K. m.202, 218, 219, 222, 229,230,231,232,235,236) ile değer artış payı alacağı (T.M.K.m.227) istemine ilişkindir.

2-)Mahkemenin ret gerekçesi

Mahkemece, “boşanma dosyasında yer alan 7.10.2009 tarihli protokol ve tüm dosya kapsamıyla davacının protokol düzenleyerek mal talebinde bulunmadığı, bu şekilde anlaşmalı olarak boşandığı ve protokolün mahkemece onaylandığı, protokoldeki “ mal ” ibaresinin dar kapsamlı algılanamayacağı gerekçesiyle eski kararında ısrar edilerek davanın reddine karar verilmesi ve kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine“, ısrar hükmü, Yüksek H.G.K.’nun sayın çoğunluğunca ONANMASINA karar verilmiştir.

3-)Karşı oy gerekçesi

Taraflar 26.5.2002 tarihinde evlenmiş, 12.10.2009 tarihinde açılan anlaşmalı boşanma kararının 13.10.2009 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Evlilik tarihinden boşanma davasının açıldığı 12.10.2009 tarihine kadar eşler başka bir mal rejimini de seçtiklerini ileri sürmediklerinden aralarında yasal mal rejimi olarak kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir ( T.M.K.m. 202,4722 S.K.m.10). Eşler arasındaki yasal mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir (T.M.K.m.225/2). Eldeki davaya konu olan mesken eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde 28.12.2007 tarihinde davalı eş (koca) adına alınmıştır. Her iki eşte çalışmakta olup, belirli bir gelire sahip oldukları anlaşılmaktadır. Ancak, edinilmiş mallara katılma rejimi döneminde edinilen mallardan kaynaklanan katılma alacağı açısından istekte bulunan eşin çalışıp çalışmamasının yada bir gelire sahip bulunup bulunmamasının herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Kanun gereği, diğer eşin edinilmiş malları üzerinde yarı oranında katılma alacağı hakkı mevcuttur (T.M.K.m.236/1).

4-)Anlaşmalı boşanma koşulları ve eşlerin anlaşmalı boşanmanın mali sonuçları konusunda anlaşmaları zorunluluğu

T.M.K.nun 166/3. fıkrası gereğince hakimin anlaşmalı boşanmaya karar verebilmesi için, anılan fıkrada öngörülen tüm koşulların gerçekleşmiş bulunması gerekir. buna göre evlilik 1 yıl sürmüş olacak, taraflar huzurda dinlenilecek, bundan ayrı nafakalar ve çocukların velayetiyle maddi ve manevi tazminat konularında anlaşmaları zorunludur. Fıkrada belirtilen boşanmanın mali sonuçları ibaresiyle, “ kastedilen T.M.K.nun 174. maddesinde yer alan maddi ve manevi tazminat, aynı Kanunun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakası, çocuklar için bağlanacak nafaka ve boşanmanın fer’i (eki) sayılan diğer haklar kastedilmektedir”. Mal rejimlerinden kaynaklanan mallar kesinlikle T.M.K.nun 166/3. fıkrasında kastedilen boşanmanın mali sonuçları arasında sayılmamaktadır. Çünkü, gerek doktrinde ve gerekse uygulamada baskın görüş; mal rejimleriyle ilgili davaların boşanmanın eki niteliğinde davalar olmadığı, onlardan bağımsız bir dava oldukları yönündedir.uygulamada bu konuda bir duraksama söz konusu değildir. Bu bakımdan tarafların anlaşmalı boşanma protokolü yaparken mal rejimi konusunda anlaşmaları zorunlu değildir. Bu konuda anlaşma sağlanamadığı gerekçesiyle de anlaşmalı boşanma davasının reddi sonucunu doğurmaz. Ve anlaşmalı boşanmaya bir etkisi olamaz.

Ancak, taraflar anlaşmalı boşanma protokolü yaparken aralarındaki mal rejiminden kaynaklanan mallar bakımından anlaşmalarına engelleyen bir hükümde bulunmamaktadır. Bu nedenle, mal rejimi konusunda bir anlaşma yaparken bunu açık bir şekilde ifade etmeleri gerekmektedir. Örneğin, katılma alacağıyla değer artış payı alacağına konu mallar üzerinde herhangi bir hak talep etmiyorum, yada ev eşyalarından, taşınır ve taşınmaz mallardan kaynaklanan bir alacak isteğim yoktur veya katkı, katılma ve değer artış payı alacağı istemiyorum şeklinde açık bir biçimde genel kavramlardan hareket edilerek protokol yapmaları mümkündür. Tüm sorun katkı, katılma ve değer artış payı alacağı isteyip istemediklerini belirten genel kavramların protokolde yer alması ve bunun açık bir biçimde ifade edilmesidir.böyle bir durumda dahi H.G.K.nun 24.2.2010 tarih ve 2010/2-96 Esas, 2010/106 Karar sayılı kararına göre, bu tür protokoller ve tutanağa geçen imzalı beyanlar mahkeme içi ikrar olarak nitelendirilmektedir. Mal rejiminin tasfiyesi olarak değerlendirilmemektedir.

Somut olayda, 7.10.2009 tarihli protokolün 3 numaralı bendinde, “ tarafların mal talepleri yoktur “ şeklinde bir ibare yer almaktadır. Bu ibare oldukça kapalı ve ne anlama geldiği de tam olarak anlaşılamamaktadır. Söz edilen ibare teknik anlamda bir feragati ifade etmektedir. Feragat ise, H.G.K.nun 22.2.2012 tarih, 2011/2-733 Esas, 2012/87 Karar sayılı kararında vurguladığı gibi, açık ve seçik olarak yapılması gerekir. çünkü, feragat sadece mevcut davadan değil o davayla istenen haktan da vazgeçme anlamına gelmektedir. Davadan feragat neticesinde, feragata konu teşkil eden hak tamamen düşer ve artık bir daha davaya konu yapılamaz. Bu bakımdan, davadan veya herhangi bir haktan feragatin açık, kesin ve koşulsuz olması kanun gereğidir.

Nitekim, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel kurulunun 22.5.1987 gün ve 1986/4 Esas 1987/5 karar sayılı ilamının gerekçesinde; “yasaların uygulanmasında, hakların korunması doğrultusunda hareket etme gereği karşısında, açık bir irade beyanı olmadan davadan feragat edildiği sonucunun çıkarılamayacağı kabul edilmiştir” öğretide de, feragatin açık ve kesin olması gerektiği kabul edilmektedir. Bu bakımdan protokolün 3 numaralı bendinde yer alan ibare teknik anlamda bir feragat olmakla beraber açık, seçik, kesin ve koşulsuz olduğu söylenemez. Böyle bir feragatin hukuki sonuç doğurduğunu kabul etmek mümkün değildir. öte yandan, tarafların mal talepleri yoktur ibaresi katılma alacağından kaynaklanan her türlü malı kapsadığını da kabul etmek olanaksızdır. Bu ibareden, eşlerden biri diğerine bir bakıma ben senin kişisel malını istemiyorum anlamı da çıkmaktadır. İbarenin her türlü malı kapsadığının kabulü halinde hukukun bir bakıma şekle feda edileceği sonucuna ulaşılacaktır. Bu haliyle hakkın özü hatta kendiside ortadan kalkmış olacaktır.

Söz konusu protokolün boşanma kararının eki haline geldiği ve onaylandığı da söylenemez. Çünkü, anlaşmalı boşanma kararının hüküm fıkrasında taraflar mal konusunda anlaştıklarında bu konuda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Yani mallar konusunda kurulmuş bir hüküm olmadığı gibi, tarafların imzalarını taşıyan protokolün mahkemece onaylanmasına şeklinde bir ifade de yer almamaktadır. Sadece, bu husus gerekçe kısmında yer almış olup, bilindiği gibi mahkemelerin kararlarının gerekçesi açıklayıcı nitelikte olduklarından, bağlayıcı bir özellikleri bulunmamaktadır. Kararların bağlayıcı kısmı hüküm fıkralarıdır. Bu bakımdan protokolün mahkemece onaylandığı ve kararın eki haline geldiğini söylemek güçtür. Boşanma veya ayrılığın fer’i sonuçlarına dair anlaşmalar, hakim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz (T.M.K.m.184/1-5.bent).

5-) Doğmayan haktan feragat olmaz

T.M.K.nun 23. maddesine göre, “Kimse, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez.” Bu hüküm, “ doğmayan haktan feragat olmaz “, ilkesini içermektedir. Doğmayan haktan feragat olmaz ilkesinin kaynağı iç hukukta T.M.K.nun 23. maddesidir. Evrensel hukuk kuralları da doğmayan haktan feragat olmaz ilkesini öngörmektedir. Esasen bu konuda gerek doktrinde ve gerekse uygulamada bir görüş ayrılığına rastlanılmamaktadır. Söz konusu madde medeni haklardan yararlanma ve aynı zamanda medeni hakları kullanmaktan feragat etmeyi yasaklamıştır. Henüz doğmamış haklar, gerek iç hukuk ve gerekse evrensel hukuk kurallarına göre medeni hak niteliğinde olduğu veya oldukları kabul edilmektedir.

6-) “ Doğmayan haktan feragat olmaz “ ilkesinin yargısal kararlara yansıması

-Cezayı icap ettiren olaydan şikayet etmek hakkı şahsiyetle ilgili medeni haklardandır. Medeni Kanunun 23. maddesi uyarınca, bir kimse medeni haklardan ve onları kullanmaktan kısmen olsun vazgeçemez. Türk Ceza Kanunun da; karının veya kocanın zinasına, diğer eşin evvelce muvafakat etmiş olması hali şikayet hakkını önleyecek bir olay olarak kabul edilmemiştir. Bundan başka zina fiilinin başlamasından evvel kadının, kocasının evli olmayan bir kadınla zinasına rıza gösterdiğine ve bu rızanın her türlü baskıdan uzak bulunduğuna yer vermek, kadının sosyal durumuyla bağdaşamaz. Bu itibarla kadının kocasının zinasına önceden muvafakat etmiş olması veya muvafakatını belli edecek şekilde davranmış olması T.C.K.nun 180. maddesinde yazılı 6 aylık süre içerisinde şikayet hakkını kullanmasına engel olamaz (YİBK 23.5.1966 T. 1966/3 Esas, 1966/5 K).

Medeni Kanunun 23. maddesine göre kimse, medeni haklarını kullanmaktan feragat edemez. Doğmamış haklar, medeni hak niteliğindedir. Onun için henüz hükme bağlanmamış bir kararın temyiz edilemeyeceğine dair sözleşme ve beyan geçersizdir. Çünkü, doğmamış haklardan feragat etmek caiz değildir. İlmi ve kazai içtihatlar da hükümden önce temyiz hakkından vazgeçilemeyeceği hususunda mutabakat halindedir (2. HD. 7.1.1971 T. 16 E, 1971/49 K).

Dava hakkı, şikayet haklarından olup, feragat edilemez (T.K.M.. m.23). Bu itibarla, nafakadan önceden vazgeçme hüküm ifade etmez (2.hd.11.4.1972 T.315 Esas, 1972/1285 K).

Doğmamış haktan peşinen vazgeçilemeyeceği yolundaki evrensel hukuk ilkesi gözden kaçırılarak, davacının borç miktarına itiraz etmeyeceği ve dava açmayacağına dair beyanına dayanılmak suretiyle sonradan çıkarılan borca karşı dava hakkından feragat ettiğinden bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır (11. HD. 14.10.1997 T. 1997/4264 E, 1997/7002 K).

Taraflar arasındaki sözleşmede her ne kadar cezai şartın fahiş olmadığına dair hüküm bulunduğu iddia edilmiş ise de, doğmamış haktan feragat edilemeyeceğinden bu husus araştırılmalıdır. Mahkemece, hükmedilen cezai şartın fahiş olmadığı tartışılmalı, şayet fahiş görülür ise indirilecek miktar belirlenip, sonucuna göre bir karar verilmelidir (13. HD. 11.10.2004 T. 2004/6611 E, 2004/14120 K).

Kadastro komisyonu tarafından karar verilmedikçe 3402 Sayılı Kadastro Kanununun geçici 5. maddesi gereğince doğrudan kadastro mahkemesine dava açması mümkün değildir. Davacı, yasal prosedüre uygun dava açmadığını öğrenince, erken açtığı davayı yürütmek istememiş ve davadan feragat etmiştir. Doğmayan bir haktan feragat hukuken sonuç doğurmaz (HGK. 31.3.1993 T. 1992/16-759 E, 1993/132 K).

Kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca yapımı yüklenilen inşaatın gecikmesi sebebiyle cezai şart ve kira kaybı zararının tahsili istemiyle açılan davada, davalı yüklenici mal sahibi olan davacının gecikmeden kaynaklanan cezai şart ve gelir kaybına dair feragat verdiğini ileri sürerek davanın reddini istemiş ise de, feragat tarihinden sonra oluşan zarar için feragat hüküm doğurmayacağından zararın hesaplanarak hüküm altına alınması gerekir (15. HD. 4.4.2007 T. 2006/1819 E, 2007/2112 K)

Boşanma davasında, tazminat ve nafaka talebinden vazgeçildiğine dair beyan, hakkın doğumundan önce feragat mümkün olmadığından geçerli değildir (2. HD. 24.2.2003 T. 2003/1076 E, 2003/2320 K).

Feragat ve kabul gibi irade beyanları kayıtsız ve koşulsuz olmalıdır (7. HD. 22.4.2005 T. 2005/1253 E, 2005/1268 K).

Katılma alacağı tasfiyeyle birlikte “ muaccel ” olur. Bu sebeple katılma alacağının derhal ifası gerekir. Katılma alacağının, katılma alacağı borçlusu eşin mal varlığından veya terekesinden elde edilip edilmeyeceği tasfiye sonunda katılma alacağının doğduğu, belirlendiği ve elde edilemeyeceğinin anlaşıldığı andan itibaren üçüncü kişiden istenilebilecektir.

7-)Eşler Arasındaki Mal Rejiminin Sona Ermesi Anı ile Mal Rejiminin Tasfiyesi Anı

T.M.K. 225. maddesine göre, mal rejimi; eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulü durumunda ölüm ve sözleşme tarihlerinde sona erdiği gibi, mahkemece, evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hallerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.

Somut olayda, eşler arasındaki evlilik anlaşmalı boşanma kararının 13.10.2009 tarihinde kesinleşmesiyle sona ermiştir. Eşler arasındaki yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi de anlaşmalı boşanma davasının açıldığı 12.10.2009 tarihinde sona ermiş bulunmaktadır. Evlilik tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar edinilen mallar, edinilmiş mal sayılır (T.M.K.m.219).

Evlilik boşanmayla sona ermiş ise, boşanma kararı kesinleşmeden eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesinin yapılması olanaklı görülmemektedir. Şayet boşanma davasıyla birlikte veya ondan ayrı olarak mal rejiminin tasfiyesi davası boşanma kararının kesinleşmesinden önce açılmış ise, HGK.nun 26.9.2012 T. 2012/8-192 E, 2012/629 Karar sayılı kararına göre bekletici mesele yapılmakta ve açılan boşanma davasının olumlu sonuçlanıp kesinleşmesi beklenmektedir. Boşanma davasının reddi halinde mal rejiminin tasfiyesi davasının da reddedileceği bir gerçektir. Çünkü açılan boşanma davasının olumlu sonuçlanıp kesinleşmesi, mal rejiminin tasfiyesi davasının görülebilirlik ön koşulunu oluşturmaktadır.

4721 Sayılı T.M.K.nun Değerlendirme Anı, başlığını taşıyan 235/1. maddesine göre; mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar, tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılırlar. Görüldüğü gibi, mal rejiminin sona erme tarihi, boşanma dava tarihi olduğu halde malların değerlendirme anı, kanuni deyimle tasfiye anındaki değer olarak belirtilmiş olup, bu tarih; kural olarak, verilecek karar tarihidir. Bu sebeple mal rejiminin tasfiyesine konu malların değeri verilecek karar tarihine en yakın tarihte ki bir tarihte belirlenir. Değer tespit tarihiyle kararın verileceği tarih arasında değer artışına yol açacak bir süre olmamalı yada önemli sayılmayacak bir değer artışı söz konusu olmalıdır. Hali hazırda uygulama bu yönde gelişme göstermekte ve bu ilke sapma göstermeksizin uygulanmaktadır.

Şu halde, mal rejiminin tasfiyesi davası, kural olarak, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra açılması gerekmektedir. Ve bu tarihten sonra açılacak mal rejimi davasının karara bağlanması ve kesinleşmesiyle mal rejiminin tasfiyesi sona ermektedir. Bu durum karşısında katılma alacağı, beklenen, beklenti halinde olan ve gelecekte elde edilmesi gereken beklemece bir hak olarak gerek doktrin ve gerekse uygulama tarafından kabul edilmektedir. İşte bu sebeple doğmayan haktan feragat olmaz, görüşünü savunmaktayım.

Zira katılma alacağı davası açılmakla birlikte henüz katılma alacağının hak edilip edilemeyeceği yada ne miktarda olacağı, daha ötesi katılma alacağının olup olmadığı henüz belli ve belirlenebilmiş değildir. Alacağın ancak, mal rejiminin tasfiyesinin yapılıp sona ermesiyle belirgin hale geldiğinin kabulü gerekmektedir. Doktrinde ağırlıklı görüş bu yöndedir.

8-)Borçlu Eşin Alacaklısı, Katılma Alacağını Haczedebilir mi?

Katılma alacağına konu taşınmaz borçlu eş adına iken anlaşmalı boşanma protokolüyle diğer eşe bırakıldığı yada tapuda yaptığı satış ve devirle diğer eşe intikal ettirildiği bir an için varsayalım. Borçlu eşin alacaklısı, anlatıldığı biçimde taşınmazın diğer eşe bırakılması yada intikalinin muvazaalı olduğunu, alacaklıyı zarara uğratmak amacını taşıdığını gerekçe göstermek suretiyle borçlu eş hakkında icra takibi yaparak ve takibin kesinleşmesi sonucu haczedilecek borçluya ait mal bulunmadığı durumlarda diğer eşe intikali sağlanan taşınmaz için İcra İflas Kanunun 120/2. maddesi gereğince icra müdürü tarafından verilen yetki üzerine borçlunun yerine geçmek suretiyle diğer eşe karşı katılma alacağı davasını açıp açmayacağı ve bu konuda takip yapıp yapmayacağı tartışmalı olmakla birlikte bir dosya sebebiyle bu konu Dairece görüşülmüş ve şu sonuca varılmıştır.

Birinci olarak, gerek uygulamada ve gerekse doktrinde boşanma davası açılana kadar icra takibinin yapılamayacağı ve borçlu eşin borcundan dolayı alacaklının katılma alacağı davasını açamayacağı yönündedir.

İkinci olarak, boşanma davası olumlu sonuçlanıp, kesinleşmeden mal rejiminin tasfiyesi davası eşler tarafından dahi açılamayacağı, açılmış ise az yukarda açıklandığı üzeri HGK. kararı uyarınca bekletici mesele yapılacağı söz konusu olduğuna göre boşanma kararının kesinleştiği tarihe kadar da, borçlu eşin alacaklısı tarafından icra takibi yapılamayacağı ve katılma alacağı davasının açılamayacağı görüşü benimsenmiştir. Varılan bu sonuç “ doğmayan haktan feragat “ olmaz ilkesinin açık bir ifadesi değil midir? Bu konuda Daire başkan ve üyeleri arasında fikir birliğine varılmıştır. Kural olarak, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra eşlerin birbirlerine karşı katılma alacağı davasını açma imkanları bulunduğuna göre artık bu tarihten sonra borçlu eşin alacaklısının da icra müdürünün vereceği yetki üzerine borçlunun yerine geçerek açıklanan örnekte olduğu gibi diğer eşe karşı katılma alacağı davasını açmalıdır. Doğal ki, yapılacak yargılama sonunda borçlu eşin katılma alacağı olduğu belirlendiği taktirde yada belirlenen oranda alacaklının bu katılma alacağından alacağını alması imkanına kavuşacaktır. Hal böyle iken, doğmayan haktan feragat olmaz ilkesinin göz ardı edilmesi düşünülemez.

Doktrinde ağırlıklı görüş; mal rejiminin tasfiyesine dair kararın kesinleşmesiyle beklenen (ileride alınması gereken beklemece) hak niteliğinde bulunan katılma alacağı belirgin hale geleceğinden ancak kesinleşme tarihinden sonra borçlu eşin alacaklısı katılma alacağını icra takibine koyabilir ve haczedebilir yönündedir.

Haciz uygulanan taşınmaz, tapuda şikayetçiler adına kayıtlıdır. Kat karşılığı inşaat sözleşmesine göre borçluya düşeceği belirtilen bağımsız bölümler için haciz uygulanmıştır. Borçluyla üçüncü kişi arasındaki kat karşılığı inşaat sözleşmesinin icrasına bağlı olarak ileride doğması muhtemel haklar üzerine haciz konulması yasaya aykırıdır. Bir hakkın yerine getirilmesi ve kamu düzeniyle ilgili olan bu konudaki şikayetin İ.İ.K.nun 16/2. maddesi gereğince süreye tabi olmadığı da gözetilerek şikayetçilere ait taşınmazlar üzerine konulan hacizlerin kaldırılması yerine istemin reddi isabetsizdir (12. HD. 6.5.2010 T. 2010/10087 E, 2010/11314 K).

30.11.2006 tarihinde haciz yapılan iş yerinin davacılarla borçlu tarafından adi ortaklık şeklinde işletildiği dolayısıyla haczedilen malların adi ortaklık malı olduğu anlaşılmaktadır. Adi ortaklıkta, ortaklık malı, ortaklardan birinin şahsi borcu dolayıyla haczedilemez. B.K.nun 534. maddesine (6098 sayılı T.B.K. m.638) göre bir ortağın alacaklıları haklarını ancak ortağın tasfiyedeki payı üzerinde kullanabilirler (21. HD. 1.12.2008 T: 2008/3210 E,. 2008/18587 K).

Somut olgu şöyle bir örnekle de açıklanabilir; Eşler anlaşmalı yada diğer boşanma sebeplerinden biriyle boşanma davasını açabilirler. Ne var ki, yargılama devam ederken henüz açılan boşanma davası herhangi bir biçimde sonuçlanmadan eşlerden birinin ölümü halinde ve mirasçılar yada mirasçılardan biri T.M.K.nun 181. maddesindeki hakkı kullanmadıkları takdirde, artık evliliğin boşanmayla değil, ölümle sona erdiğinin ve mal rejiminin de ölüm tarihinde son bulduğunun kabulü gerekir. Böyle bir durumda doğmayan haktan feragat olmaz ilkesi göz ardı edildiğinde durum nasıl değerlendirilecektir? Buna karşın eldeki davaya konu olayda, anlaşma protokolün 3 numaralı bendinde açıklandığı gibi “tarafların mal talepleri yoktur” ibaresi esas alınarak mal rejimi davası redle sonuçlandırılabilecek midir? Buna olumlu cevap vermek mümkün müdür? Çünkü yargılama sırasında ölüm olayı gerçekleşmiş ve eşler arasındaki mal rejimi, ölüm tarihinde sona ermiştir. Bu da, doğmayan haktan feragat olmaz ilkesini doğrulayan bir gerçekliktir.

4721 Sayılı T.M.K.nun eşler arasındaki mal rejimiyle ilgili kısmında yer alan madde başlıklarında bulunan “mal” ibaresinden hareketle (karşı oy yazısında) anlaşmalı boşanma protokolündeki “tarafların mal talepleri yoktur” ibaresinin her türlü malı kapsadığı sonucuna ulaşmak kesinlikle mümkün değildir. Bu yönde gerçekleşen Yüksek HGK’nun değerli çoğunluğun görüşüne de katılamıyorum. Her şeyden önce bu tür bir gerekçe hukuki bir gerekçe olamaz. Bu görüşten hareket edilirse anlaşmalı boşanmayı düzenleyen T.M.K.nun 166/3. maddesinde yer alan “…boşanmanın “mali” sonuçlarıyla çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulmaları şarttır” cümlesinde yer alan “mali sonuçları” özellikle de “mali=mal” tümcesinin de her türlü malı kapsadığı ve buna bağlı olarak katkı, katılma ve değer artış payı alacağına konu malların da bu kapsama girdiği sonucuna ulaşılacaktır. Ne var ki azınlık görüşü sahipleriyle birlikte HGK’lunun değerli çoğunluğunun bunu kabul etmedikleri ortadadır. Az yukarda da açıklandığı üzere mal rejimi davaları boşanmanın eki niteliğinde olmayıp, ondan bağımsız bir dava olduğundan, bu maddede geçen ve sözü edilen “mali=mal” ibaresi yada tümcesi kesinlikle her türlü malı kapsamamaktadır. Doktrin dahil azınlıkla çoğunluğun bu yönde farklı düşünmediği kanısındayım.

Saptanan tüm bu somut ve hukuki olgular karşısında davaya konu taşınmazın edinilmiş mal olduğu, anlaşmalı boşanma protokolünde yer alan “tarafların mal talepleri yoktur.” ibaresinin mal rejimleriyle bir ilgisinin bulunmadığı ve edinilmiş mallara katılma rejimine konu malları kapsamadığı, bu anlaşmanın yapıldığı tarihte eşler arasında henüz evliliğin devam ettiği ve sonuçlanmadığı, katılma alacağının bu sebeple henüz doğmadığı, ancak, mal rejiminin tasfiyesi ve sona ermesi sonucu katılma alacağının belirgin hale geleceği, dolayısıyla tüm bunlardan hareketle henüz doğmayan haktan feragat olamayacağı ilkesi gözetilerek direnme kararının bozulması gerekirken, onanması şeklinde gerçekleşen Yüksek H.G.K.’nun sayın çoğunluğunun görüşlerine açıklanan sebeplerle katılmıyorum.

Bir eşin ölümü halinde, iki ayrı tasfiye gündeme gelebilir. Biri miras hukukuna göre, yasal atanmış mirasçılar arasında terekenin paylaştırılması, diğer ise aile hukukuna göre, mal rejiminin tasfiyesi davasıdır. Ancak, sağ kalan eşin miras payının belirlenmesinden ÖNCE eşlerin edinilmiş malları için ÖNCELİKLİ OLARAK MAL REJİMİ TASFİYESİNİN YAPILMASI gerekmektedir. Böylece önce eşlerin katılma alacağı hakları belirlenecek ve bundan sonra ölen eşin tüm mal varlığı üzerinde onun mirasçıları ile sağ kalan eş arasında miras paylaşımı yapılabilecektir. Zira katılma alacağı, terekenin borcu olarak kabul edilir ve  mirasın paylaşımından mahsup edilmesi gerekir. Her iki davanın görüleceği mahkemeler farklıdır. Mirasın paylaşımında Sulh Hukuk Mahkemeleri, mal rejiminin tasfiyesinde ise Aile Mahkemeleri görevlidir. Mal rejimi ölümle sona erdiğinde tasfiyeye konu malların değerleri tasfiye anına göre belirlenir. (TMK. m. 232, 235/1) Yani karar tarihine yakın bir tarihteki değerleri esas alınacaktır.

Not: Y.8HD.18.04.2013 tarihli 2013/1927 E., 2013/5882 K. sayılı oyçokluğuyla verilen karardan bu kararla ve oybirliğiyle dönülerek azınlık görüşü benimsendi. İki ayrı (Mal rejiminin tasfiyesi/mirasın tasfiyesİ) tasfiyenin birlikte yapılamayacağı görüşü benimsendi.

T.C       

YARGITAY

8. HUKUK DAİRESİ

E. 2013/17871

K. 2013/19233

T. 17.12.2013

KAVRAMLAR

Katılma Alacağı

Katkı Payı

Katılım Payı

Mal Rejimi

Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi

Evlilik İçerisinde Edinilen Mallar

DAVA: Y. Ö. ile S. L. Ö. aralarındaki katkı payı (esasen katılma alacağı) davasının kabulüne dair İzmir 5. Aile Mahkemesi’nden verilen 11.06.2013 gün ve 562/470 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili, duruşmasız olarak davacı vekili taraflarından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 17.12.2013 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalı vekili Av. M. K. geldi. Başka kimse gelmedi. Duruşmaya bağlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR:

Davacı Y. vekili, tarafların muris A.’nin mirasçıları olduğunu, vefatından sonra taraflara bir kısım menkul ve gayrimenkul intikal ettiğini ancak davalıya intikal eden araç üzerinde müvekkilinin 1/2 oranında katılım payı bulunduğunu, aracın davalı tarafından kullanılmakta olup davacının araçtan faydalanması engellendiğinden fazlaya ilişkin hakları ve belirsiz alacak kaleminin belirli hale dönüşmesi anında davasını belirli alacak davasına dönüştürme hakkı saklı kalmak üzere öncelikle aracın trafik kayıtlarının 1/2’sinin iptali ile davacı adına tesciline, mümkün değil ise edinilmiş mallara katılım değeri olarak 7.000 TL’nin yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, 21.05.2013 tarihinde harcını yatırdığı dilekçesi ile talebini 14.500 TL olarak ıslah etmiştir.

Davalı S. L. vekili, dava konusu aracın evlilik içinde alınmasına rağmen bu araç alınırken muris A. adına 07.03.2005 tarihinde satın alınan 35 ZE 308 plakalı aracın takas edilip ayrıca bedel farkının da ödendiğini, önceki aracın 23.000 TL sayılıp 35.000 TL’ye yeni araç alınırken aradaki 12.000 TL’nin de muris tarafından ödendiğini, davacının kısa süren evlilikte hiç çalışmadığını açıklayarak davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın kabulüne, 14.500 TL’nin karar tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan alınıp davacıya ödenmesine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacı Y. ile ölen eşi A. Ö. 12.06.2009 tarihinde evlenmişler, taraflar arasındaki mal rejimi A. Ö.’un 18.12.2011 tarihinde ölümü ile sona ermiştir. (TMK’nun 225.m.) Sözleşmeyle başka mal rejimi seçilmediğinden, eşler arasında evlenme tarihinden mal rejiminin sona erdiği ölüm tarihine kadar yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK’nun 202, 4722 S.Y.nın 10.m.).

Temyize konu 35 L… plakalı araç taraflar arasında edinilmiş mallara katılma rejimi geçerli iken 04.03.2010 tarihinde satın alınarak A. Ö. adına trafikte tescil edilmiştir.

Dava; katılma alacağı isteğine ilişkindir, Evlilik içinde 01.01.2002 tarihi sonrası eşlerden biri adına edinilen mal varlığı üzerinde diğer eşin yasadan kaynaklanan artık değerin yarısı oranında katılma alacağı isteme imkanı bulunmaktadır (TMK’nun 231, 236/1,m.), TMK’nun 222. maddesi gereğince, belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Bir eşin bütün mallarının aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilmesi gerekir. Katılma alacağı bakımından talepte bulunan eşin çalışıp çalışmaması veya herhangi bir katkıda bulunup bulunmamasının bir önemi de yoktur. Katılma alacağı yasadan kaynaklanmaktadır. Bu tür davalarda, eklenecek değerlerden (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK. m.219) toplam değerinden mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da dikkate alınarak katılma alacağının hesaplanması gerekir.

İşin esasının incelenmesinden önce mal rejiminin “ölüm” nedeniyle sona erdiği dikkate alınarak bu konuda bir takım açıklamalar yapılması gerekliği düşünülmüştür. Mal rejiminin sona ermesi halinde sağ kalan eşin, ölen eş adına edinilmiş mallara katılma rejimi geçerli iken edinilen mal varlığı üzerinde artık değerin yarısı oranında katılma alacağı hakkı bulunduğu açıktır. Bu katılma alacağına hükmedilirken davacı sağ kalan eşin miras payının terekeye olan borcu nedeniyle istek olsun veya olmasın doğaldan doğruya yani kendiliğinden katılma alacağından düşürülmesi mümkün değildir.

Katılma alacağı, TMK’nun 202 ve devamı maddeleri gereğince kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan ve kanundan doğan şahsi nitelikte bir alacak hakkıdır. Gerek katılma alacağı ve gerekse katkı payı alacağı için aynı hakkın (mülkiyetin) istenemeyeceği konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. (07.10.1953 T. 1953/8 E, 1953/7 s. YİBBGK.)

TMK’nun 219. maddesinde, “edinilmiş mal, her eşin bir mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği mal varlığı değerleridir” biçiminde tanımlanmıştır.

TMK’nun 495 ve devamı maddelerinde, düzenlenen Miras Hukukundan (terekeden) doğan hak bir alacak hakkı olmayıp ayni nitelikte bir haktır. Yani bir ayni paylaşım söz konusudur. TMK’nun 641. maddesine göre, mirasçılar, tereke borçlarından müteselsilen sorumludur. Aynı Kanun’un 654. maddesinde ise, miras bırakanın bir mirasçıdaki alacağı, paylaşma sırasında o mirasçının payına mahsup edilir denilmektedir. Ancak, TMK’nun 654. maddesi, katılma alacağı bakımından somut olayda uygulama olanağı bulunmamaktadır. Yalnızca miras paylaşımı sırasında miras bırakanın bir mirasçıdaki alacağı için uygulanabilmektedir. Halbuki katılma alacağı murisin borcu olup, ödünç verilmiş bir alacağının olduğundan söz edilemez.

Eşler arasındaki mal rejimi TMK’nun 225/1. maddesi uyarınca, diğer eş R. F. B.’ın 06.07.2005 tarihinde ölümü ile sona ermiştir. TMK’nun 202 ve devamı maddeleri gereğince katılma alacağı terekenin öncelikli borçlarından olup, terekenin paylaşımından önce ödenmesi gereken bir alacak hakkıdır. Bu durum karşısında davacı, aynı zamanda terekenin borçlarından da sorumludur. Ne var ki katılma alacağı ile terekenin paylaşımına ilişkin hükümler birbirlerinden farklı olup, tasfiyeleri de birbirlerinden farklı hükümlere ve kurallara göre yapılmaktadır.

Katılma alacağı ve terekeden kaynaklanan haklar arasındaki farklılıklar kabaca şöyle sıralanabilir; katılma alacağı bakımından;

1-Katılma alacağı şahsi hak niteliğinde bir nisbi alacak hakkıdır.

2-Katılma alacağı kanundan kaynaklanmaktadır.

3-Ölümle sona eren edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi ölen eşin terekesinin paylaşılmasının bir ön koşulu olarak ortaya çıkmaktadır.

4-Katılma alacağı terekenin öncelikle ve peşin ödenmesi gereken borçları arasında yer almaktadır.

5-Katılma alacağı, miras bırakanın borcudur,

6-Miras bırakanın ölümü ile borçlu olma sıfatı mirasçılarına geçer ve mirasçılar TMK’nun 641. maddesine göre borçlardan müteselsilen sorumludurlar.

7-Davacı sağ eş, hem katılma alacağı nedeniyle tereke alacaklısı ve hem de tereke borcundan dolayı mirasçı sıfatıyla tereke borçlusudur. Bu nedenle alacaklı ve borçlu sıfatı davacı sağ eşte birleşmiş durumdadır.

8-Katılma alacağı alacaklısı miras payı oranında tereke borçlarından sorumludur.

9-Sağ eş katılma alacağını aldıktan sonra borca batık mirası (terekeyi) reddetme hakkı vardır.

10-Edinilmiş malların sürüm değerleri tasfiye anındaki yani karar tarihine en yakın tarihteki değerleri hesaplamaya esas alınır (TMK.m. 235/1), bu sebeple davanın sürecine göre ölüm tarihi ile karar tarihi arasında uzun süre geçmiş olabilir (3-5 yıl, hatta daha fazla olabilir),

11-Sağ eşin aldığı katılma alacağı, ölenin evlilik süresince edindiği mallara katkısının bir karşılığıdır.

12-Mal rejiminin tasfiyesinde yetkili ve görevli mahkeme Aile Mahkemesidir.

13-Katılma alacağı oranı kanun gereği 1/2 (yarısı) olup, sabit bir oran olarak belirlenmiştir (TMK.236/1),

14-Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesine konu mallar kural olarak edinilmiş mallardır. Miras (tereke) hakları bakımından ise;

1-Terekeden doğan hak şahsi hak niteliğinde bir nisbi alacak hakkı olmayıp, miras hukukundan kaynaklanan bir ayni hak, yani bir ayni paylaşımdır.

2-Mirasçılar tereke borçlarından müteselsilen sorumludur. (TMK.m.641/1),

3-Terekenin tasfiyesine konu mallar murisin hem kişisel malları ve hem de edinilmiş mallarıdır.

4-Terekenin net miktarının (net terekenin) bulunması için öncelikle tasfiyede sağ kalan eşin katılma alacağının çıkarılması gerekmektedir. Böylece terekenin tasfiyesinden düşecek paydan önce, eş mal rejiminin tasfiyesinden düşecek paya sahip olacaktır.

5-Miras, miras bırakanın ölümü ile açılır. Miras bırakanın sağlığında yapmış olduğu mirasla ilgili kazandırmalar ve paylaştırmalar terekenin ölüm anındaki durumuna göre değerlendirilir (TMK.m.575), yani terekedeki tüm kişisel ve edinilmiş malların sürüm değeri ölüm anındaki (tarihindeki) durumuna göre saptanır.

6-Katılma alacağı alacaklısının miras hakkı, ölenin mirasçısı olması nedeniyle aldığı bir karşılıktır.

7- Terekenin tasfiyesi ile ilgili tüm davalarda yetkili ve görevli mahkeme miras bırakanın yerleşim yeri Sulh Hukuk Mahkemesidir (TMK.m.658).

8- Sağ eşin yasal miras payı birinci zümre ile 1/4, ikinci zümre ile 1/2, üçüncü zümre ile 3/4 ve hiç mirasçı kalmamış ise tamamıdır (TMK.m.499), yani miras payı açıklandığı gibi değişkendir.

9- Sağ kalan eşin mirasçılık sıfatı sona ermiş olsa da (mirastan feragat, mirası ret, mirastan çıkartma, mirastan yoksunluk gibi) yasal mal rejimi tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağını mirasçılardan isteyebilir, mirastan feragat ve mirasın reddi, katılma alacağı bakımından feragat anlamına gelmez,

10-Terekenin (mirasın) paylaşımı için kanunda herhangi bir süre yer almamaktadır. TMK.nun 642. maddesine göre, mirasçılardan her biri, sözleşmeye veya kanun gereğince ortaklığı sürdürmekle yükümlü olmadıkça, her zaman mirasın paylaşılmasını isteyebilir (TMK.m.639. istihkak davası için zamanaşımı söz konusudur). Belirtildiği gibi açıklanan farklılıklar nedeniyle katılma rejiminin tasfiyesi ile terekenin tasfiyesi birlikte yapılamaz. Farklı tasfiye kurallarına bağlı bulunan her iki hakkın aynı anda ve birlikte tasfiyesi halinde ileride beklenmeyecek ve kestirilemeyecek sorunlarla veya sonuçlarla karşılaşılması mümkün olabilir. Bu konuda isteğin olup olmaması da sonuca etkili değildir. Katılma alacağının, terekenin borcu olduğu konusunda uyuşmazlık yoktur. Ancak bu alacak hakkı terekeden öncelikle ödenmesi gereken bir alacak hakkıdır. Davacı, terekeden alacaklı olduğu gibi, aynı zamanda az önce açıklanan TMK’nun 641. maddesi uyarınca da terekenin borçlusu durumundadır. Yani somut olayda, alacaklı ve borçlu sıfatı davacıda birleşmiş durumdadır.

Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda, katılma alacağı ile terekenin birlikte tasfiyeye tabi tutulmasının doğuracağı sakıncaların ve ortaya çıkabilecek çözümsüzlüklerin şimdiden kestirilmesi oldukça güçtür. Bu bakımdan istek olsun ya da olmasın sağ kalan davacı eşe ait miras payının katılma alacağından düşürülmesi; katılma alacağına hakim olan ilkeler ile miras hukukuna hakim olan ilkelere aykırı düşer. O halde, öncelikle davacının katılma alacağının terekenin öncelikli borcu olarak, terekeden ödenmesi, ondan sonra mirasçıların kalan net terekeyi aralarında miras payları oranında paylaşmaları gerekecektir. Davacının terekeye olan borcu ancak, terekenin tasfiyesi sırasında göz önünde bulundurulmalı ve terekeye olan borcu miras payından düşürüldükten sonra kalan miras payı varsa kendisine ödenmelidir. Öte yandan, mirasçıların birbirlerine karşı rücu davasını açarak alacaklarını tahsil etmeleri de mümkündür. Tüm bu açıklamalar sonunda Mahkemece tereke borcu ve miras payı dikkate alınmaksızın açıklanan Daire görüşüne uygun şekilde artık değerin yarısı oranında katılma alacağına hükmedilmesi usul bakımından doğru olmuştur.

Ancak, davacı eş ölen eşin mirasçısı olup davalı ise, murisin ilk eşinden olan mirasçısıdır. Davalı taraf, dava konusu aracın alımında muris A.’ye ait kişisel mal niteliğindeki 35 ZE 308 plakalı aracın kullanıldığını ve takasa verildiğini savunmuş ise de Mahkemece bu hususta bir araştırma yapılmamıştır. Dosya arasında bulunan 35 ZE 308 plakalı 2005 model Honda marka aracın muris A. Ö. tarafından 16.3.2005 tarihinde yani evlilik öncesi alındığı ve murisin kişisel malı olduğu, bu aracın 21.01.2011 tarihinde satıldığı görülmektedir. Davalı savunmasında geçen takas ile ilgili bir araştırma yapılmadığı ve belge getirtilmediği için bu aracın takasa verilerek dava konusu aracın alınıp alınmadığı anlaşılamamaktadır. Bu nedenle Mahkemece yapılması gereken iş, takasta kullanıldığı savunulan 35 ZE 308 plakalı araca ilişkin Honda servisinden veya dava konusu aracın alındığı Terakki Otomotiv Limited Şirketinden araştırma yapılarak takas savunmasını açıklığa kavuşturmak, savunmanın doğrulanması halinde bu aracın dava konusu aracın alım tarihi itibarıyla belirlenecek değerinin muris A.’nin kişisel malı olduğunu düşünmek, denkleştirmede gözetmek, bakiye ödenen miktarı dikkate alarak artık değeri hesaplamak ve sonucuna göre katılma alacağına hükmetmek olmalıdır. Davalının takas savunmasına değer verilmeden, bu hususta, bir inceleme ve araştırma yapılmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. Davalı vekilinin temyiz itirazı bu sebeple yerindedir. Davacı vekili ise, hükmedilecek faize dava ve ıslah tarihi itibarıyla hükmedilmesi gerektiğini ileri sürmekte ise de talep katılma alacağı niteliğinde bulunduğuna göre karar tarihinden geçerli faize hükmedilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Davacı vekilinin temyiz itirazı bu bakımdan yerinde değildir.

SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nın 428. maddesi uyarınca oybirliğiyle BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 990,00 TL Avukatlık Ücreti’nin davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalıya verilmesine, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/1 maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 215,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 247,65 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 17.12.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Avukat ısrar ederse !!!

Boşanma davalarında Tanık
1- Sadece tarafların usulüne uygun şekilde “dayandıkları VAKIALAR” hakkında dinlenilir.
Örnek:
Davacı eş sadece fiziksel şiddet vakıasına dayanmışsa aile hakimi tanıkların sadece bu konudaki bilgisini sormalıdır.

2- Taraf vekilleri “dayanmadıkları vakıalar” hakkında da tanığın beyanının alınmasında ısrar ederse ara kararı ile HMK m. 119/1-e ve f, 194 m. hükmüne göre talebin reddine karar vermelidir.

3- Dayanılmayan vakıaları gerekçeli kararda taraflara kusur olarak yükleyemezsiniz.

Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi – TMK. 166/son Fıkrası Uyarınca Üç Yıllık Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma- Fiili Ayrılık Döneminde Edinilen Mal – Resmi Evliliğin Devam Etmesi.

 

NOT: Evlilik T.: 24.7.1999, 1. Boşanma Dava T:25.4.2003, bu davanın reddi ve kesinleşme T: 28.4.2004, 2.Boşanma Dava T:3.10.2007, Kesinleşme T. 27.12.2011, Eşler 1. Boşanma dava tarihi olan 25.4.2003 tarihinden beri fiilen ayrı yaşıyorlar.

 

T.C.
YARGITAY
8. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2012/8516
KARAR NO : 2012/12142

Y A R G I T A Y İ L A M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : …. Aile Mahkemesi
TARİHİ : …2012
NUMARASI : …
DAVACI : …
DAVALI : …
DAVA TÜRÜ : Alacak

… ile ….aralarındaki alacak davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair …. Aile Mahkemesinden verilen ….2012 gün ve… sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili, duruşmasız olarak incelenmesi ise; davacı vekili taraflarından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 11.12.2012 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalı vekili …. geldi. Başka kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek dosya incelendi gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı …vekili, taraflar arasında 01.01.2002 tarihinden sonra edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğunu, bu tarih sonrası edinilen malların söz konusu bu rejime göre tasfiye edileceğini ve davacının yarı hakkı bulunduğunu açıklayarak bu dönemde alınan ve davalı adına tapuya tescil edilen…parselde …nolu meskenin yarı hissesinin değeri olan 10.000 TL’nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, harcını da yatırdığı dilekçesi ile talebini 60.000 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı …vekili, tarafların 2002 yılından beri fiilen ayrı olduklarını, davacının ayrılık döneminde alınan dava konusu taşınmazda katkıya dayalı talepte bulunamayacağını, davacının bir katkısı da olmadığını, davalının evlilik öncesi sahibi olduğu …..’daki taşınmazın satışından gelen para ile dava konusu taşınmazın parasının ödendiğini açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 37.200 TL’nin 10.000 TL’sının dava tarihinden, kalanının ise, ıslah tarihinden işleyecek yasal faiziyle davalıdan alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar …1999 tarihinde evlenmişlerdir. ..tarafından …aleyhine ,,,.2003 tarihinde açılan boşanma davası …Aile Mahkemesinin 01.07.2004 tarih … Esas … Karar sayılı ilamı ile ispatlanamadığı gerekçesi ile

.//..
2012/8516-12142 -2-

reddedilmiş, hüküm temyiz edilmeden 28.09.2004 tarihinde kesinleşmiştir. Davacı …03.10.2007 tarihinde açtığı boşanma davasında ilk kararın kesinleştiği tarihten itibaren tarafların bir araya gelmediklerini ve yasal koşulların gerçekleştiğini açıklayarak boşanmaya karar verilmesini istemiş, ….Aile Mahkemesinin 03.06.2009 tarih … Esas …Karar sayılı ilamı ile davacının talebi yerinde görülerek TMK.nun 166/son maddesi gereği tarafların boşanmalarına karar verilmiş, kesinleşen ilam sonucu boşanma kararı nüfusa 27.12.2011 tarihinde işlenmiştir.
Dava konusu …parselde …numaralı dubleks mesken 06.06.2006 tarihinde davalı ….. adına satın alınarak tapuya tescil edilmiştir.
Davacı tarafından dava dilekçesi ve yargılama boyunca gerek yasal edinilmiş mallara katılma rejiminden ve gerek katkıdan söz edilmekte ise de 01.01.2002 tarihi sonrası çalışma karşılığı elde edilen gelir ve emekli maaşı edinilmiş mal niteliğinde (TMK.nun 219.m) olduğuna göre davacının kişisel mal veya değer ile katkıyı gerektiren değer artış payı alacağı istemediği talebinin yasal mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan artık değer üzerinden katılma alacağı niteliğinde olduğunun kabulü gerekir.
Evlilik içinde 01.01.2002 tarihi sonrası eşlerden biri adına edinilen mal varlığı üzerinde diğer eşin yasadan kaynaklanan artık değerin yarısı oranında katılma alacağı isteme imkanı bulunmaktadır (TMK.nun 231, 236/1.m.). TMK.nun 222. maddesi gereğince, belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Bir eşin bütün mallarının aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilmesi gerekir. Katılma alacağı bakımından talepte bulunan eşin çalışıp çalışmaması veya herhangi bir katkıda bulunup bulunmamasının bir önemi de yoktur. Katılma alacağı yasadan kaynaklanmaktadır. Bu tür davalarda, eklenecek değerlerden (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK.m.219) toplam değerinden mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da dikkate alınarak katılma alacağının hesaplanması gerekir. Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar bu durumları ile tasfiyeye konu edilir (TMK.nun 231/1 m.). Söz konusu mal varlıklarının devredilmesi durumunda ise devredildiği tarih esas alınarak hesaplama yapılır (TMK.nun 235/son m.)
Karşılıklı temyiz nedenleri gözetilerek eldeki dosyada öncelikle çözümlenmesi gereken husus dava konusu taşınmazın edinildiği 6.6.2006 tarihinden önce 2002-2003 yıllarından itibaren taraflar arasındaki fiili ayrılığın mal rejiminin sona ermesi bakımından önemi olup olmadığı, mal rejiminin reddedilen ilk boşanma davasının dava tarihi 15.4.2003 tarihi itibarıyla mı, yoksa, boşanma ile sonuçlanan ikinci davanın dava tarihi 3.10.2007 tarihi itibarıyla mı sona erdiğidir.
Tarafların ilk boşanma davasının açıldığı 15.4.2003 tarihinden itibaren fiilen ayrı yaşadıkları hususunda bir ihtilaf yoktur. Kaldı ki boşanma ile sonuçlanan ikinci dosyada mahkeme gerekçesinde de tarafların fiilen 3.10.2007 tarihi öncesinde 4 yıl boyunca fiilen bir araya gelmedikleri kabul edilmiş, TMK.nun 166/son maddesi gereği boşanmaya hükmedilmiştir. Taraflar arasındaki evliliğin reddedilen boşanma ile sona erdiği kabul edilemez. Fiilen ayrılık tek başına boşanma nedeni değildir. Ancak TMK.nun 166/son maddesinde yazılı diğer koşullarla birlikte boşanma sebebi olarak kabul edilebilir. Red kararı sonrası evlilik resmi olarak devam ettiğine göre taraflar arasındaki evliliğin kabulle sonuçlanan ikinci boşanma kararının kesinleştiği tarihte sona erdiğinde şüphe yoktur.
TMK.nun 225. maddesinde ise mal rejiminin ne şekilde sona ereceği ve sona erme tarihi yazılı olup, boşanma sebebi ile evliliğin sona ermesi durumunda mal rejimi boşanma dava tarihi itibarıyla sona erecektir. Bu maddede fiili ayrılık mal rejiminin sona erme sebepleri arasında sayılmamıştır. Fiili ayrılık halinde haklarının zarar göreceğini düşünen eş haklı sebebin de bulunması halinde TMK.nun 206.maddesine göre mal ayrılığına geçilmesi isteğinde bulunabileceği gibi sözleşme ile mal rejiminin değiştirilmesi yoluna da gidebilecektir.TMK.nun 227.maddesine dayanan değer artış payı alacağında eşlerden birinin diğer eşin mal edinmesinde katkısından söz edilmekte ise de, TMK.nun 236. maddesine dayanan katılma alacağında eşlerden birinin herhangi bir katkısı gerekli olmadığı gibi eşlerden birinin diğer eşin edindiği mal üzerindeki hakkı yasadan kaynaklanan şahsi hak niteliğindedir. Değer artış payı alacağı bakımından fiili ayrılık döneminde diğer eşin edindiği mala katkıda bulunulması kural olarak, hayatın olağan akışına aykırı olduğundan bu dönem itibarıyla değer artış payı alacağının istenemeyeceği kabul edilmektedir. Diğer yandan eşlerden birinin bu dönemde diğer eşin edindiği mala TMK.nun 227.maddesinde belirtildiği şekilde kişisel mal veya geliri ile katkıda bulunduğunu ispat etmesi halinde değer artış payı talep etmesine yasal bir engel de yoktur. Ancak katılma alacağı daha farklı yasal düzenleme içermektedir. Katılma alacağı için az yukarıda yazılı olduğu gibi eşin herhangi bir katkısı gerekmemektedir. Bu hak yasadan kaynaklanmaktadır. Resmi evlilik devam ettiği sürece edinilen malların mal rejiminin sona erdiği anda mevcut olması durumunda (TMK.nun 235.m.) tasfiye edileceği yasa gereğidir. İlk açtığı boşanma davası reddedilen eşin az veya ağır kusurlu olması, diğer eşe karşı evlilik birliğinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmemiş olması TMK.nun 174. maddesinde yazılı tazminatlar ile TMK.nun 175. maddesinde yazılı nafaka bakımından önemli ise de TMK.nun 236/2.maddesi dışında mal rejiminin tasfiyesi bakımından bir önemi bulunmamaktadır. Tüm bu açıklamalar karşısında tarafların fiilen ayrı yaşıyor olmaları katılma alacağını ortadan kaldırmadığına göre bu hususa yönelen davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde değildir.
Bu kabule göre davacı ve davalı arasındaki mal rejimi, kabulle sonuçlanan boşanma davasının sonuçlandığı 03.10.2007 tarihinde sona ermiş olup, eşler arasında başka mal rejimi seçilmediğinden 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM’nin 170. m), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar (4721 sayılı TMK.nun 225/2. m) yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4721 sayılı TMK.nun 202.m). Eşler arasındaki mal rejimi TMK.nun 225/2. maddesi uyarınca kabulle sonuçlanan boşanma davasının açıldığı 03.10.2007 tarihi itibariyle sona ermiştir.
Evlilik içinde 06.06.2006 tarihinde edinilen dava konusu taşınmazın TMK.nun 222/1.maddesi gereği davalı tarafından kişisel malı olduğu ispat edilemediği sürece TMK.nun 222/3.maddesi gereği edinilmiş mal kabul edilmesi gerekir. Katılma alacağı bakımından talepte bulunan eşin çalışıp çalışmaması veya herhangi bir katkıda bulunup bulunmamasının bir önemi de yoktur. Burada ispat yükü kişisel mal olduğunu iddia eden davalıya düşmektedir. Toplanan delillerden davalı tarafından dava konusu taşınmazın evlenme öncesi sahibi olduğu diğer bir taşınmazın satışından gelirle edinildiği savunulmuş ise de getirtilen tapu kaydına göre diğer taşınmazın boşanma sonrasında 22.6.2009 tarihinde satıldığı anlaşılmış olup davalı savunmasını ispat edememiştir. Mahkemece davacının gerek emekli maaşı gerek terzilik yaparak ve fiili ayrılık tarihine kadar elde ettiği gelirden hareketle yaptığı hesaplama sonunda bulduğu %31 katkı oranı ile dava konusu taşınmazın karar tarihine en yakın tarih (keşif tarihi) itibarıyla belirlenen 120.000 TL değerin çarpımı sonunda bulduğu miktara hükmedilmiş ise de, katılma alacağının niteliği dikkate alındığında bu hesaplama yöntemine itibar edilmesi mümkün değildir. Edinilmiş mal niteliğindeki (TMK.nun 219.m.) çalışma karşılığı elde edilen gelirle yapılan katkının katılma alacağında bir önemi yoktur. Bu bakımdan mahkemece karar tarihine en yakın sürüm değeri dikkate
alınarak, eklenecek değerlerden (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK.m.219) toplam değerinden mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da dikkate alınarak katılma alacağının hesaplanması gerekirken, davanın niteliği ile ilgisi olmayan bir takım hesaplamalardan, katkı oranından hareketle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Açıklanan nedenle davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden REDDİNE, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK.nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 558,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine ve 579,15 TL peşin harcın da istek halinde davalıya iadesine 11.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

T.C       

YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ 17.12.2013 2013/17871 E. 2013/19233 K.

KAVRAMLAR

Katılma Alacağı

Katkı Payı

Katılım Payı

Mal Rejimi

Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi

Evlilik İçerisinde Edinilen Mallar

DAVA: Y. Ö. ile S. L. Ö. aralarındaki katkı payı (esasen katılma alacağı) davasının kabulüne dair İzmir 5. Aile Mahkemesi’nden verilen 11.06.2013 gün ve 562/470 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili, duruşmasız olarak davacı vekili taraflarından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 17.12.2013 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalı vekili Av. M. K. geldi. Başka kimse gelmedi. Duruşmaya bağlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR:

Davacı Y. vekili, tarafların muris A.’nin mirasçıları olduğunu, vefatından sonra taraflara bir kısım menkul ve gayrimenkul intikal ettiğini ancak davalıya intikal eden araç üzerinde müvekkilinin 1/2 oranında katılım payı bulunduğunu, aracın davalı tarafından kullanılmakta olup davacının araçtan faydalanması engellendiğinden fazlaya ilişkin hakları ve belirsiz alacak kaleminin belirli hale dönüşmesi anında davasını belirli alacak davasına dönüştürme hakkı saklı kalmak üzere öncelikle aracın trafik kayıtlarının 1/2’sinin iptali ile davacı adına tesciline, mümkün değil ise edinilmiş mallara katılım değeri olarak 7.000 TL’nin yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, 21.05.2013 tarihinde harcını yatırdığı dilekçesi ile talebini 14.500 TL olarak ıslah etmiştir.

Davalı S. L. vekili, dava konusu aracın evlilik içinde alınmasına rağmen bu araç alınırken muris A. adına 07.03.2005 tarihinde satın alınan 35 ZE 308 plakalı aracın takas edilip ayrıca bedel farkının da ödendiğini, önceki aracın 23.000 TL sayılıp 35.000 TL’ye yeni araç alınırken aradaki 12.000 TL’nin de muris tarafından ödendiğini, davacının kısa süren evlilikte hiç çalışmadığını açıklayarak davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın kabulüne, 14.500 TL’nin karar tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan alınıp davacıya ödenmesine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacı Y. ile ölen eşi A. Ö. 12.06.2009 tarihinde evlenmişler, taraflar arasındaki mal rejimi A. Ö.’un 18.12.2011 tarihinde ölümü ile sona ermiştir. (TMK’nun 225.m.) Sözleşmeyle başka mal rejimi seçilmediğinden, eşler arasında evlenme tarihinden mal rejiminin sona erdiği ölüm tarihine kadar yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK’nun 202, 4722 S.Y.nın 10.m.).

Temyize konu 35 L… plakalı araç taraflar arasında edinilmiş mallara katılma rejimi geçerli iken 04.03.2010 tarihinde satın alınarak A. Ö. adına trafikte tescil edilmiştir.

Dava; katılma alacağı isteğine ilişkindir, Evlilik içinde 01.01.2002 tarihi sonrası eşlerden biri adına edinilen mal varlığı üzerinde diğer eşin yasadan kaynaklanan artık değerin yarısı oranında katılma alacağı isteme imkanı bulunmaktadır (TMK’nun 231, 236/1,m.), TMK’nun 222. maddesi gereğince, belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Bir eşin bütün mallarının aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilmesi gerekir. Katılma alacağı bakımından talepte bulunan eşin çalışıp çalışmaması veya herhangi bir katkıda bulunup bulunmamasının bir önemi de yoktur. Katılma alacağı yasadan kaynaklanmaktadır. Bu tür davalarda, eklenecek değerlerden (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK. m.219) toplam değerinden mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da dikkate alınarak katılma alacağının hesaplanması gerekir.

İşin esasının incelenmesinden önce mal rejiminin “ölüm” nedeniyle sona erdiği dikkate alınarak bu konuda bir takım açıklamalar yapılması gerekliği düşünülmüştür. Mal rejiminin sona ermesi halinde sağ kalan eşin, ölen eş adına edinilmiş mallara katılma rejimi geçerli iken edinilen mal varlığı üzerinde artık değerin yarısı oranında katılma alacağı hakkı bulunduğu açıktır. Bu katılma alacağına hükmedilirken davacı sağ kalan eşin miras payının terekeye olan borcu nedeniyle istek olsun veya olmasın doğaldan doğruya yani kendiliğinden katılma alacağından düşürülmesi mümkün değildir.

Katılma alacağı, TMK’nun 202 ve devamı maddeleri gereğince kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan ve kanundan doğan şahsi nitelikte bir alacak hakkıdır. Gerek katılma alacağı ve gerekse katkı payı alacağı için aynı hakkın (mülkiyetin) istenemeyeceği konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. (07.10.1953 T. 1953/8 E, 1953/7 s. YİBBGK.)

TMK’nun 219. maddesinde, “edinilmiş mal, her eşin bir mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği mal varlığı değerleridir” biçiminde tanımlanmıştır.

TMK’nun 495 ve devamı maddelerinde, düzenlenen Miras Hukukundan (terekeden) doğan hak bir alacak hakkı olmayıp ayni nitelikte bir haktır. Yani bir ayni paylaşım söz konusudur. TMK’nun 641. maddesine göre, mirasçılar, tereke borçlarından müteselsilen sorumludur. Aynı Kanun’un 654. maddesinde ise, miras bırakanın bir mirasçıdaki alacağı, paylaşma sırasında o mirasçının payına mahsup edilir denilmektedir. Ancak, TMK’nun 654. maddesi, katılma alacağı bakımından somut olayda uygulama olanağı bulunmamaktadır. Yalnızca miras paylaşımı sırasında miras bırakanın bir mirasçıdaki alacağı için uygulanabilmektedir. Halbuki katılma alacağı murisin borcu olup, ödünç verilmiş bir alacağının olduğundan söz edilemez.

Eşler arasındaki mal rejimi TMK’nun 225/1. maddesi uyarınca, diğer eş R. F. B.’ın 06.07.2005 tarihinde ölümü ile sona ermiştir. TMK’nun 202 ve devamı maddeleri gereğince katılma alacağı terekenin öncelikli borçlarından olup, terekenin paylaşımından önce ödenmesi gereken bir alacak hakkıdır. Bu durum karşısında davacı, aynı zamanda terekenin borçlarından da sorumludur. Ne var ki katılma alacağı ile terekenin paylaşımına ilişkin hükümler birbirlerinden farklı olup, tasfiyeleri de birbirlerinden farklı hükümlere ve kurallara göre yapılmaktadır.

Katılma alacağı ve terekeden kaynaklanan haklar arasındaki farklılıklar kabaca şöyle sıralanabilir; katılma alacağı bakımından;

1-Katılma alacağı şahsi hak niteliğinde bir nisbi alacak hakkıdır.

2-Katılma alacağı kanundan kaynaklanmaktadır.

3-Ölümle sona eren edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi ölen eşin terekesinin paylaşılmasının bir ön koşulu olarak ortaya çıkmaktadır.

4-Katılma alacağı terekenin öncelikle ve peşin ödenmesi gereken borçları arasında yer almaktadır.

5-Katılma alacağı, miras bırakanın borcudur,

6-Miras bırakanın ölümü ile borçlu olma sıfatı mirasçılarına geçer ve mirasçılar TMK’nun 641. maddesine göre borçlardan müteselsilen sorumludurlar.

7-Davacı sağ eş, hem katılma alacağı nedeniyle tereke alacaklısı ve hem de tereke borcundan dolayı mirasçı sıfatıyla tereke borçlusudur. Bu nedenle alacaklı ve borçlu sıfatı davacı sağ eşte birleşmiş durumdadır.

8-Katılma alacağı alacaklısı miras payı oranında tereke borçlarından sorumludur.

9-Sağ eş katılma alacağını aldıktan sonra borca batık mirası (terekeyi) reddetme hakkı vardır.

10-Edinilmiş malların sürüm değerleri tasfiye anındaki yani karar tarihine en yakın tarihteki değerleri hesaplamaya esas alınır (TMK.m. 235/1), bu sebeple davanın sürecine göre ölüm tarihi ile karar tarihi arasında uzun süre geçmiş olabilir (3-5 yıl, hatta daha fazla olabilir),

11-Sağ eşin aldığı katılma alacağı, ölenin evlilik süresince edindiği mallara katkısının bir karşılığıdır.

12-Mal rejiminin tasfiyesinde yetkili ve görevli mahkeme Aile Mahkemesidir.

13-Katılma alacağı oranı kanun gereği 1/2 (yarısı) olup, sabit bir oran olarak belirlenmiştir (TMK.236/1),

14-Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesine konu mallar kural olarak edinilmiş mallardır. Miras (tereke) hakları bakımından ise;

1-Terekeden doğan hak şahsi hak niteliğinde bir nisbi alacak hakkı olmayıp, miras hukukundan kaynaklanan bir ayni hak, yani bir ayni paylaşımdır.

2-Mirasçılar tereke borçlarından müteselsilen sorumludur. (TMK.m.641/1),

3-Terekenin tasfiyesine konu mallar murisin hem kişisel malları ve hem de edinilmiş mallarıdır.

4-Terekenin net miktarının (net terekenin) bulunması için öncelikle tasfiyede sağ kalan eşin katılma alacağının çıkarılması gerekmektedir. Böylece terekenin tasfiyesinden düşecek paydan önce, eş mal rejiminin tasfiyesinden düşecek paya sahip olacaktır.

5-Miras, miras bırakanın ölümü ile açılır. Miras bırakanın sağlığında yapmış olduğu mirasla ilgili kazandırmalar ve paylaştırmalar terekenin ölüm anındaki durumuna göre değerlendirilir (TMK.m.575), yani terekedeki tüm kişisel ve edinilmiş malların sürüm değeri ölüm anındaki (tarihindeki) durumuna göre saptanır.

6-Katılma alacağı alacaklısının miras hakkı, ölenin mirasçısı olması nedeniyle aldığı bir karşılıktır.

7- Terekenin tasfiyesi ile ilgili tüm davalarda yetkili ve görevli mahkeme miras bırakanın yerleşim yeri Sulh Hukuk Mahkemesidir (TMK.m.658).

8- Sağ eşin yasal miras payı birinci zümre ile 1/4, ikinci zümre ile 1/2, üçüncü zümre ile 3/4 ve hiç mirasçı kalmamış ise tamamıdır (TMK.m.499), yani miras payı açıklandığı gibi değişkendir.

9- Sağ kalan eşin mirasçılık sıfatı sona ermiş olsa da (mirastan feragat, mirası ret, mirastan çıkartma, mirastan yoksunluk gibi) yasal mal rejimi tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağını mirasçılardan isteyebilir, mirastan feragat ve mirasın reddi, katılma alacağı bakımından feragat anlamına gelmez,

10-Terekenin (mirasın) paylaşımı için kanunda herhangi bir süre yer almamaktadır. TMK.nun 642. maddesine göre, mirasçılardan her biri, sözleşmeye veya kanun gereğince ortaklığı sürdürmekle yükümlü olmadıkça, her zaman mirasın paylaşılmasını isteyebilir (TMK.m.639. istihkak davası için zamanaşımı söz konusudur). Belirtildiği gibi açıklanan farklılıklar nedeniyle katılma rejiminin tasfiyesi ile terekenin tasfiyesi birlikte yapılamaz. Farklı tasfiye kurallarına bağlı bulunan her iki hakkın aynı anda ve birlikte tasfiyesi halinde ileride beklenmeyecek ve kestirilemeyecek sorunlarla veya sonuçlarla karşılaşılması mümkün olabilir. Bu konuda isteğin olup olmaması da sonuca etkili değildir. Katılma alacağının, terekenin borcu olduğu konusunda uyuşmazlık yoktur. Ancak bu alacak hakkı terekeden öncelikle ödenmesi gereken bir alacak hakkıdır. Davacı, terekeden alacaklı olduğu gibi, aynı zamanda az önce açıklanan TMK’nun 641. maddesi uyarınca da terekenin borçlusu durumundadır. Yani somut olayda, alacaklı ve borçlu sıfatı davacıda birleşmiş durumdadır.

Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda, katılma alacağı ile terekenin birlikte tasfiyeye tabi tutulmasının doğuracağı sakıncaların ve ortaya çıkabilecek çözümsüzlüklerin şimdiden kestirilmesi oldukça güçtür. Bu bakımdan istek olsun ya da olmasın sağ kalan davacı eşe ait miras payının katılma alacağından düşürülmesi; katılma alacağına hakim olan ilkeler ile miras hukukuna hakim olan ilkelere aykırı düşer. O halde, öncelikle davacının katılma alacağının terekenin öncelikli borcu olarak, terekeden ödenmesi, ondan sonra mirasçıların kalan net terekeyi aralarında miras payları oranında paylaşmaları gerekecektir. Davacının terekeye olan borcu ancak, terekenin tasfiyesi sırasında göz önünde bulundurulmalı ve terekeye olan borcu miras payından düşürüldükten sonra kalan miras payı varsa kendisine ödenmelidir. Öte yandan, mirasçıların birbirlerine karşı rücu davasını açarak alacaklarını tahsil etmeleri de mümkündür. Tüm bu açıklamalar sonunda Mahkemece tereke borcu ve miras payı dikkate alınmaksızın açıklanan Daire görüşüne uygun şekilde artık değerin yarısı oranında katılma alacağına hükmedilmesi usul bakımından doğru olmuştur.

Ancak, davacı eş ölen eşin mirasçısı olup davalı ise, murisin ilk eşinden olan mirasçısıdır. Davalı taraf, dava konusu aracın alımında muris A.’ye ait kişisel mal niteliğindeki 35 ZE 308 plakalı aracın kullanıldığını ve takasa verildiğini savunmuş ise de Mahkemece bu hususta bir araştırma yapılmamıştır. Dosya arasında bulunan 35 ZE 308 plakalı 2005 model Honda marka aracın muris A. Ö. tarafından 16.3.2005 tarihinde yani evlilik öncesi alındığı ve murisin kişisel malı olduğu, bu aracın 21.01.2011 tarihinde satıldığı görülmektedir. Davalı savunmasında geçen takas ile ilgili bir araştırma yapılmadığı ve belge getirtilmediği için bu aracın takasa verilerek dava konusu aracın alınıp alınmadığı anlaşılamamaktadır. Bu nedenle Mahkemece yapılması gereken iş, takasta kullanıldığı savunulan 35 ZE 308 plakalı araca ilişkin Honda servisinden veya dava konusu aracın alındığı Terakki Otomotiv Limited Şirketinden araştırma yapılarak takas savunmasını açıklığa kavuşturmak, savunmanın doğrulanması halinde bu aracın dava konusu aracın alım tarihi itibarıyla belirlenecek değerinin muris A.’nin kişisel malı olduğunu düşünmek, denkleştirmede gözetmek, bakiye ödenen miktarı dikkate alarak artık değeri hesaplamak ve sonucuna göre katılma alacağına hükmetmek olmalıdır. Davalının takas savunmasına değer verilmeden, bu hususta, bir inceleme ve araştırma yapılmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. Davalı vekilinin temyiz itirazı bu sebeple yerindedir. Davacı vekili ise, hükmedilecek faize dava ve ıslah tarihi itibarıyla hükmedilmesi gerektiğini ileri sürmekte ise de talep katılma alacağı niteliğinde bulunduğuna göre karar tarihinden geçerli faize hükmedilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Davacı vekilinin temyiz itirazı bu bakımdan yerinde değildir.

SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nın 428. maddesi uyarınca oybirliğiyle BOZULMASINA

 

Avukatların, “DELİLLERİ SOMUTLAŞTIRMA” Yükü Vardır !! Avukatların;

1- Dayandıkları delilleri

2- Hangi delilin “HANGİ VAKIANIN” ispatı için gösterildiğini AÇIKÇA BELİRTMELERİ zorunludur.

(HMK m. 194 f. II)

 

PRATİK ÇALIŞMA YAPALIM MI?

 

Boşanma davasında dayandığınız VAKIALAR (HMK m. 194/1)

1- Fiziksel şiddet

2- Zorla ilişki olsun.

 

Vakıaları ispat deliliniz (HMK m. 119/1-f)

1- Tanık muhtar Ahmet

2- Tanık anne Fatma olsun.  Hangi delilin “HANGİ VAKIANIN” ispatı için gösterildiğini AÇIKÇA BELİRTMEK  zorunda olduğunuz için yapacağınız işlem;

1- Fiziksel şiddet vakıası için Tanık Ahmet

2- Zorla ilişki için Tanık Fatma’yı dinleteceğiz diye delileri somutlaştırmak zorundasınız. Çünkü HMK m. 119/1-f ve 194/2 böyle emrediyor.

 

Somutlaştırma yükünün gereğini yapmazsanız neler olur neler!

 

Hakim sizin yüzünüzden muhtara sorar:

“Hüseyin, karısı ile zorla ilişki kuruyormuş. Sen bunu görmüşsün. Avukat seni şahit göstermiş”

Yargıtay 8. HD. 18.04.2013 T.,2013-1927 E.,2013-5882 K.

Not: Y.8HD.18.04.2013 tarihli 2013/1927 E., 2013/5882 K. sayılı oyçokluğuyla verilen karardan bu kararla ve oybirliğiyle dönülerek azınlık görüşü benimsendi. İki ayrı (Mal rejiminin tasfiyesi/mirasın tasfiyesİ) tasfiyenin birlikte yapılamayacağı görüşü benimsendi.

Hukuki Tartışma: Edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan katılma alacağı olup mal rejimi ölümle sona erdiğine, sağ kalan eş davacı olup hem katılma alacağı alacaklısı ve hem de mirasçı sıfatıyla tereke borçlusu olduğuna, alacaklı ve borçlu sıfatı kendisinde birleştiğine göre TMK. m.499 uyarınca 1/4 miras payı davacı borcu katılma akacağından kendiliğinden (istek olmadan) veya istek olsun yada olmasın düşürülmesi gerekli mi?

T.C.

YARGITAY
8.Hukuk Dairesi

ESAS NO         : 2013/1927

KARAR NO        : 2013/5882                                              Y A R G I T A Y   İ L A M I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ      : ….. Aile Mahkemesi

TARİHİ  : ….2010

NUMARASI        : 2006/….-2010/….

DAVACI          : …..

DAVALI          : ….

DAVA TÜRÜ       : Katılma alacağı

…. ile …aralarındaki dava hakkında ….. Aile Mahkemesi’nden verilen ….2010 tarih ve …./… sayılı hükmün Daire’nin 17.09.2012 gün ve 6164/7468  sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmişti. Davalı vekili  tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; dosya incelendi,  gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı  vekili dava dilekçesinde;  vekil edenin eşi ….’ın 06.07.2005  tarihinde  vefatı ile geriye mirasçı olarak  vekil edenle birlikte davalının kaldığını, evlilik  birliği içerisinde 2002  yılından sonra edinilen … ada …. parsel … numaralı  bağımsız bölümün  tapuda  muris adına kayıtlı olup, taraflar arasındaki yasal mal rejimi  nedeniyle taşınmazın 1/2’sinin vekiledenin  olduğunu açıklayarak taşınmazın tapusunun iptali ile 1/2  payının vekiledeni adına  tesciline karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili 20.10.2006  tarihli dilekçesiyle isteğinin artık değerin yarısı olan katılma alacağı  olduğunu açıklamış,  mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinden sonra, davalı vekilinin temyizi üzerine, Daire’nin 17.09.2012  tarih ve 2012/6164-7488  Esas ve Karar sayılı ilamı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir. Davalı vekili, süresinde karar düzeltme isteğinde bulunmuştur.

Toplanan deliller ve dosya kapsamından;  davacı ve  müteveffa …. ….1997 tarihinde evlenmiştir. Evlilik birliği ….’ın 06.07.2005 tarihinde ölümü ile sona ermiştir. Eşler arasındaki mal rejimi TMK 225/1. maddesi gereğince  ölüm tarihinde sona ermiştir. Bu durum karşısında evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK.nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM.nin 170.maddesi uyarınca eşler arasında mal ayrılığı rejimi, 01.01.2002 tarihinden  ….’ın ölüm  tarihine kadar 4722 sayılı Kanunun 10. maddesi gereğince, eşler başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerinden TMK’nun 202. maddesine göre edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir.

Dava dilekçesinin içeriği, davacının yargılama aşamasındaki beyanları ve   taşınmazın  edinme tarihine göre dava  4721 sayılı TMK.nun 202 ve devam maddeleri gereğince kabul edilen yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan ve TMK.nun 231, 232, 235 ve 236. maddeleri gereğince açılan katılma alacağı isteğine ilişkindir. Bu tür davalarda, eklenecek değerlerden (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK.m.219) toplam değerinden  mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların  kazanılmış hakları da gözetilerek taşınmazın tasfiye tarihindeki değeri dikkate alınarak (TMK. m.235/1) katılma alacağı belirlenmelidir.

Uyuşmazlık konusu  … ada …. parseldeki …. numaralı bağımsız bölüm 16.06.2005 tarihinde satış sonucu muris …..adına tescil edilmiş, taşınmazın edinilmesinde Fortisbank’tan sağlanan 50.00,00 TL kredi kullanılmıştır. Mahkemece dava konusu  taşınmazın  karar tarihine en yakın tarihteki  değeri ( sürüm değeri) tespit  edilmiş,  TMK’nun 230. maddesi gereğince  taşınmaza ilişkin banka kredisi düşülerek artık değer  belirlenmiş  ve bu miktarın  yarısına  katılma alacağı olarak  hükmedildiğine göre, davalı  vekilinin sair karar düzeltme  nedenleri  yerinde değildir.

Ancak, davacı sağ kalan eştir. Sağ eşin mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak hakkı, terekeye ait borç olup, davacının TMK’nun 499. maddesine göre 1/4  oranında miras payı bulunmaktadır. Bu durumda, davalı, belirlenen  katılma alacağının  tamamından sorumlu tutulamaz.  Yeniden yapılacak keşif sonucunda  taşınmazın karar tarihine en yakın tarihteki sürüm değeri tespit edilerek bu değerden taşınmaz için ödenen  kredi borcunun düşülmesi suretiyle  artık değer bulunmalı, artık değerin tespitinden sonra  TMK’nun 236 maddesi gereğince katılma alacağına karar verilirken, sağ kalan eş davacının  1/4  oranında  mirasçı  olduğu  dikkate alınarak  terekeden davacıya düşen pay mahsup edilmeli  ve bu şekilde elde  edilecek miktara  katılma alacağı olarak karar verilmesi gerekirken  yazılı şekilde  hüküm  kurulması doğru değildir.

Davalı vekilinin  karar düzeltme isteği açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle Dairenin  17.09.2012 gün ve 2012/ 6164 Esas, 2012/7488 Karar sayılı onama kararının 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440. maddesi gereğince ortadan kaldırılmasına ve mahalli mahkemenin 29.09.2010 gün ve 2006/267 Esas, 2010/1064 Karar sayılı hükmünün   BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 61,05 TL’nin temyiz eden davalıdan alınmasına,18.04.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

Başkan                          Üye                            Üye                            Üye                      Üye

(Muhalif)

KARŞI OY

Dava, 4721 sayılı TMK.nun 202 ve devamı maddeleri gereğince yasal mal rejimi olarak kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan ve TMK.nun 219, 230, 231, 232, 235 ve 236. maddeleri gereğince açılan katılma alacağı isteğine ilişkindir.

Yerel mahkemece; 67421,15 TL katılma alacağının davalıdan yasal faizi ile  birlikte tahsiline karar verilmesi ve hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yüksek Daire 17.09.2012 tarih ve 2012/6144 Esas 2012/7488 Karar sayılı kararıyla hükmün onanmasına karar verilmiştir.

Davalı vekili, bu sefer 15.11.2012 havale tarihli karar düzeltme dilekçesiyle, murisin 06.07.2005 tarihinde ölümü ile eşler arasındaki  evliliğin sona erdiğini, ….’deki evin satılmasından gelen  40000,00 TL para ile bankadan çekilen 50000,00 TL kredinin toplamı olan 90000,00 TL ile yeni evin alındığını, bu alımdan kısa bir süre sonra muris …..’ın öldüğünü, kredi taksitlerini ödemeden vefat etmiş olması nedeniyle kredinin davacı ve davalı mirasçılar tarafından ortaklaşa miras payları oranında ödendiğini, davalının bir katkısının olmadığını, karşılığını vererek davacı tarafından edinilen bir mal  bulunmadığını, 40000,00 TL nin kişisel mal olduğunu açıklayarak onama ilamının kaldırılmasıyla Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesini istemiştir.

Karar düzeltme isteği üzerine yapılan incelemede, değerli çoğunluk tarafından “uyuşmazlık konusu … ada …. parseldeki … nolu bağımsız bölümün 16.06.2005 tarihinde satın alma  sonucu muris ….. adına tescil edildiğini, taşınmazın edinilmesinde Fortis Banktan sağlanan 50000,00 TL kredinin kullanıldığını, Mahkemece, dava konusu taşınmazın karar tarihine en yakın tarihteki değerinin (sürüm değeri) tespit edildiğini, TMK’nun 230. maddesi gereğince taşınmaza ilişkin banka kredisi düşülerek artık değerin belirlendiğini ve bu miktarın yarısının katılma alacağı olarak  hüküm altına alındığını, bu nedenle davalı vekilinin sair karar düzeltme nedenlerinin yerinde olmadığını, ancak davacının sağ kalan eş olduğunu, sağ eşin mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak hakkının terekeye ait borç olarak değerlendirilmesi gerektiğini, bu bakımdan davacının TMK’nun 499. maddesi uyarınca ¼ oranında miras payı bulunduğunu, bu durumda davalı belirlenen katılma alacağının tamamından sorumlu tutulamayacağını, yeniden yapılacak keşif sonunda taşınmazın karar tarihine en yakın tarihteki sürüm değerinin tespit edilerek, bu değerden taşınmaz için ödenen kredi borcunun düşürülmesi suretiyle artık değerin bulunması gerektiğini ve bu değerin tespitinden sonra TMK’nun 236. maddesi gereğince katılma alacağına karar verilirken, sağ kalan eş olan davacının ¼ oranında miras payı gözetilerek terekeden davacıya  düşen payın mahsup edilmesi ile elde edilecek miktarın katılma alacağı olarak hüküm altına alınması gerektiği gerekçesiyle davacının miras payı bakımından hükmün bozulmasına” karar verilmiştir.

Çoğunluk ile azınlık arasındaki görüş ayrılığı davacıya ait ¼ oranındaki miras payının terekeye olan borcu nedeniyle  istek olsun veya olmasın doğrudan doğruya yani kendiliğinden katılma alacağından düşürülmesi olanağının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Katılma alacağı, TMK.nun 202 ve devamı maddeleri gereğince kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan ve kanundan doğan şahsi nitelikte bir alacak hakkıdır. Gerek katılma alacağı ve gerekse katkı payı alacağı için  aynı hakkın (mülkiyetin) istenemeyeceği konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. (07.03.1953 T.1953/8E, 1953/7 s. YİBBGK.)

TMK.nun 219. maddesinde, “edinilmiş mal, her eşin bir mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği mal varlığı değerleridir” biçiminde tanımlanmıştır.

TMK.nun 495 ve devamı maddelerinde, düzenlenen Miras Hukukundan (terekeden) doğan hak bir alacak hakkı olmayıp ayni nitelikte bir haktır. Yani bir aynı paylaşım söz konusudur. TMK.nun 641. maddesine göre, mirasçılar, tereke borçlarından müteselsilen sorumludur. Aynı  kanunun  654. maddesinde ise, miras bırakanın  bir mirasçıdaki  alacağı, paylaşma sırasında o mirasçının payına mahsup edilir, denilmektedir. Ancak, TMK.nun 654. maddesi, katılma alacağı bakımından somut olayda uygulama olanağı bulunmamaktadır. Yalnızca miras paylaşımı sırasında miras bırakanın bir mirasçıdaki alacağı için uygulanabilmektedir. Halbuki katılma alacağı murisin borcu olup, ödünç verilmiş bir alacağının olduğundan  söz edilemez.

Eşler arasındaki mal rejimi TMK.nun 225/1. maddesi uyarınca, diğer eş ……’ın 06.07.2005 tarihinde ölümü ile sona ermiştir. TMK.nun 202 ve devamı maddeleri gereğince katılma alacağı terekenin öncelikli borçlarından olup, terekenin paylaşımından önce ödenmesi gereken bir alacak hakkıdır. Bu durum karşısında davacı, aynı zamanda terekenin borçlarından da sorumludur. Bu konuda da azınlık ve çoğunluk arasında bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır. Ne var ki katılma alacağı ile terekenin paylaşımına ilişkin hükümler birbirlerinden farklı olup, tasfiyeleri de birbirlerinden farklı  hükümlere ve kurallara göre  yapılmaktadır.

Katılma alacağı ve terekeden kaynaklanan haklar arasındaki farklılıkları şöyle sıralamak mümkündür; katılma alacağı bakımından; 1- Katılma alacağı şahsi hak niteliğinde bir nisbi alacak hakkıdır, 2- Katılma alacağı kanundan kaynaklanmaktadır, 3- Ölümle sona eren edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi ölen eşin terekesinin paylaşılmasının bir ön koşulu olarak ortaya çıkmaktadır, 4- Katılma alacağı terekenin öncelikle ve peşin ödenmesi gereken borçları arasında yer almaktadır, 5- Katılma alacağı, miras bırakanın borcudur, 6- Miras bırakanın ölümü ile borçlu olma sıfatı mirasçılarına geçer ve mirasçılar TMK.nun 641. maddesine göre borçlardan müteselsilen sorumludurlar, 7- Davacı sağ eş, hem katılma alacağı nedeniyle tereke alacaklısı ve hem de tereke borcundan dolayı mirasçı sıfatıyla tereke borçlusudur. Bu nedenle alacaklı ve borçlu sıfatı davacı sağ eşte birleşmiş durumdadır, 8- Katılma alacağı alacaklısı miras payı oranında tereke borçlarından sorumludur, 9- Sağ eş katılma alacağını aldıktan sonra borca batık mirası (terekeyi) reddetme hakkı vardır, 10- Edinilmiş malların sürüm değerleri tasfiye anındaki yani karar tarihine en yakın tarihteki değerleri hesaplamaya  esas alınır (TMK.m.235/1), bu sebeple davanın sürecine göre ölüm tarihi ile karar tarihi arasında uzun süre geçmiş olabilir (3-5 yıl, hatta daha fazla olabilir), 11- Sağ eşin aldığı katılma alacağı, ölenin evlilik süresince edindiği mallara katkısının bir karşılığıdır, 12- Mal rejiminin tasfiyesinde yetkili ve görevli mahkeme Aile Mahkemesidir, 13- Katılma alacağı oranı kanun gereği ½ (yarısı) olup, sabit bir oran olarak belirlenmiştir (TMK.236/1), 14- Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesine konu mallar kural olarak edinilmiş mallardır.  Miras (tereke) hakları bakımından; 1- Terekeden doğan hak şahsi hak niteliğinde bir nisbi alacak hakkı olmayıp, miras hukukundan kaynaklanan bir ayni haktır. Yani bir ayni paylaşımdır. 2- Mirasçılar tereke borçlarından müteselsilen sorumludur. (TMK.m.641/1), 3- Terekenin tasfiyesine konu mallar murisin hem kişisel malları ve hem de edinilmiş mallarıdır. 4- Terekenin net miktarının (net terekenin) bulunması için öncelikle tasfiyede sağlanan eşin katılma alacağının çıkarılması gerekmektedir. Böylece terekenin tasfiyesinden düşecek paydan önce, eş mal rejiminin tasfiyesinden düşecek paya sahip olacaktır. 5- Miras, miras bırakanın ölümü ile açılır. Miras bırakanın sağlığında yapmış olduğu mirasla ilgili kazandırmalar ve paylaştırmalar terekenin ölüm anındaki durumuna göre değerlendirilir (TMK.m.575), yani terekedeki tüm kişisel ve edinilmiş malların sürüm değeri ölüm anındaki (tarihindeki ) durumuna göre saptanır, 6- Katılma alacağı alacaklısının miras hakkı, ölenin mirasçısı olması nedeniyle aldığı bir karşılıktır, 7- Terekenin tasfiyesi ile ilgili tüm davalarda yetkili ve görevli mahkeme miras bırakanın yerleşim yeri Sulh Hukuk Mahkemesidir (TMK.m.658), 8- Sağ eşin yasal miras payı 1. zümre ile ¼, 2. zümre ile ½, 3. zümre ile ¾, ve hiç mirasçı  kalmamış ise tamamıdır (TMK.m.499), yani miras payı açıklandığı gibi değişkendir, 9- Sağ kalan eşin mirasçılık sıfatı sona ermiş olsa da (mirastan feragat, mirası ret, mirastan çıkartma, mirastan yoksunluk gibi) yasal mal rejimi tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağını mirasçılardan isteyebilir, mirastan feragat ve mirasın reddi, katılma alacağı bakımından  feragat anlamına gelmez, 10- Terekenin (mirasın) paylaşımı için kanunda herhangi bir süre yer almamaktadır. TMK.nun 642. maddesine göre, mirasçılardan her biri, sözleşmeye veya kanun gereğince ortaklığı sürdürmekle yükümlü olmadıkça, her zaman mirasın paylaşılmasını isteyebilir (TMK.m.639, istihkak davası için zamanaşımı söz konusudur). Belirtildiği gibi açıklanan farklılıklar nedeniyle katılma rejiminin tasfiyesi ile terekenin tasfiyesinin birlikte yapılmasının kesinlikle doğru olmadığı görüşündeyim. Çünkü bizi beklenmeyen sorunlar ve sonuçlarla karşı karşıya bırakabilir.  Bu konuda isteğin olup olmaması da sonuca etkili değildir.

Davacı eş ölen eşin mirasçısı olup davalı ise, murisin ilk eşinden olan mirasçısıdır. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, bankadan çekilen kredi iki mirasçı tarafından miras payları oranında kapatıldığı savunulmaktadır. Kredinin mirasçılardan biri tarafından az veya çok ödenmiş bulunması nedeniyle diğer eşten istenmesi genel hükümlere göre çözümlenmesi gereken bir husus olup Aile Mahkemesinin  görevi dahilinde bulunmamaktadır.

Katılma alacağı, terekenin borcu olduğu konusunda uyuşmazlık yoktur. Ancak bu alacak hakkı terekeden öncelikle ödenmesi gereken bir alacak hakkıdır. Davacı, terekeden alacaklı olduğu gibi, aynı zamanda az önce açıklanan TMK.nun 641. maddesi uyarınca da terekenin borçlusu durumundadır. Yani somut olayda, alacaklı ve borçlu sıfatı davacıda birleşmiş durumdadır.

Çoğunluğun görüşü benimsendiği takdirde katılma alacağının tasfiyesi ile terekenin paylaşımının birlikte yapılması yolunun açılacağı konusunda kuşku duyulmamalıdır. Zaten bir formülü bulunmayan, tam aksine adeta sayısız formüle sahip olan  katılma alacağının hesaplanması yönteminin oldukça karmaşıklığı karşısında, birde mirasın paylaşımı buna eklendiğinde mal rejiminin tasfiyesini daha da içinden çıkılmaz hale getirileceğinden kuşku duyulmamalıdır. En büyük endişem buradan kaynaklanmaktadır. Farklı tasfiye kurallarına bağlı bulunan her iki hakkın aynı anda ve birlikte tasfiyesi halinde ileride  beklenmeyecek ve kestirilemeyecek sorunlarla karşılaşılması mümkün olabilir.  Örneğin, mal rejiminin tasfiyesi yapıldıktan sonra, murisin sağ kalan eşini  mirastan mahrum (yoksun) bırakıldığına yada mirastan çıkartıldığına veya tüm mirasını davacı eş dışında başkalarına  bıraktığına  ilişkin bir vasiyetnamenin ortaya çıkması halinde durum ne olacaktır ve nasıl değerlendirilecektir. Ya da, sağ kalan eş öncelikli olan katılma alacağını terekeden aldıktan sonra terekenin borca batık olduğunu öğrenmesi üzerine  mirası reddetmek istediğinde sorun ne şekilde değerlendirilecektir. Bu ve benzeri durumların beklenmeyen ve kestirilemeyen haller olduğunda duraksamamak gerekir.

Tüm bunlar gözönünde bulundurulduğunda, katılma alacağı ile terekenin birlikte tasfiyeye tabi tutulmasının doğuracağı sakıncaların ve ortaya çıkabilecek çözümsüzlüklerin şimdiden kestirilmesi oldukça güçtür. Bu bakımdan istek olsun ya da olmasın sağ kalan davacı eşe ait miras payının katılma alacağından düşürülmesi katılma alacağına hakim olan ilkeler ile miras hukukuna hakim olan ilkelere aykırı düştüğü kanısındayım.

O halde, öncelikle davacının katılma alacağının terekenin öncelikli borcu olarak terekeden ödenmeli, ondan sonra mirasçılar kalan net terekeyi aralarında miras payları oranında paylaşmaları gerekecektir. Davacının terekeye olan borucu ancak terekenin tasfiyesi sırasında göz önünde bulundurulmalı ve terekeye olan borcu miras payından düşürüldükten sonra kalan miras payı varsa kendisine ödenmelidir. Öte yandan, mirasçıların birbirlerine karşı rücu davasını açarak alacaklarını tahsil etmeleri de mümkündür.

Kaldı ki, davalı ve vekili dosyaya sundukları tüm dilekçelerde, davacının aynı zamanda tereke borçlusu olduğunu, bu nedenle miras payı oranında katılma alacağından bu borcun düşürülmesi gerektiğini savunma olarak getirmemişler ve bu konuda herhangi bir beyanda bulunmamışlardır. İstek dahi olmadan, HMK.nun 26. maddesine aykırı olarak Daire çoğunluğunca bu hususun kendiliğinden göz önünde bulundurulmasının doğru olmadığı ve yukarıda açıklanan ilkelere uygun düşmediği kanısındayım.

Saptanan bu somut olgular karşısında, davalı vekilinin karar düzeltme isteğinin reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabulü ile davacının miras payı bakımından hükmün bozulmasına karar verilmesi biçiminde gerçekleşen değerli çoğunluğun görüşlerine açıklanan nedenlerle katılmıyorum. 18.04.2013

Kural:

Genel ahlakın kesin olarak gerekli kıldığı hallerde duruşmanın GİZLİ YAPILMASINA re’sen (kendilliğinden) mahkemece karar verilebilir. (HMK m. 28/2)

 

Uygulama:

Bir boşanma davasında örneğin cinsel ilişki kurulamadığı iddiasına ilişkin yargılamayı ağzına kadar dolu bir salonda anlattırmak zulümdür.

 

Eşler gizlilik kararı alınabileceğini bilmez. Aile hakiminin re’sen gizlilik kararı alarak eşleri gizli şekilde dinlemesi mümkündür.

 

Sonuç:

Aile hakimlerinin bu gibi hallerde gizlilik kararı alarak yetkilerini kullanması gerekir.

 

⭐️⭐️3 Mart 2017 günlü YİBK’nın ÇOK ÇOK ÖNEMLİ sonuçları⭐️⭐️ 1- İlk derece ve BAM hakimleri taraflarca usulüne uygun sürede “AÇIKÇA DAYANILMAYAN” bir delili talep üzerine ya da kendiliğinden toplayamaz !!
2- Taraflarca usulüne uygun sürede AÇIKÇA dayanılmayan bir delil toplanmış olsa bile asla hükme esas alınamaz !!!
3- YİBK kararı;
İlk derece mahkemelerini,
Bölge adliye mahkemelerini
Ve Yargıtay’ı BAĞLAR !!!
4- Kuşkusuz ki kendiliğinden delil toplama kuralının geçerli olduğu davalarda (vesayet, velayet vb) bu YİBK uygulanmaz !!!
5- Avukatlar;
– Hem dayandıkları vakıaları
– Hem de bu vakıaları ispat edecekleri delileri
AÇIKÇA yazmak zorundadır !!! (HMK m. 194 ve 3.3.2017 YİBK)
6- Görüldüğü üzere Yargıtay TEKSİF İLKESİNİ uygulamaktaki kararlılığını YİBK ile açıkça gösterdiğinden bu YİBK’ya sadece İDM ve BAM değil YARGITAY’IN bütün daireleri ve HGK da uymak ZORUNDADIR !!!
7- Dayanılmayan bir vakıayı ya da delili hükme esas alan bütün İDM kararlarını 3.3.2017 günlü YİBK ve TMK m. 194 hükmüne göre “bu sebeple” İSTİNAF ediniz. BAM 3.3.2017 günlü YİBK’na uymak zorundadır !!!

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) İzmir Bölge Müdürlüğü’nden alınan bilgilere göre İzmir’de evlenen çiftlerin sayısı 2015 yılına göre yüzde 0,4 azalarak 2016 yılında 32 bin 354 oldu. İzmir’de kaba evlenme hızı ise binde 7,71 olarak gerçekleşti.

Kaba evlenme hızının 2016 yılında en yüksek olduğu il, binde 10,19 ile Kilis oldu. Bu ili binde 8,78 ile Aksaray, binde 8,74 ile Şanlıurfa ve Adıyaman izledi. Kaba evlenme hızının en düşük olduğu il ise binde 5,07 ile Gümüşhane oldu. Bu ili binde 5,51 ile Bayburt, binde 5,59 ile Tunceli izledi.

Ortalama ilk evlenme yaşı, İzmir’de 2016 yılında erkekler için 28, kadınlar için 25,1 oldu. Erkek ile kadın arasındaki ortalama ilk evlenme yaş farkı ise 2,9 yaş olarak gerçekleşti.

Kaba boşanma hızının en yüksek olduğu il yine İzmir oldu

İzmir’de boşanan çiftlerin sayısı bir önceki yıla göre yüzde 3,8 azalarak 11 bin 49’a geriledi.

Kaba boşanma hızının 2016 yılında en yüksek olduğu il, binde 2,63 ile İzmir oldu. Bu ili binde 2,55 ile Muğla, binde 2,46 ile Antalya izledi. Kaba boşanma hızının en düşük olduğu iller ise binde 0,15 ile Hakkari ve Şırnak oldu. Bu illeri binde 0,23 ile Siirt, binde 0,25 ile Muş izledi.

İzmir’de boşanmaların yüzde 38’i evliliğin ilk beş yılı içinde gerçekleşti

İzmir’de boşanmaların 2016 yılında yüzde 38’i evliliğin ilk 5 yılı, yüzde 20’si ise evliliğin 6-10 yılı içinde gerçekleşti.

Son Makaleler


Anlaşmalı Boşanma Protokolünde Yer Alan “…Tarafların Mal Talepleri Yoktur…” İbaresi Mal Rejiminden Kaynaklanan Alacakları Kapsar.

 T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2013/8-185 K. 2013/1601 T. 27.11.2013 DAVA : Taraflar arasındaki “mal rejiminden kaynaklanan alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Söğüt Asliye Hukuk(Aile) Mahkemesince davanın reddine dair verilen 4.3.2011gün ve 2010/139 E.- 2011/45 K. sayılı kararın incelenmesi davacı tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin…

EŞİN ÖLÜMÜ HALİNDE MİRASIN PAYLAŞILMASINDAN ÖNCE MAL REJİMİNİN TASFİYESİ GEREKİR.

Bir eşin ölümü halinde, iki ayrı tasfiye gündeme gelebilir. Biri miras hukukuna göre, yasal atanmış mirasçılar arasında terekenin paylaştırılması, diğer ise aile hukukuna göre, mal rejiminin tasfiyesi davasıdır. Ancak, sağ kalan eşin miras payının belirlenmesinden ÖNCE eşlerin edinilmiş malları için ÖNCELİKLİ OLARAK MAL REJİMİ TASFİYESİNİN YAPILMASI gerekmektedir. Böylece önce eşlerin…

Boşanma Davalarında Tanık

Avukat ısrar ederse !!! Boşanma davalarında Tanık 1- Sadece tarafların usulüne uygun şekilde “dayandıkları VAKIALAR” hakkında dinlenilir. Örnek: Davacı eş sadece fiziksel şiddet vakıasına dayanmışsa aile hakimi tanıkların sadece bu konudaki bilgisini sormalıdır. 2- Taraf vekilleri “dayanmadıkları vakıalar” hakkında da tanığın beyanının alınmasında ısrar ederse ara kararı ile HMK m….

TMK. 166/son Fıkrası Uyarınca Üç Yıllık Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma- Fiili Ayrılık Döneminde Edinilen Mal – Resmi Evliliğin Devam Etmesi.

Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi – TMK. 166/son Fıkrası Uyarınca Üç Yıllık Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma- Fiili Ayrılık Döneminde Edinilen Mal – Resmi Evliliğin Devam Etmesi.   NOT: Evlilik T.: 24.7.1999, 1. Boşanma Dava T:25.4.2003, bu davanın reddi ve kesinleşme T: 28.4.2004, 2.Boşanma Dava T:3.10.2007, Kesinleşme T. 27.12.2011, Eşler 1. Boşanma…

Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Tasfiyesi İle Terekenin Tasfiyesi Birlikte Yapılamaz.

T.C        YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ 17.12.2013 2013/17871 E. 2013/19233 K. KAVRAMLAR Katılma Alacağı Katkı Payı Katılım Payı Mal Rejimi Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi Evlilik İçerisinde Edinilen Mallar DAVA: Y. Ö. ile S. L. Ö. aralarındaki katkı payı (esasen katılma alacağı) davasının kabulüne dair İzmir 5. Aile Mahkemesi’nden verilen 11.06.2013 gün ve 562/470…

Hangi delilin “HANGİ VAKIANIN” ispatı için gösterildiğini AÇIKÇA BELİRTMELERİ zorunludur.

Avukatların, “DELİLLERİ SOMUTLAŞTIRMA” Yükü Vardır !! Avukatların; 1- Dayandıkları delilleri 2- Hangi delilin “HANGİ VAKIANIN” ispatı için gösterildiğini AÇIKÇA BELİRTMELERİ zorunludur. (HMK m. 194 f. II)   PRATİK ÇALIŞMA YAPALIM MI?   Boşanma davasında dayandığınız VAKIALAR (HMK m. 194/1) 1- Fiziksel şiddet 2- Zorla ilişki olsun.   Vakıaları ispat deliliniz…

Katılma Alacağı – Ölüm – Miras Payı

Yargıtay 8. HD. 18.04.2013 T.,2013-1927 E.,2013-5882 K. Not: Y.8HD.18.04.2013 tarihli 2013/1927 E., 2013/5882 K. sayılı oyçokluğuyla verilen karardan bu kararla ve oybirliğiyle dönülerek azınlık görüşü benimsendi. İki ayrı (Mal rejiminin tasfiyesi/mirasın tasfiyesİ) tasfiyenin birlikte yapılamayacağı görüşü benimsendi. Hukuki Tartışma: Edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan katılma alacağı olup mal rejimi ölümle…

Boşanma Davalarında Duruşma Hangi Hallerde Gizli Yapılır.

Kural: Genel ahlakın kesin olarak gerekli kıldığı hallerde duruşmanın GİZLİ YAPILMASINA re’sen (kendilliğinden) mahkemece karar verilebilir. (HMK m. 28/2)   Uygulama: Bir boşanma davasında örneğin cinsel ilişki kurulamadığı iddiasına ilişkin yargılamayı ağzına kadar dolu bir salonda anlattırmak zulümdür.   Eşler gizlilik kararı alınabileceğini bilmez. Aile hakiminin re’sen gizlilik kararı alarak…

İlk derece ve BAM hakimleri taraflarca usulüne uygun sürede “AÇIKÇA DAYANILMAYAN” bir delili talep üzerine ya da kendiliğinden toplayamaz !!!

⭐️⭐️3 Mart 2017 günlü YİBK’nın ÇOK ÇOK ÖNEMLİ sonuçları⭐️⭐️ 1- İlk derece ve BAM hakimleri taraflarca usulüne uygun sürede “AÇIKÇA DAYANILMAYAN” bir delili talep üzerine ya da kendiliğinden toplayamaz !! 2- Taraflarca usulüne uygun sürede AÇIKÇA dayanılmayan bir delil toplanmış olsa bile asla hükme esas alınamaz !!! 3- YİBK kararı;…

Boşanma Oskarları Açıklandı: İzmir Yine Oskarlık.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) İzmir Bölge Müdürlüğü’nden alınan bilgilere göre İzmir’de evlenen çiftlerin sayısı 2015 yılına göre yüzde 0,4 azalarak 2016 yılında 32 bin 354 oldu. İzmir’de kaba evlenme hızı ise binde 7,71 olarak gerçekleşti. Kaba evlenme hızının 2016 yılında en yüksek olduğu il, binde 10,19 ile Kilis oldu. Bu…

Önemli Web Siteler

  • Türkiye Barolar Birliği
  • İstanbul Barosu
  • UYAP Avukat
  • İstanbul Adalet Sarayı