Avukat Güçlü ŞAN

admin-ajax  1. YASAL MAL REJİMİ   a) Genel olarak:
Evlilik sırasında edinilen malvarlıksal değerlerin paylaşımını esas alan sistemdir. bu gün için yasal mal rejimi “edinilmiş Mallara katılma” rejimidir (Mk. m. 218 vd). Sistemin temel özellikleri olarak evlilik devam ettiği sürece her eşin kendi malları üzerinde serbestçe tasarruf etmesini, kendi borçlarından kişisel olarak sorumlu olmasını, eşlerin elde ettikleri kazançları ile evlilik süresince edindikleri malların mal rejiminin sona ermesi halinde nakdi olarak paylaştırılmasını öngördüğünü söyleyebiliriz. Eşlerin tüm malvarlıkları global olarak tasfiye edilmekte ve edinilmiş mallar üzerinden bir artık değere ulaşılması hedeflenmektedir.

b) 2002 öncesi sistemi:

aa) Genel olarak: Mal ayrılığı rejimi geçerlidir. Yargıtay katkı payı kavramını getirmiştir. Katkı payı sözleşme ilişkisi (bağışlama, inançlı işlem, vekalet, adi şirket sözleşmeleri) veya aile hukuku işlemi olarak görünebilir. Ayni veya nakdi talep hakkı verir.

bb) Katkı payı kavramı:

“Katkı payı” kavramı kanunlarımızda yer almamakla birlikte 2002 öncesi mal ayrılığının geçerli olduğu sistemde, eşlerden birisinin üzerinde görülen bir malda diğer eşin katkısının evliliğin boşanma ile sona erdiği durumda talep edilmesine imkan vermek üzere, bu çerçevede doğan alacağı ifade eden mal paylaşımı ve Yargıtay tarafından “alacak hakkı kaynağı bir hukuki kurum” niteliği kazandırılmış bir kavramdır.

İsabetli bir uygulama ile Yargıtay, bağışlama şartlarının olmadığı bu hallerde işlemi gelecekte ortak yararlanma kastına dönük bir işlem olarak nitelemektedir. Alman Hukukunda, temelinde aile içi ortaklıktan doğan bir işlem olarak nitelenen bu işlemlerin, evliliğin sona ermesi hallerinde belli bir tasfiyeye tabi tutulması kaçınılmaz olarak görünmektedir. Bu tasfiyenin dayanağı, işlem temelinin çökmesi olarak adlandırılmakta ve bu çerçevede aile içi ortaklık nedeniyle gelecekte yararlanma amacına dönük olarak yapılan bu işlemin evliliğin sona ermesi ile temelinin çöktüğü kabul edilerek ya aynen ya da çoğu zaman tazminat olarak iade edileceği belirtilmektedir.

Yargıtay aynı terminolojiyi kullanmasa da; kararlarında evlilik süresince birlikte yararlanma esasına dayalı edinilmiş malvarlıklarından bu süre boyunca yararlanmaya dönük akdi ilişkinin evlilik birliğinin sona ermesi ile temelini kaybettiği ve bu malvarlığının edinilmesine yapılan katkının da bu çerçevede geri verilmesi gerektiğini istikrarlı olarak savunmaktadır. İşlemin amacı, ya da işlemi yapan kişinin tasavvuru evlilik süresince söz konusu değerden birlikte yararlanmak olduğuna göre evliliğin sona ermesi ile bu tasavvur sona ermiş olmaktadır. Bu durumda Yargıtay’ın kabul ettiği dengeyi sağlayıcı çözüm, yapılan katkının dava günündeki değeri nazara alınarak iadesini sağlamaktır. Yani var olan sözleşme ilişkisi yararlanmanın sona ermesi ile değişik bir içeriğe bürünerek, yapılmış olan katkının iadesi ilişkisine dönüşmektedir.

Böylece katkı payının Borçlar Hukuku kapsamında bir alacak hakkı doğurduğu kabul edilmektedir. Ancak uygulamada Yargıtay, özellikle taşınmazlara yapılan katkıda, katkı yapan eşin aynî talebini kabul etmemekte, yani taşınmazın belli bir payının diğer eşe aidiyetini kabul etmek suretiyle tescili talep hakkı vermemektedir. Yargıtay katkının karşılığı olarak, katkı oranında alacak hakkı
tanımaktadır.

Katkı payını talep hakkının zamanaşımının on yıl olduğu Yargıtay tarafından kabul edilmektedir.

2. SEÇİMLİK MAL REJİMLERİ (MK. m. 242vd)

• Mal ayrılığı
• Paylaşmalı mal ayrılığı
• Mal ortaklığı
Seçim, resmi sözleşme olarak noterde yapılabilir.

3. MAL REJİMİ SÖZLEŞMESİ YAPILMASI:

a) Yapılma zamanı:
• herhangi bir zaman içinde, evlenecek olan taraflarca(nişanlılar), noterde düzenleme veya onama şeklinde yapılabilir;
• Veya evlenme başvurusu sırasında yazılı olarak yapılabilir. bu halde sadece seçme yapılabilir (MK. m.205)
• eşler, evlilik herhangi bir nedenle sona erinceye kadar her zaman yeni bir mal rejimi sözleşmesi yapabilirler. Bu sözleşme, m.205 gereği resmi şekilde yapılmalıdır. Küçük ve kısıtlılar izne tabidir.

b) Sözleşmenin içeriği: Seçilen mal rejiminin tabi olduğu hükümlerden, – taraflara sözleşme özgürlüğü tanıyan alanlarda – değişiklik yapılabilir. Özgürlük sadece kanunda yer alan rejim tiplerinden birini seçmeye yöneliktir. Bu kural, emredici bir hüküm olarak düzenlenmiştir. Geçmişe etkili sözleşme yolu ile mal rejiminin uygulanması değiştirilemez.

4. OLAĞANÜSTÜ MAL REJİMİ

a) Olağanüstü mal rejimine geçiş sebepleri:

MADDE 206.- Haklı bir sebep varsa hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine, mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüşmesine karar verebilir.

Özellikle aşağıdaki hâllerde haklı bir sebebin varlığı kabul edilir:

1. Diğer eşe ait malvarlığının borca batık veya ortaklıktaki payının haczedilmiş olması,
2. Diğer eşin, istemde bulunanın veya ortaklığın menfaatlerini tehlikeye düşürmüş olması,
3. Diğer eşin, ortaklığın malları üzerinde bir tasarruf işleminin yapılması için gereken rızasını haklı bir sebep olmadan esirgemesi,
4. Diğer eşin, istemde bulunan eşe malvarlığı, geliri, borçları veya ortaklık malları hakkında bilgi vermekten kaçınması,
5. Diğer eşin sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun olması.

Eşlerden biri ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun ise, onun yasal temsilciside bu sebebe dayanarak mal ayrılığına karar verilmesini isteyebilir.

b) Olağanüstü mal rejimine geçilmesi kararının sonuçları

MK. m. 206 gereği, eşlerden birinin (ya da yasal temsilcisinin) talebi sonucu, haklı sebeplerin varlığı kanıtlanınca, mahkeme eşler arasındaki mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüşmesine karar verecektir.

Bu karar, değiştirici yenilik doğurucu bir karar olup, kararın kesinleşmesi ile birlikte, eşler arasındaki mevcut mal rejimi dava tarihinden itibaren kendiliğinden sona ermiş ve (bkz. m.225/f.2; 247/f.2; 271/f.2) eşler mal ayrılığına geçmiş sayılırlar.

MK. m. 212 hükmü gereği, mal ayrılığına geçildiği takdirde, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşler arasında önceki mal rejiminin tasfiyesi, bu rejime ilişkin hükümlere göre yapılır.

Mahkemenin bu (dönüşüm) kararı ile birlikte, eşler arasında yasal mal rejimi olarak “mal ayrılığı rejimi” hüküm sürer. Mal ayrılığına geçişi gerektiren sebebin ortadan kalkması hâlinde hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine eski mal rejimine dönülmesine karar verebilir.

5. MAL REJİMİ DAVALARINDA YETKİ: eşler veya mirasçılar arasında bir mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda, aşağıdaki mahkemeler yetkilidir (MK. m 214).

1) Mal rejiminin ölümle sona ermesi durumunda ölenin son yerleşim yeri (Aile mahkemesi)

2) Boşanmaya, evliliğin iptaline veya hâkim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda, bu davalarda yetkili olan mahkeme,

3) Diğer durumlarda davalı eşin yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.

6. EVLİLİKTE MALVARLIĞI:

a) Genel olarak:

• erkek eşin “edinilmiş malları” ve “kişisel malları”
• kadın eşin “edinilmiş malları” ve “kişisel malları”
• erkek ve kadın eşin mülkiyetindeki “paylı (müşterek) mallar”
Paylı mallarla ilgili tasarruf diğerinin rızasına bırakılmış ve tasfiyede üstün
yararı ispat ederek malı bölünmeden alma hakkı tanınmıştır (m. 223 ve 226).

b) Edinilmiş mallar: (MK. m. 219).

1. Çalışmasının karşılığı olan edinimler:

a) “edinilmiş mal”, mal rejiminin devamı süresince, yani yasal mal rejiminin başlangıcından sonuna kadar olan süreç içinde edinilmiş (mülkiyeti elde edilmiş) olmalıdır. Yasal mal rejiminin başlangıcı: a) evlenme tarihi,

b) 1 Ocak 2002

b) Karşılığı verilerek edinilmiş olmalıdır: (satım, trampa, istisna, vekalet, hizmet v.b. gibi sözleşmeler kapsamında elde edilen edimler).

c) “Edinilmiş mal” değeri için verilen ya da ödenen ivazın da kaynağının “edinilmiş mal”, ya da maddenin 4. bendinde belirtildiği üzere “kişisel mal geliri” olması ve mal rejiminin uygulanmasından sonra kazanılmış olması gerekir.

2. Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler: Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar:
MK. m.219/b. 2, 3) ve yaşlılık, malullük, işten çıkarılma, iş kazası, ölüm vb. karşılığı olan tazminatlardır.

MK. m. 228/II gereği, evliliğin devam ettiği süre içindeki nominal karşılığının bulunması gerekir.

Buna karşılık, bu tazminatın evlilik sona erdikten sonra, o eşin yaşam süresi içindeki değeri ise “kişisel mal” olarak değerlendirilecektir.

Mal rejiminin tasfiyesi esnasında halen o eşin mal varlığında (para ya da ikame bir değer olarak) yer alıyorsa, edinilmiş mala dahil kısım tasfiye hesabına dahil edilecektir.

3. Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar: Maluliyet tazminatını kapsamaktadır.
4. Kişisel mallarının gelirleri: Kişisel mal gelirlerinin MK. m.685 anlamında hukuki ya da doğal ürünler (semereler) olarak kabul edilmesi gerekir. Örneğin, eşlerden birine ailesinden miras olarak kalan tarladan elde ettiği ürün ya da değeri, miras kalan evin kira geliri , bir eşin evlenmeden önce (ya da evli ise, 1 Ocak 2002 tarihinden önce) sahip olduğu hisse senetlerinin getirdiği gelir, yine bir eşe bağış olarak verilen paranın bankada elde ettiği faiz miktarı edinilmiş maldır. Ancak sözleşme ile kişisel mal gelirleri edinilmiş malların dışına
çıkarılabilir (MK. m. 221).

5. Edinilmiş malların yerine geçen değerler: Eşlerden birinin edinilmiş malını elden çıkarması sonucu, onun değeri ile almış olduğu yeni malvarlığı değeri, örneğin, eşlerden birinin maaşından yaptığı birikimlerle satın aldığı otomobil veya otomobilin kaza yapması sonucunda sigortadan aldığı tazminat bu kapsama girer.

c) Kişisel mallar (MK. m. 220)

1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya
2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri: Mal rejiminin başlangıcında sahip bulunulan mal varlığı değerleri, miras yoluyla edinilen malvarlığı değerleri, karşılıksız kazanma yoluyla elde edilen malvarlığı değerleri (bağışlar).
3. Manevi tazminat alacağı
4. Kişisel mallar yerine geçen değerler
5. Sosyal Güvenlik kurumları ödemeleri: Sosyal güvenlik kurumlarının yaptığı toptan ödemelerin veya çalışma gücünün kaybı nedeniyle toptan ödeme şeklinde alınan tazminatın mal rejiminin sona ermesinden sonraki döneme ait olan kısmı (MK. m.228/2) da kişisel maldır.

7. İSPAT KURALLARI: (MK. m. 222 m. 230)
Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.

Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır: Paylı Mülkiyet karinesi.

Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir: Edinilmiş Mal Karinesi.

Hangi kesime ait olduğu anlaşılamayan borç, edinilmiş mallara ilişkin sayılır: Edinilmiş Mal Borcu Karinesi.

Bu hükümlerden yararlanabilmek için, mal rejiminin sona ermiş ve tasfiyenin başlamış olması gerekir.

8. EVLİLİK İÇİNDE MALLARDAN YARARLANMA VE TASARRUF:
– Her eş her tür malında yönetim, tasarruf ve yararlanma hakkına sahiptir. bu yönü ile yasal mal rejimi “mal ayrılığı” rejimi ile benzeşir.
– Eşler bu kural çerçevesinde “kişisel malları” yanında, “edinilmiş malları” üzerinde de aynı yetkilere sahiptir.
– Borçlardan kişisel sorumluluk esası geçerlidir. Bu özgürlüğün sınırları:
– Evliliğin genel hükümleri kapsamındaki sınırlamalar (MK.m.194 ve 199).
– Yasal mal rejimi kuralları gereği paylı mülkiyetteki sınırlamalar (Mk m. 223/II).
– MK. m. 229’a giren karşılıksız kazandırma ve devirlerdir.

9. YASAL MAL REJİMİNİN SONA ERMESİ:

a) Sona erme sebepleri:

Eşlerden birinin ölümü, başka bir mal rejiminin sözleşme ile kabulü Boşanma ya da evliliğin iptali Mk.m.206 gereği mahkeme kararı ile “Mal Ayrılığı” rejimine geçiş.

b) Sona erme zamanı:

1. Eşlerden birinin Ölüm Tarihi
2. Mal Rejimi Sözleşmesi Tarihi (Geçmişe etkili yapılamaz)
3. Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine karar verilmesi hâllerinde, Dava Tarihi
4. Mahkemece mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi halinde Dava Tarihi (Dönüşüm davası, MK. m.206) Eşler arasında ister yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi; ister seçimlik mal rejimlerinden biri geçerli olsun; boşanma kararı ile birlikte mal rejimi, davanın açıldığı tarihten itibaren sona ermiş sayılacaktır. Mal rejiminin sona ermesi ile birlikte de tasfiyesi istenecektir. Mal rejimi, bir anlaşma ya da dava ile tasfiye edilebilir.

10. MAL REJİMİNİN TASFİYESİ:

a) Genel olarak:

Öncelikle her iki eşin malvarlıklarının ayrı ayrı tasfiye edileceğini belirtmek gerekir. Her eşin edinilmiş ve kişisel malvarlığı değeri ayrılacak; bu arada kişisel mal olduğu ispatlanamayan mal, edinilmiş mal sayılacaktır. Bir eşin malı diğer eşin zilyetliğindeyse, tasfiyenin başında bu eş malını diğer eşten talep edebilir. Diğer eşe karşı bir istihkak davası açmak yerine, iade talebine tasfiye davası dilekçesinde yer verilmesi, zilyetliği talep eden eşin ayrıca bir harç ödememesi avantajını sağlamaktadır.

Eşlerin tüm malvarlıkları global olarak tasfiye edilmekte ve edinilmiş mallar üzerinden bir artık değere ulaşılması hedeflenmektedir.

Belirli bir mal grubuna ait borç, bu mal grubundan düşülecektir.

Mal rejiminin tasfiyesinde malların sürüm değerleri esas alınır (Mk. m. 232).

Sürüm değeri; bir malın değerlendirileceği ana göre normal piyasa değeridir. bu nedenle o malın devir değeri değil, objektif piyasa değeri bulunarak tasfiye hesabına katılır.

Eşlerin birbirlerine aktardıkları değerler arasında bir denkleştirme yapılacak, bu kapsamda değer artış payı da göz önünde bulundurulacaktır (MK. m. 230). Bu madde hükmü gereği, m. 227’ de yer alan “değer artış payı” alacağının belirlenmesinde olduğu gibi, katkı oranı hesap edilecektir. Bu katkı oranı bulunurken, eşin, kendi malına yapmış olduğu bir katkı sonucu bu malda değer artışı olmuşsa, değer artış oranı karşılığı bulunur. Bu oran katkı oranına ve malın tasfiye zamanındaki değerine göre, aynen 227. maddedeki gibi hesaplanır. Şayet katkı yapılan mal daha önce elden çıkarılmışsa hakkaniyete göre katkı alacağı belirlenir. Bu çerçevede bir eşin kişisel mallara ilişkin borçları edinilmiş mallarından ödenmiş ise; bu durumda aynı eşin tasfiye hesabında yapılacak olan denkleştirmede, o maldaki değer artış oranına göre bulunacak olan katkı miktarı, aktif tarafta edinilmiş mal değeri olarak yer alacaktır. Yine bir eşin edinilmiş mallara ilişkin borçları kişisel mallarından ödenmiş ise; bulunacak olan katkı miktarı, bu defa aynı eşin tasfiye hesabında pasif tarafta edinilmiş mal borcu olarak yer alacaktır.

b) Tasfiye anı

Tasfiye anının ne olduğu, söz konusu madde düzenlemesinde açıklanmamıştır. Bu nedenle bu anın hangi zamanı karşılayacağı konusunda çeşitli yorumlar yapılabilir. Ancak Yargıtay’a göre tasfiye anı, mahkemenin karar tarihidir.

Dava sonuçlanıncaya kadar geçen zaman içerisinde malvarlığı değerlerindeki olası değişiklerden tarafları korumak amacı ile, değerlendirme anının karar günü olması tercih edilmelidir. Bu sonuç, kıyasen MK. m.564/II ve mirasın paylaşılmasında paylaşma zamanındaki değeri esas alan m. 657 hükmü ile de bağlantılıdır. Böylece bir mirasçının miras sonucu paylaşım ile, aynı mirasçının eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi sonucu elde edeceği değerler arasında bir uygunluk sağlanmış olacaktır.

Tasfiye anı, mahkemenin karar günü olarak kabul edilecek olursa, bilirkişi raporlarına göre yapılan değer tespitlerini, hakim, karar tarihi ile raporların sunulma tarihi arasındaki zaman farkını dikkate alarak, meydana gelebilecek olan olası değişiklikleri, durumun özelliklerine göre yeniden değerlendirme yaptırarak katılma alacağı oranında belirlemelidir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 225/2 maddesine göre evliliğin iptali ve boşanma davasının açıldığı tarihte mevcut mal rejimi sona erer. Ölüm, başka bir mal rejiminin kabulüyle veya Mahkeme kararı ile mal ayrılığına geçilmesiyle) 

  • TARAFLAR ARASINDA BİR BOŞANMA DAVASI BULUNMALIDIR.
  • BOŞANMA DAVASI RETLE SONUÇLANMIŞ ANCAK KESİNLEŞMEMİŞSE SONUCU BEKLENMELİDİR.
  • BOŞANMA DAVASIYLA BİRLİKTE AÇILMIŞ MAL REJİMİNİN TASFİYESİ DAVASI VAR İSE BOŞANMA DAVASININ SONUCUNUN BEKLENMESİ GEREKİR.
  • MAL REJİMİNİN SONA ERME TARİHİNDE, RETLE SONUÇLANMIŞ BOŞANMA DAVASI ESAS ALINMAZ.

– Asıl Boşanma Davası : RET

– Karşı Boşanma Davacı : KABUL

Mal Rejimi, karşı boşanma davasının açıldığı tarihte sona erer.

-Asıl Boşanma Davası: KABUL

-Karşı Boşanma Davası: KABUL

Mal Rejimi, asıl boşanma davasının açıldığı tarihte sona erer.

 

TANIMA/TENFİZ DAVALARI İLE BAĞLANTILI MAL REJİMİNİN TASFİYESİ DAVASINDAN KAYNAKLI OLASILIKLAR

  • EŞLER ARASINDAKİ MAL REJİMİ, YABANCI MAHKEMEDE BOŞANMA DAVASININ AÇILDIĞI TARİHTE SONA ERER.
  • TÜRK MAHKEMELERİNDE BOŞANMA DAVASI AÇILMAMIŞ, MAL REJİMİ DAVASI AÇILMIŞ, YABANCI MAHKEMEDE AÇILMIŞ VE GÖRÜLMEKTE OLAN VEYA KARAR VERİLMİŞ OLAN BOŞANMA DAVASININ TENFİZİ BEKLETİCİ MESELE YAPILMALIDIR.
  • YABANCI MAHKEMENİN VERDİĞİ KESİNLEŞMİŞ BOŞANMA KARARI, MAL REJİMİNİN TASFİYESİ DAVASINDA, TARAFLARCA SÖZ KONUSU KARARIN TENFİZ EDİLECEĞİ BİLDİRİLMEMİŞ İSE DAVANIN ÖN GÖRÜLEBİLİRLİK KOŞULU GERÇEKLEŞMEDİĞİNDEN DAVANIN REDDİ GEREKİR.
  • YABANCI MAHKEMEDE YARGILAMASI YAPILAN BOŞANMA DAVASININ MEVCUT OLUP OLMADIĞININ TESPİTİ İÇİN TARAFLARA BU BOŞANMA DAVASINA İLİŞKİN EVRAKLARI VE TERCÜMELERİNİ SUNMALARI İÇİN SÜRE VERİLMESİ VE DAVANIN VARLIĞI HALİNDE İSE BEKLETİCİ MESELE YAPILMASI GEREKİR.
  • MAHKEME SÜRE VERMESİNE RAĞMEN TARAFLARIN TANIMA DAVASI AÇMAKTAN KAÇINMALARI DURUMUNDA MAHKEMECE DAVANIN DAVA KOŞULU GERÇEKLEŞMEDİĞİNDEN USULDEN REDDİNE KARAR VERİLMESİ GEREKİR.
  • YABANCI MAHKEMENİN VERDİĞİ KESİNLEŞMİŞ BOŞANMA KARARI, MAL REJİMİNİN TASFİYESİNDEKİ GÖREVLİ TÜRK MAHKEMESİ KARARINDAN ÖNCE İSE YABANCI MAHKEME KARARININ TENFİZİ DAVASI AÇILMIŞSA SONUCU BEKLENMELİDİR.
  • YABANCI MAHKEMELERDE AÇILAN BOŞANMA DAVASININ TÜRKİYE’DE AÇILAN MAL REJİMİNİN TASFİYESİ DAVASINA BAKAN MAHKEMECE BEKLETİCİ MESELE YAPILMASI GEREKİR.
  • YABANCI MAHKEMECE VERİLMİŞ BOŞANMA KARARI İLE İLGİLİ BOZMADAN SONRA TANIMA DAVASI AÇILMASI DURUMUNDA SONUCUNUN BEKLENİLMESİ GEREKİR.
  • MAL REJİMİNİN TASFİYESİNE İLİŞKİN YABANCI MAHKEME KARARININ TENFİZİNE İLİŞKİN DAVADA, YABANCI MAHKEME BOŞANMA KARARININ TANINMASI DAVASI BEKLETİCİ MESELE YAPILMALIDIR.

        

 

 

YARGITAY 4. CEZA DAİRESİNDEN TARİHİ KARAR:
Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadan aile konutu üzerindeki hakları sınırlarsa AİLE HUKUKUNDAN KAYNAKLANAN YÜKÜMLÜLÜĞÜN İHLALİ SUÇUNDAN mahkumiyetine karar verilmelidir.

KARAR METNİ: “Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün İHLALİ SUÇUNDAN kurulan hükmün incelenmesinde ise; Başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Katılanla resmen evli olan sanığın tartışma nedeniyle evi terk ederken, elektrik ve suyu ilgili birimlerden kapattırarak katılan ve 13 yaşındaki kızını elektriksiz ve susuz bıraktığı, katılan ve onun beyanlarını doğrulayan tanık Pelin’in ifadesi ile görgü tespit tutanağından anlaşılması karşısında; Türk Medeni Kanunu’nun 185/2. maddesinde öngörülen çocukların bakım, eğitim ve gözetimine özen gösterme yükümlülüğüne aykırı davranan ve AYNI KANUNUN 194/1. MADDESİNDEKİ “BUYURUCU HÜKME” AYKIRI BİÇİMDE, KARISININ AİLE KONUTU ÜZERİNDEKİ “HAKLARINI SINIRLAYAN” sanığın, AİLE HUKUKUNDAN KAYNAKLANAN YÜKÜMLÜLÜĞÜN İHLALİ SUÇUNDAN “MAHKUMİYETİ” yerine “BERAATİNE” karar verilmesi, Kanuna aykırı ve katılan vekilinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden hükmün bozulmasına
(Y4CD, 2.7.2015)

ORTAK VELAYET İÇİN UYGUN MUSUNUZ?

Amerika’da ve birçok Avrupa ülkesinde, tek başına velayete nazaran ortak velayet tercih edilmektedir. Ancak acaba siz ortak velayet için uygun musunuz? Pedagoglar, müşterek çocukların velayet hakkının ortak olmasının velayetin, tek eşe velayet hakkının bırakılmasından daha iyi olacağı düşüncesinde birleşmektedirler. Ortak velayet de ebeveyne yabancılaşma sendromu (EYS Sendromu) nun ortaya çıkması engellenmiş olmaktadır. Çocuk/çocuklar her iki ebeveyni ile yakın ilişkilerini sürdürmeye devam etmektedirler. Ebeveynlerin evlilikleri bitmiş olsa da; her iki ebeveyn de çocuk için rol model olma şansını sürdürebilir. Mahkemenin tek ebeveyne velayeti bırakması sebebiyle kendisine velayet hakkı verilmeyen eş yetersizlik duygusu oluşabilir. Çocuklarını görme imkanı da son derece kısıtlı olan ebeveyn çocuğuna yabancılaşabilir.

Ortak velayetin amacına uygun biçimde çocuk yararına olabilmesi için ebeveynlerin emek sarf etmesi gerekir. Örneğin ebeveynin birbirine yakın yerlerde oturması ortak velayetin başarısı için önemli bir kriterdir. Bu şekilde, çocuklar belirli bir yaşa geldiklerinde anne veya babasının evine rahatlıkla gidip, gelebilir, kalabilirler. Okul çağındaki çocuklar içinse sorun çıkmaz.

Ortak velayette de velayet hakkı kendisine verilmeyen tek başına velayette de en önemlisi geçmişi taşımayan, eş olmayı başaramamış anne ve babanın birbirleriyle kavga etmeden, çatışmadan, çocukları için sağlıklı iletişim kurabilmeleri, iş birliği yapabilmeleri gerekir.  Çocuk yetiştirmeye ilişkin tutumları da benzer olmalıdır.

Ebeveynler, müşterek çocuklarının velayetlerinin ortak olarak üstlenmek istediklerinden emin olmalıdırlar. Bazı ebeveynler, çocuğun velayetinin tek başına kendisine verilmesini istemeyebilirler bu yüzden ortak velayet talep edebilirler. Bazıları ise velayet sorumluluğunu tümüyle üstlenmeyi yorucu bulabilir. Bazı ebeveynler ise, ortak velayete hayır derlerse çocukları nezdinde kötü anne-baba olacaklarını düşündüklerinden; aslında ortak velayetin yükümlülüklerini yerine getiremeyecek olmalarına rağmen kabul edebilirler.
Ortak velayet, evlilik gibi başlarda iyi olsa bile sonradan bozulabilir. Ortak velayetin tarafları başka yerlere/şehirlere taşınabilirler. Başka biriyle evlenebilirler; bu durum bazen eski eşin düşmanca tavırlar sergilemesine ve ortak velayetin işlemez hale gelmesine sebebiyet verebilir. Yeni evlilik sebebiyle yeni kardeşler, üvey kardeşlerle iletişimde sorunlar çıkabilir. Bazı çocuk/çocuklarda ortak velayet; ebeveynlerin yeniden bir araya gelip, evlenebileceklerini düşünmelerine de yol açabilir.

Bazen de ortak velayet, çocukların bir süre sonra anne ve babalarının yeniden bir araya geleceklerini düşünmelerine yol açar.

Ortak velayet olsun, tek başına velayet olsun, çocukların anne-babalarıyla sağlıklı iletişim kurabilmeleri, bu iletişime diğer ebeveyn tarafından olumsuz biçimde etki edilmemesi, yapıcı davranışlar sergilenmesi esas olmalıdır.

ORTAK VELAYETE NASIL KARAR VERİLECEK?

1- Boşanma sebebiyle ortak velayet KURAL, eşlerden yalnızca birine velayetin bırakılması İSTİSNAdır.

2- Ortak velayeti her iki eş de istemelidir. Eşlerden biri ortak velayet istemiyorsa velayet eşlerden diğerine bırakılabilir.

3 – Ortak ve tekil velayette idrak çağındaki çocuğun da görüşü alınmalıdır.
4- Çocuğun giderlerine her iki eş de gücü oranında katılır. Tarafların yapacağı katkı (iştirak nafakası) hakimce belirlenir.
5- Tarafların ortak velayet talebi çocuğun güvenliği ve üstün yararına AYKIRI ise velayet eşlerden birine verilmeli, her ikisi de elverişli değilse vasi atanması için vesayet makamına ihbarda bulunulmalıdır.

 

ORTAK VELAYET ARTIK MÜMKÜNDÜR !!!

Türkiye Cumhuriyeti adına 14 Mart 1985 tarihinde imzalanan “11 No.’lu Protokol ile Değişik İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme’ye Ek 7 No.’lu Protokol”ün onaylanması 25 Mart 2016 Tarihli ve 29664 Sayılı Resmî Gazetede yayınlanan 6684 sayılı kanunla uygun bulunmuştur.

Ek 7 No.’lu Protokolün 5. maddesi hükmüne göre
“Eşler evliliğin SONA ERMESİ durumunda, ÇOCUKLARI ile ilişkilerinde medeni haklar ve sorumluluklardan EŞİT ŞEKİLDE yararlanırlar.”

Çocuğun GÜVENLİĞİNE ve ÜSTÜN YARARINA AYKIRI olduğuna dair dava dosyasında yeterli OLGU ve DELİL bulunmadığı anlaşıldığı takdirde velayetin ana ve babaya ORTAK VERİLMESİ artık mümkündür.
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar “KANUN” hükmündedir. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda FARKLI HÜKÜMLER içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası “ANDLAŞMA” hükümlerine göre karar verilmesi ZORUNLUDUR. (TCA m. 90)

6684 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesi ile ORTAK VELAYETİ engelleyen 4721 sayılı Kanun hükümleri ÖRTÜLÜ OLARAK ortadan kaldırılmıştır.

Henüz emsal nitelikli bir karar olmamasına rağmen İzmir 4.Aile Mahkemesi 27.05.2009 T., 448 E., 470 K. kararında isabetli olarak “tarafların ortak çocukları ../../2007 doğumlu küçük E’nin velayet hakkının taraflarca birlikte kullanılmasına karar vermiştir.

ORTAK VELAYETE NASIL KARAR VERİLECEK?

1- Boşanma sebebiyle ortak velayet KURAL, eşlerden yalnızca birine velayetin bırakılması İSTİSNAdır.

2- Ortak velayeti her iki eş de istemelidir. Eşlerden biri ortak velayet istemiyorsa velayet eşlerden diğerine bırakılabilir.

3 – Ortak ve tekil velayette idrak çağındaki çocuğun da görüşü alınmalıdır.
4- Çocuğun giderlerine her iki eş de gücü oranında katılır. Tarafların yapacağı katkı (iştirak nafakası) hakimce belirlenir.
5- Tarafların ortak velayet talebi çocuğun güvenliği ve üstün yararına AYKIRI ise velayet eşlerden birine verilmeli, her ikisi de elverişli değilse vasi atanması için vesayet makamına ihbarda bulunulmalıdır.

 

 

 

 

  BOŞANMA DAVASINDA TANIK  (HMK m.240-265)

  1. TANIKLARIN GÖSTERİLMESİ

Boşanma veya ayrılık davasında tanıkların ne şekilde gösterilebileceği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda gösterilmiştir.

  • TARAF OLMAYAN KİŞİLER TANIK GÖSTERİLEBİLİR (HMK m. 240 f. I)

Boşanma veya ayrılık davasında davada taraf olmayan kişiler tanık olarak gösterilebilir. Dolayısıyla davanın taraflarının tanık olarak gösterilebilmesi mümkün değildir.

  • TANIK LİSTESİ SUNULUR (HMK m. 240 f. II) Boşanma veya ayrılık davasında tanık gösteren taraf buna ilişkin listeyi mahkemeye sunar. Bu listeye uygulamada tanık listesi denilmektedir.
  • Tanık Dinletmek İstediği Vakıa Gösterilir: Boşanma veya ayrılık davasında tanık gösteren taraf mahkemeye sunacağı listede tanık dinletmek istediği vakıayı da göstermek zorundadır.
  • Tanıkların Adı ve Soyadı Gösterilir: Boşanma veya ayrılık davasında tanık gösteren taraf, tanık dinletmek istediği vakıaya ilişkin dinlenilmesi istenen tanıkların adı ve soyadını içeren listeyi mahkemeye sunar.
  • Tanıkların Tebliğe Elverişli Adresleri Gösterilir: Boşanma veya ayrılık davasında tanık gösteren taraf, tanık dinletmek istediği vakıaya ilişkin dinlenilmesi istenen tanıkların tebliğe elverişli adreslerini de listesinde gösterir.
  • İKİNCİ TANIK LİSTESİ VERİLEMEZ (HMK m. 240 f. III)

 Boşanma veya ayrılık davasında tanıklara ilişkin ikinci bir liste verilemeyeceği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda emredici bir üslupla ‘’verilemez’’ ifadesiyle açık seçik açıklanmıştır.

‘’Boşanma davalarında ikinci tanık listesi verilemez. Bu listede belirtilen şahitler dinlenilse dahi sözlerine itibar edilmez ve hükme esas alınamaz.’’

Boşanma veya ayrılık davasında ikinci tanık listesinde dinlenilen tanıkların anlatımı hükme esas alınamaz.

Barodan kaydı silinmiş olan vekilden sonra usulüne uygun biçimde vekaletname sunan vekilin sunduğu delil listesi ikinci tanık listesi olarak değerlendirilemez.

Bilinmelidir ki cinsel sadakat de dahil olmak üzere hangi sebeple olursa olsun boşanma veya ayrılık davasında tanıklara ilişkin ikinci bir liste verilemez. Aksi düşünce ve uygulama kanunun amir hükmüne açık bir meydan okuma sayılmalıdır.

Dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasında sunulan deliller arasında yer alan tanıklarının  beyanları diğer delillerle birlikte değerlendirilerek hasıl olacak neticesine göre karar verilmesi gerekir.

  • TANIKLARIN ADRESİ GÖSTERİLMEMİŞ VEYA GÖSTERİLEN ADRESTE BULUNAMAMIŞSA KESİN SÜRE VERİLİR   (HMK m. 240 f. III)

 Boşanma veya ayrılık davasında verilen tanık listesinde adres gösterilmemiş veya gösterilen adreste tanık bulunamamışsa, tarafa adres göstermesi için, işin niteliğine uygun kesin süre verilir.

  • Adres Gösterilmezse Bu Tanığın Dinlenilmesinden Vazgeçilmiş Sayılır

 Boşanma veya ayrılık davasında verilen tanık listesinde adres gösterilmemiş olduğundan tarafa adres göstermesi için işin niteliğine uygun verilen kesin süreye rağmen bu sürede gösterilen yeni adres de doğru değilse adresi doğru gösterilmeyen bu tanığın dinlenilmesinden vazgeçilmiş sayılır.

  • TANIK SAYISI KURAL OLARAK SINIRLANDIRILAMAZ Aile mahkemesi hakimi tarafından boşanma veya ayrılık davasında tanık sayısı kural olarak sınırlandırılamaz.
  • TANIK USULÜNE UYGUN ŞEKİLDE GÖSTERİLEBİLİR

Boşanma veya ayrılık davasında tanık usulüne uygun şekilde gösterilebilir.

İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir.

II-  TANIKLARIN DAVET EDİLMESİ

 Boşanma veya ayrılık davasında tanıkların davet edilmesine açıklık getirilmelidir.

  • HAZIR BULUNDURULAN TANIK DİNLENİR (HMK m. 243 f. I)

Boşanma veya ayrılık davasında tanık davetiye ile çağırılır ise de davetiye gönderilmeden taraflarca hazır bulundurulan tanık da dinlenir.

O kadar ki boşanma veya ayrılık davasında tanık listesi için kesin süre verildiği ve dinlenme gününün belirlendiği hallerde, liste verilmemiş olsa dahi taraf, o duruşmada hazır bulundurursa tanıklar dinlenir.

  • TARAFLARA TANIKLARINI HAZIR BULUNDURMA ZORUNLULUĞU YÜKLENEMEZ

Aile mahkemesi hakimi tarafından boşanma veya ayrılık davasında taraflara tanıklarını duruşmada hazır bulundurma zorunluluğu yüklenemez.

  • HAZIR BULUNDURULMAYAN TANIK KURAL OLARAK DAVETİYE İLE ÇAĞIRILIR (HMK m. 243 f. I)

Boşanma veya ayrılık davasında tanık hazır bulundurulmamışsa doğal olan dinlenme günü belirlenerek tanıkların davetiye ile çağrılmış olmasıdır.

  • Duruşma Gününden En Az Bir Hafta Önce Tebligat Yapılmalıdır (HMK m. 243 F. II)

 Boşanma veya ayrılık davasında tanık hazır bulundurulmamışsa davetiyenin duruşma gününden en az bir hafta önce tanığa tebliğ edilmiş olması gerekir.

  • Acele Halinde Tanığın Daha Önce Gelmesine Karar Verilebilir (HMK m. 243 f. II)

 

 

 

 

 

Kanunda düzenlenen deliller; İkrar (Kabul), Belge ve senet, yemin, tanık, bilirkişi incelemesi, keşif, uzman görüşü ve kesin hükümdür.

Boşanma davalarında kanun belirli bir delille ispat zorunluluğu ön görülmediği için kanunda düzenlenmemiş olan diğer delillere de başvurulabilir.

Hakim, boşanma davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe bunları ispatlanmış sayamaz. Hakim kanıtları serbestçe takdir eder.

1 – DELİLLERİN GÖSTERİLMESİ

Boşanma davasında taraflar dayandıkları delilleri açıkça belirtmek zorundadırlar. Hangi delilin hangi iddianın ispatı için gösterildiğini de açıkça belirtmeleri gerekir.

  • Hakim, Kendiliğinden Kural Olarak Delil Toplayamaz.

 

Boşanma davalarında kanunla belirtilen durumlar dışında hakim kendiliğinden delil toplayamaz.

“Toplanan delillerden, davacı-davalı kocanın eşine hakaret ettiği ve fiziksel şiddet uyguladığı, buna karşılık davalı-davacı kadının ise tanık olarak da dinlenen Süleyman Çelik adlı kişiyle birlikte yaşamak suretiyle sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı ve bu kişiyle birlikte kocasına fiziksel şiddete başvurduğu anlaşılmaktadır. Boşanma davalarında, boşanmaya yönelik olarak re’sen delil toplanamayacağı gözetilmeden mahkemece, tanık Süleyman Çelik adlı kişinin açtığı Manavgat 1.Asliye Hukuk (Aile) Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/758 esas no.lu dava dosyası, davalı-davacının sadakat yükümlülüğüne aykırılık olayı için delil olarak değerlendirilmiş ise de; bu durum temyiz incelemesine konu dava için gösterilen davacı-davalı koca tanıklarınca da açıklanmış ve doğrulanmış olduğundan, bu husus sonuca etkili bulunmamıştır.” Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 09.05.2012, E.2011/15407, K. 2012/12446.

Hakim, velayet davalarında, kişisel ilişki tesisi veya iştirak nafakası konularında kendiliğinden delil toplayabilir. Çünkü bu durumlar kamu düzenindendir.

 

2 – Ön İnceleme Duruşmasında Verilen İki Haftalık Kesin Süreden Sonra Kural Olarak Delil İleri Sürülemez.

Ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri sunmaları veya başka yerden getirilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir.

Bu hususların verilen kesin süre içerisinde yerine getirilmemesinin sonucu olarak da, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş olacağına, mevcut delil durumuna göre karar verileceği belirtilir.

Ancak boşanma davalarının da kamu düzenini yakından ilgilendirmesi sebebiyle; diğer tüm hukuk davalarında davaya cevap dilekçesi vermeyen davalının delil bildirme hakkının da ortadan kalktığı şeklindeki katı uygulamaya rağmen boşanma davalarında cevap dilekçesi vermeyen davalı eş, delil bildirebilir.

            3 – Sonradan Kural Olarak Delil Gösterilemez.

Kanunda belirtilen süreden sonra (ön inceleme duruşmasında verilen iki haftalık kesin süreden sonra kural olarak delil ileri sürülemez) Dava tarihinden sonra oluşan olaylar ancak yeni bir boşanma davasının konusunu oluşturabilir.

“Davacı ilk oturumda tanığının bulunmadığını açıklamıştır. Bu yön gözetilmeden davacı eş tarafından dokuzuncu oturumda hazır edilen tanığın beyanının hükme esas alınması doğru bulunmamıştır.” Yargıtay 2.HD., 10.10.2012, E.2012/4562, K.2012/24125.

            4 – Mahkemece Sonradan Delil Göstermeye İzin Verilebilir.

Uygulaması çok olmayan ve çok da güvenilmemesi gereken HMK. 145 c.2’ye göre sonradan delil göstermek mümkündür. Yargılamayı geciktirme amacı taşımamalı, önceden gösterilmesi mümkün olmamalıdır.

            5 – Listede Yer Almayan Kimseler Tanık Olarak Dinlenemez.

Boşanma davasında tanık gösteren taraf, tanıklarını hangi vakıanın ispatı için dinletmek istediğini, isim, soyisim ve adreslerini liste olarak belirtmek suretiyle Mahkemeye vermek zorundadır. Tanık listesinde gösterilmeyen kişiler tanık olarak dinlenemez.

       6 – Birden Çok Tanık Listesi Verilemez.

Boşanma davalarında ikinci tanık listesi verilemez.

“Davacı tarafından 1 Temmuz 2011 tarihinde tanık listesi verilmiş, daha sonra ikinci bir tanık listesi verilerek bu listedeki tanık dinlenip beyanı esas alınarak boşanma kararı verilmiştir. Boşanma davasında ikinci tanık listesi verilemez. İkinci tanık listesindeki tanıklar dinlenmiş olsa bile beyanlarına itibar edilemez. Gerçekleşen bu durum karşısında ikinci tanık listesinde yer alan tanığın beyanına itibar edilerek boşanma kararı verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.” Yargııtay 2.HD., 11.10.2012, E.2012/4697, K.2012/24391.

            2 – DELİLLERİN BAŞKA YERDEN GETİRTİLMESİ

Tarafların ellerinde bulunmayan ve incelenmesine karar verilen delillerin getirtilmesi için, mahkemece ilgili resmi  makam ve mercilerle üçüncü kişilere bu husus bildirilir.

Mahkemeye getirtilmesi mümkün olmayan deliller nerede ise bulunduğu yerde incelenebilir veya dinlenebilir.

            3 – DELİLDEN VAZGEÇME

Boşanma davasında delil gösteren taraf, karşı tarafın açık izni olmadıkça, o delile dayanmaktan vazgeçemez.

Davacı tarafça süresinde verilen delil listesinde dört adet tanık bildirilmiş, tanıkların üçü dinlenildikten sonra, davacı (Kadın) tanık olarak bildirdiği Mehmet Karadağ’ın dinlenilmesinden vazgeçmiş, ne var ki davalı taraf aynı celse itibari ile bu tanığın dinlenilmesinden vazgeçmeyi kabul etmediğini belirterek dinlenilmesini talep etmiştir. Mahkemece Hukuk Muhakemeleri Kanununun 196. Maddesi uyarınca delil gösteren tarafın ancak karşı tarafın açık izni ile o delilden vazgeçebileceği yönündeki yasal düzenlemenin ancak yazılı delillerde geçerli olacağı gerekçesi ile bu tanık beyanı alınmadan hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 196. maddesi uyarınca delil gösteren tarafın karşı tarafın açık izni olmadıkça o delilden vazgeçemeyeceği düzenlenmiş, bu hususta delilin niteliği itibariyle herhangi bir ayrım yapılmamıştır. Öyleyse Hukuk Muhakemeleri Kanunundaki delilden ancak karşı tarafın açık izni ile vazgeçilebileceği şeklindeki yasal düzenleme tanık delili içinde de geçerlidir. Sonuç olarak davacı tanığı Mehmet Karadağ’ın dinlenmesi için gerekli giderlerin davalı (koca) tarafından karşılanması suretiyle Hukuk Muhakemeleri Kanunun 240 ve devamı maddeleri uyarınca dinlenmesi için davalı (koca)’ya imkan tanınarak, dinlendiği takdirde toplanan tüm deliller değerlendirilip, hüküm kurması gerekirken, kanunun yorumlanmasında hataya düşülmek sureti ile eksik inceleme ile karar verilmesi doğru olmayıp, hükmün bozulması gerekmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 18.12.2014, E. 2014/13615, K. 2014/26006.

  4 – DELİLLERİN İNCELENMESİ

Kanunda belirtilen haller dışında deliller, boşanma davasına bakan aile mahkemesi huzurunda mümkün olduğu kadar birlikte ve aynı duruşmada incelenir. Ancak, aynı duruşmada incelenmesi mümkün değilse inceleme başka duruşmalarda da olabilir.

5 – İSTİNABE

Boşanma davalarında, başka yerde bulunan ve aile mahkemesine getirtilemeyen deliller, o yerde istinabe yoluyla toplanır. Örneğin; Van ilinde bulunan tanık, Van Aile Mahkemesi’nde istinabe yoluyla dinlenir.

Delillerin incelenmesi veya beyanların dinlenmesi sırasında taraflar istinabe olunan mahkemede hazır bulunabilir ve delillerle ilgili açıklama haklarını kullanabilirler. Taraflara incelemenin yapılacağı tarih ve yer bildirilir. Ancak tarafların bunu talep etmeleri gerekmektedir. Bu davet üzerine taraflar istinabe olunan mahkemede hazır bulunmasalar bile deliller incelenir ve beyanlar alınır.

6 – DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Aile Mahkemesi hakimi, delilleri serbestçe değerlendirir; davanın dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe, bunları ispatlanmış sayamaz.

 

BOŞANMA DAVASINDA DELİL ÇEŞİTLERİ

1 – TANIK ANLATIMLARI

            Boşanma davasında ispat araçlarından en yoğun kullanılanı tanık anlatımlarıdır.

  1. a) Akraba Olan Tanık Anlatımları

 

Boşanma davasında aksine ciddi ve inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça tanığın gerçeği söylediği kabul edilir. Boşanma davasında boşanma sebebi olarak ileri sürülen olayların ispatında akrabaların tanıklığı, tanık değerini düşürmez. Tanık, tanıktır.

 

“Toplanan delillerden (koca)’nın kusurlu eylemlerine karşılık, kadının da güven sarsıcı davranış oluşturacak nitelikte telefon ve internette görüşmeler yaptığı, birkaç kez intihara kalkıştığı, Mehmet Ç. İsimli kişiyle internet görüşmeleri nedeniyle çıkan tartışmada kocanın şiddet uygulaması üzerine evi terk ettiği anlaşılmaktadır. Kocanın tanıklarının görgüye dayalı beyanına, sırf akraba oluşları sebebiyle itibar edilmemesi usul ve yasaya aykırıdır. İddialar bir kısım telefon ve internet görüşme kayıtları ile de doğrulanmıştır. Hal böyle iken davacı-davalı kocanın boşanma davasının da kabulüne karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.” Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 15.12.2014, E. 2014/26168, K. 2014/25672.

 

“… Toplanan delillerden davalının kumar alışkanlığı olduğu, davacıyı dövüp, hakaret ettiği anlaşılmaktadır. Tanıkların yakın akraba olmaları onların ifadelerini geçersiz kılmaz, kaldı ki tanıkların beyanlarının inandırıcı olmadığı yönünde dosyada delil de yoktur. Türk Medeni Kanununun 174/2 madde koşulları oluştuğu halde yazılı gerekçelerle davacıya manevi tazminat verilmemesi usul ve yasaya aykırıdır.” Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 24.09.2007, 11830-12459.

 

“Aksine ciddi ve inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça asıl olan tanıkların gerçeği söylemiş olmalarıdır. Akrabalık veya diğer bir yakınlık başlı başına tanık beyanını değerden düşürücü bir sebep sayılamaz. Dosyada tanıkların olmamışı olmuş gibi ifade ettiklerini kabule yeterli delil ve olgu da yoktur. O halde davacının eşini dövdüğü, davalının da davacıya karşı ağır hakaretlerde bulunduğuna ilişkin ve olaylara çok yakın tanık sözlerine değer verilerek Türk Medeni Kanununun 166/2. Maddesi koşulları oluşması nedeniyle isteğin kabulü gerekirken bu yön göz önünde tutulmadan yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.” Y. 2.HD. 25.10.2005, 12195-14813.

 

  1. b) Çelişkili Tanık Anlatımları

 

“… Çelişkili tanık beyanlarına dayalı hüküm kurulamaz.” Y.2.HD. 13.04.2004,1495-4707

 

” Müşterek çocukların anne ve babanın zaman zaman bir araya geldikleri şeklindeki beyanları ise evliliği kurtarmaya yönelik olup, nafaka davası açılması hususu ile çelişkilidir. Türk Medeni Kanununun 166/son maddesi koşulları gerçekleşmiş olup davanın kabulü gerekirken yazılı şekilde ret kararı verilmesi doğru görülmemiştir.” Y.2HD. 13.04.2004, 1495-4707.

 

  1. c) İnandırıcı Olmayan Tanık Anlatımları Hükme Esas Alınamaz.

 

“…Davacı koca, 14.10.2004 tarihinde kayınbabasına karşı alacak, davalı eşine karşı da tapu iptali ve tescil davası açmıştır. Eşi aleyhine dava açmış olan kocanın aynı tarihte eşini yurtdışına götürmek istemesi samimi kabul edilemez. Bu bakımdan bu yöndeki tanık beyanları inandırıcı bulunmamıştır. Toplanan delillerden, tarafların 4.9.200 tarihinden evlendikleri halde davacı kocanın geçen süre içinde fiili birlikteliği kurmaya yanaşmadığı ve davalı ile birlikte yaşamaktan kaçındığı, davalının da kocasına hakaret ettiği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen olaylar karşısında taraflar evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında eşit kusurludurlar.” Y2HD. 06.06.2007, 20568-9509

 

“… Davacı ve davalı 20.08.2004 günü evlenmiş, dava ise 12.10.2004 tarihinde açılmıştır. Dosyada örneği bulunan GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi’nin 20.09.2004 tarih ve 7226178 sayılı belgesinde piyade er olan davalının 23.08.2004 tarihinde hastaneye yattığı, 20.09.2004 günü hastaneden çıktığı belirtilmektedir. Bu belgeye aykırı tanık sözlerine itibar edilemez. Zira davalının evlenmesinden 2-3 gün sonra askeri hastaneye yattığı sabittir. Bu itibarla ispat edilemeyen davanın reddi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yetersiz gerekçe ile boşanmaya karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. ” Y2HD., 01.02.2007, 13195-963.

 

  1. d) Görgüye Dayanmayan Tanık Anlatımları

 

Boşanma davasında görgüye dayanmayan tanık anlatımları hükme esas alınamaz. Görgüye dayanmayan tanık anlatımları taraflardan aktarılan olaylara dayalı olabileceği gibi üçüncü kişilerden aktarılan olaylara da dayanabilir.

 

  1. e) Yer ve Zaman İçermeyen Tanık Anlatımları

 

Boşanma davasında yer ve zaman içermeyen tanık anlatımları hükme esas alınamaz.  

2 – ZABITA ARAŞTIRMASI

Boşanma davasında ispat araçlarından bir diğeri zabıta araştırmasıdır.

“… Önceki reddedilip kesinleşen davadan üç yıl geçtikten sona davanın açıldığı, davacının bir başka kadınla evlilik dışı yaşadığı ve bu ilişkiden çocuklarını olduğu, tarafların önceki davadan sonra bir araya gelmedikleri, nafaka dosyası, zabıta yazısı ile sabittir. Davalının bunun aksi yönünde bir savunması da bulunmamaktadır. Davanın kabulü gerekirken yazılı olduğu şekilde reddi doğru bulunmamıştır.   “Y.2.HD., 06.11.2007, 19855-15113.”

3- DAVA DOSYALARI

            Boşanma davasında ispat araçlarında dava dosyaları önemli bir yer tutmaktadır. Nafaka dosyaları, icra dosyaları, ceza dosyalar, savcılık hazırlık evrakı.

            Boşanma davasında deliller yetersiz ise ceza mahkemesinin boşanma davasına konu olan eylem hakkındaki maddi olayı tespit eden karar hukuk hakimini bağlayacağından ceza davasının sonucu beklenerek deliller birlikte değerlendirilerek hüküm kurulmalıdır. 

            Boşanma davasında delil olarak sadece ceza dosyasına dayanılmışsa ceza davasının sonucu beklenerek hüküm kurulmalıdır.

            Boşanma davasında ceza mahkemesinin boşanma davasına konu olan eylem hakkında maddi olayı tespit eden kesinleşmiş kararı hakimi bağlar.

            Hükmün açıklanmasının geriye bırakılması kararı yeterlidir.

            Ret edilen boşanma dava dosyanın dava tarihi, ret gerekçesi ve tarafları unsurları önemlidir.

 

3- KAYITLAR

 

  Otel kayıtları, pasaport kayıtları, bilgisayar kayıtları, telefon kayıtları  ve diğer kayıtlar boşanma davasında ispat araçlarındandır.

 

  1. a) Otel kayıtları

“21.12.2004 tarihli duruşmada davacının beyanından sonra, davacı vekili eşlerin otelde buluşmalarının belli konuyu görüşmeye matuf olup, barışma niyeti taşımadığını ifade ettiğine göre taraflardan delilleri sorulup toplandıktan sonra karar verilmesi gerekir. Eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…” Y2HD. 11.05.2005, 5391-7765

  1. b) Pasaport Kayıtları

“… Dosyaya ibraz edilen davalı kadına ait pasaport içeriğinden ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 30.05.2007 tarihli yazısında davalı kadının 28.05.2005 tarihi ile 15.10.2005 tarihleri arasında İsviçre’de bulunduğu sabittir. Davacı tanıklarının 2005 yılı Temmuz ayında Elbistan’da gerçekleştiğini bildirdikleri beyanlarının resmi kayıtlarla çeliştiği nazara alınmadan yazılı şekilde boşanmaya karar verilmesi doğru görülmemiştir.” Y2HD. 11.02.2008, 20924-1300.

  1. c) Bilgisayar Kayıtları

Boşanma davalarında ispat araçlarından olan bilgisayar kayıtları dikkatlice incelenmelidir. Bilgisayar mesajlarına ilişkin kayıtlar içinde yer alan davranışlar/sözler/anlatımlar dikkatle değerlendirilmelidir.

            “Kadından kaynaklanan boşanmaya esas alınan 2000 senesi Ekim ve Kasım ayında gerçekleşen hakaret hadisesinden sonra, kocanın (davacının) 19.10.2000’de mektup yazdığı 21.12.2000 de bilgisayar mesajı gönderdiği ve karşı çıkılmayan bu belgelerde; eşine sevgi dolu sözcükler kullandığı ve daha sonra da birlikte tatil için Türkiye’ye geldiği anlaşılmaktadır. Koca bu davranışları ile eşini affetmiş, geçen hadiseleri hoşgörü ile karşılamıştır. Kadının Türkiye’de evlilik birliğinin temelinden sarsacak nitelikte herhangi bir davranışı da olmamıştır. Gerçekleşen bu durum karşısında davanın reddi gerekirken, boşanmaya karar verilmesi isabetsizdir. Ancak temyiz incelemesi sırasında bu hususun gözden kaçtığı ve hükmün boşanmaya yönelik bölümünün onandığı görülmekle; davalının karar düzeltme isteğinin kabulüne, dairemizin onama kararın kaldırılmasına, hükmün bu kısmının da bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.” Y2.HD. 17.07.2002, 8687-9622

            Bilgisayar mesajlarına yönelik kayıtlar içinde yer alan aykırı davranışlar/sözler/anlatımların telefon mesajlarına ilişkin kayıtlarda olduğu gibi davalı tarafından gerçekleştirildiği duraksamaya yer vermeyecek biçimde belirlenmelidir. Aksi takdirde açılan evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle boşanma davası (TMK. m. 166 f.I) reddedilmelidir.

            “… Tanık anlatımlarında sözü geçen e-mail mesajının koca tarafından gönderilmiş olduğu tanık beyanı dışında bir delille kanıtlanamadığından hükme esas alınması olanaksızdır. TMK. 166/1-2 maddesi uyarınca; boşanma karar verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Oysa dinlenen davacının tanıklarının sözlerinin bir kısmı Türk Medeni Kanununun 166/1 maddesinde yer alan temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli  olmayan beyanlar olup, bir kısmı ise sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibarettir. Bu itibarla davanın reddi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yetersiz gerekçe ile boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.” Y2HD., 26.12.2005, 15695-18336  

            Bilgisayar kayıtlarının hükme esas alınabilmesi için usulüne uygun biçimde sunulmuş olması gerekir.

            “… Davalı vekiline delillerini ve karşı delillerini sunması için 7.6.2005 ve 5.7.2005 tarihinde süre verilmiş, davalı vekili de 20.09.2005 tarihli celsede delillerini yazılı olarak sunmuştur. Davalının delil listesinde CD’lerin ibrazına ilişkin bir beyan bulunmamasına karşılık 28.3.2006 tarihinde 2 adet CD’yi delil olarak ibraz etmiş ve hazır bulunan davacı vekili bu CD’lerin delil olarak ibrazına muvafakat etmemiştir. Davacı yanın karşı çıkması karşısında CD’lerin delil olarak kabul edilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” Y2HD. 09.04.2007, 17645-5806.

  1. d) Telefon Kayıtları

Boşanma davasında ispat araçlarından olan kayıtlardan telefon kayıtları dikkatle incelenmelidir.

“… Telefon faturaları, davacı-davalı kadının güven sarsıcı davranışlarda bulunduğunu kanıtlar nitelikte değildir. Tanıkların duyuma dayalı beyanları da hükme esas alınamaz. Davalı-davacı kocanın davasının da reddi gerekirken, yazılı gerekçelerle kabulü ile boşanmaya karar verilmesi doğru bulunmamıştır. Y.2HD., 30.06.2005, 8066-10391.

            Telefon kayıtlarındaki konuşmaların davalı eşi tarafından yapıldığı kesin olarak belirlenmelidir. Bu konuda eşler arasında çekişme varsa bilirkişi incelemesi yaptırılmalıdır.

            “… Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle telefonda konuşan kadının davalı olduğunun belirlenmemesine göre yerinde bulunmayan temyiz isteğinin reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına” Y2HD., 11.02.2002, 1013-1641

            Telefon kayıtlarındaki konuşmaların davalı eş tarafından yapıldığı kesin olarak belirlenemiyorsa boşanma davası reddedilmelidir.

            “… Telefonda konuşanın davalı-davacı kadın olduğu belli değildir. Konuşanın kadın olduğu da kanıtlanmamıştır. Boşanmaya neden olan olaylarda davacı-davalı koca tamamen kusurludur. Davacı-davalı kocanın boşanma davasının reddi gerekirken kabulü doğru değildir.” Y2HD. 01.11.2004, 11685-12882.

            Telefonda gönderilen mesaj kayıtları da boşanma davasında delil sayılır.

            “… Yapılan soruşturma, toplanan delillerle kadının eşine “Şerefsiz, adi,pislik” şeklinde bir çok mesajlar çektiği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davalı-davacı koca dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, davalı-davacı kocanın da davasının kabulüne karar verilecek yerde, yetersiz gerekçeyle davanın reddi doğru bulunmamıştır.” Y2HD. 04.07.2002, 7690-8950.

            “…Toplanan delillere göre eşine şiddet kullanan ve cep telefonu mesajları ile eşine ağır hakaretlerde bulunan davacı-davalı kadın da boşanmaya neden olan olaylarda eşit kusurludur. Gerçekleşen bu durum karşısında davalı-davacı kocanın boşanma davasının da kabulü gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.” Y2HD. 29.11.2004, 12888-14147.

            “… Yapılan soruşturma, toplanan delillerle davalının davacıya ait giysi ve kravatlarını kestiği, eve almadığı, telefon mesajı ile hakaret ettiği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görünmemesine göre, boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır.” Y2HD. 25.10.2005, 17430-14831.

            Telefon mesajlarına ilişkin kayıtlar içinde yer alan aykırı davranışlar/sözler/anlatımların davalı tarafından gerçekleştirildiği duraksamaya yer vermeyecek biçimde belirlenmelidir. Aksi takdirde açılan evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle boşanma davası reddedilmelidir.

4- BELGELER

Boşanma davalarında ispat araçlarından olan belgelerden olan yazılar dikkatle incelenmelidir.

  1. a) Günlük

Günlük içeriği davalı eş tarafından yazılmış olmalıdır. Gerekirse bu konuda bilirkişi incelemesi yaptırılır.

“… Davalı, 18.12.2000 günlü oturumda 26.9.1997 tarihinde düzenlenen günlük fotokopisi ibraz ermiş, mahkemece okunup dosyasına konulmuştur. Bu günlüğün davacıya ait olup, olmadığı sorulmamıştır. Günlükteki maddi hadiseler boşanmanın ekini oluşturan isteklere etki yapacak niteliktedir. Mahkemece; bu günlüğün davacıya okunması, kendisinden sadır olup olmadığının açıklığa kavuşturulması ve sonucu uyarınca değerlendirme yapılması gerekir. ” Y2HD. 26.10.2001, 13309-14749.

“… Boşanmaya esas alınan kocanın hatıra defterindeki yazının, davalıya (kadına) ait olduğu kesinlik kazanmamıştır. Toplanan delillerden; kocanın askerden izinli geldiği anda evliliğin mutlu şekilde devam ettiği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında koca geçen hadiseleri hoşgörü ile karşılamış, eşini bağışlamıştır. Bu olaylar artık boşanmaya esas alınamaz. Davanın reddi gerekirken delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülmek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.” Y2HD. 14.02.2002, 954-1920.

Günlüğün değerlendirilebilmesi için delil listesinde yer alması gerekmektedir. Delil listesinde yer almayan günlük hükme esas alınamaz.

“… Davalı tanık beyanlarına geçen olaylardan sonra evlilik birliği devam etmiştir. Delil listesinde gösterilmeyen günlük defterinin ibrazına davacı karşı çıkmıştır. Bu nedenle boşanmaya neden olay olaylarda eşine hakaret ve beddua eden, evden kovan koca tamamen kusurludur.”  Y2HD., 15.02.2005, 15942-2081

  1. b) Mektup

Boşanma davalarında eşlere ait mektuplar içinde yer alan yazılar ispat vasıtası olabilir.

“… Davalı kadından kaynaklanan boşanmayı gerektiren maddi bir hadisenin varlığı ispat edilememiştir. Nitekim davacı koca tarafından gönderilen mektupların içeriği de bu olguyu doğrulamaktadır. Davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru bulunmamıştır.” Y2HD., 13.11.2006, 18999-15577

“… Yapılan soruşturma, toplanan delillerle davalı kocanın kadının açtığı retle sonuçlanan davadan sonra birlik görevlerini yerine getirmediği, eşine yazdığı mektuplarla sürekli tehdit ve hakaretlerde bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır.” Y2HD. 26.11.2007, 2655-16496.

            Delil listesi içinde yer alan mektup, aile mahkemesi hakimi tarafından dikkatle incelenmelidir.

            “…Davacı 12.12.1998 tarihli delil listesinde bir mektuba dayanmıştır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının 180. maddesi gereğince bu mektubun ibrazı istenmeden eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.” Y2HD. 21.02.2000, 245-2139.

            Mektup içeriği davalı eş tarafından yazılmış olmalıdır. Gerekiyorsa bu konuda bilirkişi incelemesi yaptırılmalıdır.

            “… kadın tarafından yazıldığı iddia edilen 27.05.2002 tarihli mektubun kadının eli mahsulü olup olmadığı  araştırılmadan eksik araştırma ve incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması

  1. c) Fotoğraf

“Davacı-davalı kadının delil olarak bildirip, dosyaya örneklerini sunduğu davalı-davacı kocaya ait fotoğrafların bir bölümünün kocanın güven sarsıcı davranışı olarak kabul edilmesi gerekir. Davalı-davacı kocanın güven sarsıcı davranışı sonucu davacı-davalı kadının evliliği sürdürmesi kendinden beklenemez. Kocanın kusuruyla evlilik birliği temelinden sarsılmış olup; Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesindeki boşanma koşulları gerçekleşmiştir. Durum böyleyken, davacı – davalı kadının boşanma davasının kabulüyle, boşanmaya karar verilerek yerde, yazılı şekilde yetersiz gerekçeyle reddine karar verilmesi isabetsiz olmuş; bozmayı gerektirmiştir.” Y.2.HD. 22.12.2011, E.2011/422, K. 2011/23267.

            “Yapılan soruşturma, toplanan delillerle davacı tarafından ibraz edilen fotoğraflar ve savcılık araştırmasında kocanın güven sarsıcı davranışlar içerisine girdiği ve başka kadınla yaşadığı anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya (TMK. 166/1) karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır.” Y2HD. 05.12.2005, 14331-16994.”

            Fotoğraflar montaj içermemeli ve görüntüdeki kişilerin kim olduğu konusunda tarafların beyanları alınmalıdır. Bu konuda tarafların göstermiş olduğu tanıkların da bilgilerinden yararlanılmalıdır. Çekişme varsa bilirkişi incelemesi yaptırılmalıdır.

            “… Mahkemece davalı-karşı davacı Behice; başka bir erkekle birlikte otururlarken çekilen fotoğraf ve tanık Engin’in beyanlarına göre ağır kusurlu kabul edilmiştir. Oysa dosyaya davacı Serdar tarafından sunulan ve kenarları kesik fotoğrafın topluluk halinde davadan çok önce çektirildiği ve davacı dahil birçok kişi tarafından bilindiği, fotoğraftaki erkeğin tarafların aile dostu ve  müşterek çocuğun da diş hekimi olduğu tanık ifadelerinden anlaşılmaktadır. Davacı tanığı Engin, 3.5.2001 ve 27.01.2004 tarihlerinde iki kez dinlenmiş olup beyanları kısmen çelişkili ve inandırıcılıktan uzak olduğu gibi dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde davalının sadakatsizliğini kanıtlayacak nitelikte değildir. Gerçekleşen bu durum karşısında davacı-davalı Serdar, boşanmaya olan olaylarda tam kusurludur. Davacı Serdar’ın boşanma davasının reddi gerekirken kabulü usul ve yasaya aykırıdır.” Y2HD., 06.12.2004, 14733-14503.

            “Her dava açıldığı gün ki şartlara tabiidir. Davadan sonraki hadiseler boşanmaya esas alınamaz. Davalının sadakatsizliğini gösterir, otel kayıtları ve fotoğraflar davadan sonraki döneme ilişkindir. Bu davaya esas alınamaz.” Y2HD., 28..06.2004, 14

 

 

  1. d) Film

“Toplanan delillere göre davalı-davacı kadının televizyona çıkarak aile sırlarını açıkladığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında davacı-davalı koca boşanma davası açmakta haklıdır. Kocanın davasının kabulü gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.” Y2HD. 17.03.2005, 2326-4211

  1. e) Faturalar

“Toplanan delillerden; boşanma davasının reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren üç yıl geçtiği ve bu süre içinde ortak hayatın yeniden kurulamadığı, davacı tanıklarının beyanları 4.4.2003 tarihli zabıta tahkikatı ve davalı vekilinin 30.05.2003 tarihli dilekçesinde müvekkilinin evden ayrıldığından beri “Beştelsiz mahallesi, 109.sokak, no.:20/5 Zeytinburnu…” adresindeki konutta kaldığını bildirmesi, bu adresin davalının annesine ait olduğunun elektrik ve su faturalarından anlaşılmış olup, davalı tanıklarının bu olguların aksine olan beyanları kabul edilebilir nitelikte değildir. Bu bakımdan davanın kabulü gerekirken reddi usul ve yasaya aykırıdır.”Y2HD. 08.12.2004, 13710-14685.

           

5- RAPORLAR

Boşanma davasında raporlar önemli bir ispat aracıdır.

“… Tarafların komşusu tanık Güler, davacı-davalıyı en son evden ayrılırken yüzünde şişlik ve şekil bozukluğu olduğu halde gördüğünü, bu ayrılma sonucu davacı-davalı kadının sığınma evine sığındığını ifade etmiştir. Adli Tıp Raporunda da, davacı-davalıda tespit olunan travmatik lezyonların 15.10.2003 tarihine kadar geçen yaklaşık 20 günlük zaman dilimi içinde maruz kaldığı künt travma sonucu oluşabileceği bildirilmiştir. Açıklanan tanık beyanı ve rapor içeriğinden davalı-davacının eşine fiziki şiddet uyguladığı anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasından ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Davacı-davalının evlilik birliğini temelinden sarsacak nitelik ve derecede bir kusuru kanıtlanamamıştır. Gerçekleşen bu duruma göre davacı-davalı(kadın)’nın boşanma davasının kabulüne, davalı-davacı koca tarafından açılan boşanma davasının ise reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.” Y2HD. 26.05.2009, 3919-9983

 

6- DİĞER İSPAT ARAÇLARI

 

Boşanma davasında ispat araçları örnek olarak yukarıda sayılanlardan ibaret değildir. Başkaca ispat araçları da kullanılabilir.

 

 

 

 

BOŞANMA DAVASI TÜRLERİ NELERDİR?

Boşanma davası genel olarak çekişmeli boşanma davası ve anlaşmalı boşanma davası olarak ikiye ayrılmaktadır.

BOŞANMA SEBEPLERİ NELERDİR?

4721 sayılı Türk Medeni Kanununa göre boşanma sebepleri; zina, hayata kast, eşe pek kötü davranış, suç işleme, haysiyetsiz hayat sürme, terk, akıl hastalığı, evlilik birliğinin temelinden sarsılması (anlaşmalı/çekişmeli) , fiili ayrılık sebebine  dayanabilir.

ANLAŞMALI BOŞANMA ŞARTLARI NELERDİR?

Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bir yıllık sürenin dava tarihi itibariyle dolmuş olması gerekir. Bu halde boşanma kararı verilebilmesi için, hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukları durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Ancak 1 yıllık süre dolmamışsa; eşler çekişmeli boşanma davası açabilirler.

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASI NE KADAR SÜRER?

Anlaşmalı boşanma dava süresi, duruşma, gerekçeli kararın yazılması ve tebliği aşamaları ile 3-4 ayı bulur. Ancak anlaşmalı boşanma davası duruşma gününün yakın bir gün olarak alınması ve gerekçeli kararın hızlı bir biçimde yazdırılması, tebliğ sürelerinin kısaltılmasına ilişkin uğraşlar ile anlaşmalı boşanma davası 1-2 gün içinde dahi kesinleşebilir.

ÇEKİŞMELİ BOŞANMA DAVASI SÜRECİ

Boşanma davasında yargılamanın ilk aşaması “davanın açılması ve dilekçelerin karşılıklı verilmesi” aşaması, ikinci aşaması “ön inceleme”, üçüncü aşaması “tahkikat aşaması”, dördüncü aşaması “tahkikatın sona ermesi ve sözlü yargılama aşaması ve son aşaması “hüküm” aşamaları olmak üzere 5 aşaması vardır.

  1. Aşama: Davanın Açılması ve Dilekçelerin Karşılıklı Verilmesi

Boşanma davasında yargılamanın ilk aşaması davanın açılması ile dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasıdır. Bu aşamada taraflar boşanma sebebi olarak dayandıkları olayları, iddialarını ve taleplerini ileri sürerler. Tarafların karşılıklı olarak 2’şer kez dilekçe verme hakları vardır. Boşanma davasında davacı, cevap dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde cevaba cevap dilekçesi; davalı da davacının cevabının kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde ikinci cevap dilekçesi verebilir.

  1. Aşama: Ön İnceleme

Boşanma davasındaki dilekçelerin karşılıklı olarak usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesiyle ön inceleme aşamasına geçilir; mahkemece ön inceleme duruşma günü tayin ve taraflara tebliğ edilir. Boşanma davasında mahkeme ön inceleme aşamasında; dava şartlarını ve ilk itirazları inceler, uyuşmazlık konuları tam olarak belirler, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerinin toplanması için gereken işlemler yapar, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe teşvik eder ve sonunda bu hususları tutanağa geçirir.

  1. Aşama: Tahkikat

Boşanma davasının tahkikat aşamasında; tarafların davada ileri sürdükleri bütün iddia ve savunmalar birlikte incelenir. Boşanma davasında aile mahkemesi hakimi, taraflarca gösterilmiş olan delillerin incelenmesinden sonra, davanın muhakeme ve hüküm için yeterli derecede aydınlandığını anlarsa, tahkikatın bittiğini kendilerine bildirir.

  1. Aşama: Tahkikatın Sona Ermesi Ve Sözlü Yargılama

Boşanma davasında hakim, tarafların iddia ve savunmalarını dinledikten sonra, duruşmada hazır bulunan taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz verir. Tahkikatı gerektiren bir husus kalmamışsa tahkikatın bittiği tefhim edilir. Boşanma davasında tahkikatın bittiği taraflara tefhim (yüze bildirme) edildikten sonra sözlü yargılama aşamasına geçilir; taraflara son sözleri sorulur.

  1. Aşama: Hüküm.

Boşanma davasında hüküm yargılamanın sona erdiği duruşmada verilir. Boşanma davasında aile mahkemesi hakimi tarafından zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden itibaren 1 ay içinde yazılması gerekir. Taraflar gerekçeli kararı tebliğ aldıklarında kararı mevcut şekliyle kesinleştirebilirler veya istinaf, temyiz gibi kanun yollarına müracaat edebilirler. Karar kesinleştiğinde mahkeme kalemi, kesinleşme şerhli gerekçeli kararını ilgili nüfus müdürlüğüne gönderir ve nüfus müdürlüğü mahkemenin boşanmaya ilişkin kararını nüfus kayıtlarına işler.

ÇEKİŞMELİ BOŞANMA DAVASI NE KADAR SÜRER?

<iframe width=”560″ height=”315″ src=”https://www.youtube.com/embed/mL7VV0Ew06E” frameborder=”0″ allowfullscreen></iframe>

Çekişmeli boşanma davasının ise ortalama kesinleşme süresi 2,5 yılı bulmaktadır. Ancak tebliğ durumu, delil durumu, tarafların kanun yoluna başvurmaması hallerinde bu süre kısalabilmektedir.

EN HIZLI VE EN İYİ NASIL BOŞANILABİLİR?

Boşanma aşamasındaki çiftler, boşanma sürecini yaşamamak, bir an önce yeni hayatlarına başlamak adına; aceleyle yanlış kararlar verebilmektedirler. Boşanma sürecinin hızlı biçimde bitip, boşanmaktan daha önemli olan boşanmadan maksimum kazanç/minimum kayıpla çıkmak;  doğru biçimde boşanmak önemli olandır. Ancak, kayıp/kazanç dengesinin gözetildiği bir anlaşmalı boşanma emek, zaman, stresten tasarruf anlamını taşır. Yolunda gitmeyen bir evlilik kanser gibidir. Anlaşmalı boşanmada ilacı içer, kalkar ve hayatınıza devam edersiniz. Ancak çekişmeli boşanma davasında neşter, ameliyat, kan ve nekahat dönemi vs. vardır. Ancak, hızlı ve maksimum kazanç/minimum kayıp dengesinin gözetildiği bir anlaşmalı boşanmanın en iyi boşanma yolu olduğunu söyleyebilirim.

BOŞANMA DAVASINI HANGİ TARAFIN AÇMASI AVANTAJLIDIR?

Boşanma davasının formülü iddia+ispattır. Bu sebeple; iddia ve ispatla öncelik/sonralık, hızlılık/yavaşlık yarışmaz. Kim davasını ispat edebileceğini düşünürse o davasını açmalıdır.

BOŞANMA DAVASI NASIL AÇILIR?

Boşanma davası aile mahkemesi veya aile mahkemesi kurulmayan yerlerde aile mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesine hitaben düzenlenmiş dava dilekçesi ile açılır. Dava dilekçesinin içeriğinde; mahkemenin adı, davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri, davacının T.C. Kimlik No.su, varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, soyadı ve adresleri, dava konusu ve malvarlığı hakların ilişkin davalarda dava konusunun değeri, davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri, iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği, dayanılan hukuki sebepler, açık bir şekilde talep sonucu, davacının varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin imzası bulunur. Ayrıca gider avansı ve alınması gerekli harçların da yatırılmış olması gerekir.

İKİ EŞ DE MAHKEMEYE GELMEK ZORUNDA MIDIR?

Anlaşmalı boşanma davasında her iki eş de hakim karşısında hazır olmak mecburiyetindedir. Dava taraflarının olmadığı anlaşmalı boşanma davasında vekiller, anlaşmalı boşanma talep eder ve başka delil sunmayacaklarını da açıklarlarsa dava derhal reddedilir. Aile mahkemesi hakimi boşanma davasında tahkikat aşamasında her iki tarafı usulüne uygun olarak davet edip, davada ileri sürülen vakıalar hakkında dinleyebilir. Ancak genel uygulama, tarafların avukatları varsa duruşmaya katılmayabilecekleri yönündedir.

DAVAYA GİDİLMEZSE NE OLUR?

Boşanma davasına davanın sürdürülmesi tarafların tercihinde olan bir konudur. Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir. Dosyası işlemden kaldırılmış olan dava üç ay içinde yenilenebilir. Yenilenmezse davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.

DAVAYI TAKİP İÇİN AVUKAT TUTULMASI GEREKİR Mİ?

Esasen hasta olduğunuzda hastalığınızın şiddeti ne olursa olsun doktora gitme zorunluluğunuz olmadığı gibi avukat tutmak gibi bir zorunluluğunuz yoktur. Teşbihte hata olmayacağına göre; benim bir kimseyi ameliyat etmeye çalışmamla bir kimsenin avukatsız davanın tarafı olması eş değer görürüm. Ben her zaman işi uzmanına bırakırım.

ÇOCUĞUN VELAYETİ KİME VERİLİR?

Velayet düzenlemesi yapılırken çocuğun üstün yararı göz önünde bulundurulur. Bunun için çocuğun yaşına, cinsiyetine, ebeveynlerin çocukla olan ilişkisine, ekonomik ve sosyal durumlarına bakılır.

YOKSULLUK- İŞTİRAK – TEDBİR NAFAKASI NEDİR, NASIL BELİRLENİR?

Yoksulluk nafakası, boşanmanın eşlerle ilgili sonuçlarından biridir; boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Eşit kusurlu eş, yoksulluk nafakasına müstehak olabilir.

İştirak nafakası ise boşanmanın çocuklarla ilgili sonuçlarından biridir. Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.

Tedbir nafakası ise gerek eş, gerekse çocuk için boşanma kararının kesinleşme tarihine kadar verilen, tarafların kusur durumundan bağımsız; evlilik birliğinin standardını korumaya yönelik olan nafaka türüdür.

DAVADA TAZMİNAT NASIL BELİRLENİR?

Boşanma davasında mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Boşanma sebebiyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için boşanmaya sebep olan olayların tazminat isteyenin kişilik haklarını zedelemiş olması gerekir. Türk Medeni Kanunu’na göre maddi ve manevi tazminat miktarı kusurun derecesine ve tarafların sosyo-ekonomik durumuna göre belirlenir. Boşanmaya sebebiyet veren olaylarda eşit kusurlu olan eşler birbirlerinden maddi tazminat ve/veya manevi tazminat alamazlar.

ANLAŞMALI BOŞANMA PROTOKOLÜNDEKİ NAFAKANIN İPTALİ YA DA ARTIRILMASI MÜMKÜN MÜDÜR?

Eşlerden birinin diğerini anlaşmalı boşanmaya razı etmek için ödeyemeyeceği bir nafaka tutarını ödemesi koşuluyla anlaşmalı boşanmaya karar verildiğini düşünelim. Aradan fazlaca bir zaman geçmeden nafaka yükümlüsünün açacağı nafakanın azaltılması ve kaldırılması talebi redde muhtaçtır. Çünkü bu davadaki talep, hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir. Tarafların ekonomik durumundaki azalma veya artışa göre nafakanın arttırılması, azaltılması veya kaldırılmasına ilişkin talepler olabilir.

EŞLER ARASINDAKİ SES VE VİDEO KAYITLARI DELİL OLARAK KULLANILABİLİR Mİ?

Eşler arasındaki özel hayatın gizliliğini ihlal suçu oluşmayacağı için boşanma hukukuna özgü olmak üzere ses ve video kayıtlarının boşanma davalarında delil niteliği vardır.

FACEBOOK – WHATSAPP VS. KAYITLARININ DELİL OLMA NİTELİĞİ VAR MIDIR?

Yan delilerle desteklenmedikçe modern delillerin ( Facebook, whatsapp, instagram vs.) delil olma nitelikleri yoktur.

Elektronik ortamdaki fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcılar, diğer delillerle desteklendikleri takdirde “delil” olarak hükme esas alınabilir. Bu veriler tek başına vakıaların ispatına yeterli değildir.” Y2HD. T. 5.2.2014, E. 2013/19577, K. 2014/1926.

MAL PAYLAŞIMI NASIL YAPILIR?

1.1.2002 tarihinden sonra yapılan evliliklerde eşlerin edindikleri mal varlıklarını yarı yarıya paylaşacaklardır. Genel kural bu olmakla birlikte malların edinilmesindeki paranın kaynağının iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Örneğin mirasen kalan br mal, bir bağışlama vs. neticesi alınan bir malvarlığı edinilmiş mal grubuna dahil olmadığından (kişisel mal olduğundan) paylaşıma tabii olmayacaktır.

KARŞI TARAF BOŞANMAK İSTEMESE DE BOŞANABİLİR MİYİM?

Boşanmayı gerektirici bir veya birkaç sebep ileri sürüp, ispat edebiliyorsanız; karşı tarafın boşanma iradesi olup, olmamasından bağımsız boşanabilirsiniz.

HAKİM BOŞANMA DAVASINI NEDEN REDDEDER?

Bir boşanma davasında verilebilecek hükümler davanın açılmamış sayılmasına ilişkin hüküm bir yana RED veya KABULdür.

Boşanma davasında ileri sürülen sebep boşanmayı gerektirici nitelikte değilse veya delilleri vicdani kanaatine göre serbestçe takdir eden hakim, boşanma sebebi olarak dayanılan sebeplerin ispat edilemediğine kanaat getirirse red kararı verecektir.

Eşlerden birinin 20 yıldır Fransa’da, diğerinin Türkiye’de yaşamakta olması, “anlaşamıyoruz”, “geçinemiyoruz”, “farklı insanlarız” şeklindeki boşanma sebebi olarak dayandıkları sebepler boşanmak için elverişli değildir. Değil 20 yıl ayrı yaşamak 200 yıl ayrı yaşanılsa eşler arasında boşanmayı gerektirici bir sebep ileri sürülüp iddia edilemiyorsa boşanma kararı verilemez. Ancak TMK. 166/4’teki düzenleme gereği dava açıp, red kararının kesinleşmesi üzerine 3 yıl fiili olarak ayrı yaşadıysanız, 3 yıl sonra TMK. 166/4 maddesine dayanarak açacağınız davada red kararının kesinleşme tarihinden itibaren 3 yıl eşinizle fiili olarak bir araya gelmediğiniz olgusunu ispatlamak şartıyla boşanabilirsiniz.

Ne Kadar İştirak Nafakası Veririm?

TMK. m. 330 f.I hükmüne göre nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir.

1 – İŞTİRAK NAFAKASINA ANA BABANIN GELİRİ ARAŞTIRILMALIDIR.

Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorunda olduğuna göre ana babanın ekonomik ve sosyal durumu ciddi bir şekilde araştırılmalıdır.
“… Tarafların ekonomik ve sosyal durumları, çocukların gelirleri olup olmadığı araştırılmadan velayet hakkı anneye verilen çocuk için iştirak nafakasına hükmolunması, velayet hakkı babaya verilen çocuk için iştirak nafakasına hükmolunmaması yasaya aykırıdır (TMK. md.330) O halde mahkemece yapılacak iş tarafların ve çocukların ekonomik ve sosyal durumlarını araştırmak, sonuca göre bir karar vermekten ibarettir. Bu yön gözetilmeden eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.” Y. 2.HD., 14.03.2002, 2607-3516

Başka bir anlatımla sadece zabıta araştırması ile yetinilmemeli ve ilgili olan Tapu Sicil Müdürlükleri, bankalar, mal müdürlüğü ve gereken diğer kuruluşlardan araştırma yapılmalıdır.


2 – İŞTİRAK NAFAKASINI YETERLİ GELİRİ OLAN ANA BABA VERMELİDİR.

Boşanma davasında iştirak nafakası miktarının belirlenmesinde ana babanın özelliklerine ilişkin ilkelerden diğeri ana babadan yeterli geliri olan iştirak nafakası vermelidir ilkesidir.
“… Velayetleri babaya verilen çocuklar için çalışmakta olan anneden iştirak nafakası alınması konusunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi doğru değildir.” Y. 2.HD., 28.06.2002, 7790-8648

Yargıtay’ın bu konuda önemli bir ölçüsü vardır: “Ülke ve dünya gerçekleri bir yana bırakılmadan aşırılığa kaçmadan doğru, makul ve gerçekçi sınırlar içinde kalmaya özen göstermelidir” Y. 2.HD., 23.10.1986

3 – İŞTİRAK NAFAKASINI YOKSUL OLAN ANA BABA VERMEMELİDİR.

“…Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle yoksulluğa düşeceği kabul edilerek lehine yoksulluk nafakası takdir edilen davacı kadının iştirak nafakası ile sorumlu tutulmasının mümkün olmadığının anlaşılmasına göre yerinde bulunmayan temyiz isteğinin reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına” Y.2.HD., 20.12.2012, E.2012/9910, K. 2012/31042

“…Davalı kadın ev hanımıdır. Ananın bir geliri ve mal varlığı tespit edilememiştir. İş imkanı olduğu halde çalışmaktan kaçındığı da iddia ve ispat olunamamıştır. Bu yön gözetilmeden kadının iştirak nafakası ile sorumlu tutulması doğru görülmemiştir.” Y.2.HD., 12.03.2007, 1599-2675

“…Davalı kadının işi ve geliri olmadığı, Almanya’da işsizlik aylığı aldığı anlaşılmaktadır. Velayeti davacı babaya verilen küçük Murat için iştirak nafakası ile sorumlu tutulması doğru görülmemiştir.” Y. 2.HD.,09.12.2004, 13423-14857

“…Davacı kadının herhangi bir işte çalışmadığı, geçimini annesi ve kardeşlerinin katkısıyla sağladığı, herhangi bir gelirinin olmadığı adına kayıtlı menkul yada gayrımenkulü bulunmadığı 19.1.2004 tarihli emniyetçe düzenlenen tutanaktan anlaşılmaktadır. Geliri ve mal varlığı bulunmayan davacı kadının iştirak nafakası ile sorumlu tutulması bozmayı gerektirmiştir.” Y.2.HD., 24.10.2005, 12096-14638

“…Davacı kadının çalışmadığı, geliri ve mal varlığı bulunmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Velayeti babaya tevdi edilen müşterek çocuk için anadan nafaka tahsiline karar verilmesi doğru görülmemiştir.” Y. 2. HD.,

“…Davalının hiç bir gelirinin ve malvarlığının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu husus gözetilmeden, dava süresince davacı (baba) yanında kalan ve velayetleri de babaya verilen tarafların müşterek çocukları C. ve C. için davalının davacıya tedbir ve iştirak nafakası ödemekle yükümlü tutulması doğru görülmemiştir.”

“Ekonomik ve sosyal durumu yetersiz ise katılmak zorunda da değillerdir. Örneğin velayet kendisinde bulunmayan taraf yoksulluk nafakası alıyorsa iştirak nafakası vermek başka bir anlatımla çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılmak zorunda değildir.” Y. 2.HD., 19.6.1997, 6117-7160, Y. 2. HD. 12.5.1994, 4109-4914

“… Kendisi de yoksul olan kişi aleyhine iştirak nafakasına hükmedilemeyeceği nazara alınmadan herhangi bir işi ve geliri bulunmayan davacı kadının iştirak nafakası ile yükümlü tutulması doğru olmamıştır.” Y.2.HD., 31.05.2005, 4369-8485

Kendi geçimini sağlamaktan yoksun olanın katkısının beklenemeyeceği doğaldır.

“… kendisi yoksul olan kadının iştirak nafakası ile sorumlu tutulmasının mümkün bulunmamasına göre yerinde bulunmayan temyiz isteğinin reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına” Y.2. HD., 24.11.2005, 13606-16253

“… Kendisi de yoksul olan kişi aleyhine iştirak nafakasına hükmedilemeyeceği nazara alınmadan herhangi bir işi ve geliri bulunmayan davacı kadının iştirak nafakası ile yükümlü tutulması doğru olmamıştır.” Y.2.HD., 31.05.2005, 4369-8485

“Velayet hakkına sahip olmayan eşin çalışamayacak durumda olduğu sağlık kurulu raporu ile ve gelirinin bulunmadığı da soruşturma yazılarıyla anlaşılmış ise ödeme gücü bulunmayan ana yada babanın iştirak nafakası ile yükümlü tutulması elbette olanaklı değildir.” Y. 2.HD., 20.10.1994, 8909/9851, Y.2.HD. 27.5.1995, 1604-2406

4 – İŞTİRAK NAFAKASINI ANA BABA GÜCÜ ORANINDA VERMELİDİR.

“Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin, çocuğun bakım ve eğitim giderlerin gücü oranında katılmak zorundadır. Velayeti davalı anneye verilen müşterek çocuk B. için takdir edilen iştirak nafakasının davacıdan alınarak davalıya verilmesi gerekirken davalıdan alınarak davacıya verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.” Y. 2. HD., 17.09.2012, E. 2012/14251, K. 2012/21371

Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de göz önünde bulundurulur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 182 f. II hükmüne göre yükümlülüğün sınırını gücü oranında şeklinde belirlenmiştir. Bu deyim yanıltıcıdır. Velayet hakkına sahip olmayanın gücü çocuğun diyelim Avrupa’da okumasına yetecek düzeyde olsa bile nafaka yükümlüsünün bu yönde oluşan gidere katılma zorunluluğu bulunmamaktadır. Ülke ve dünya gerçekleri bir yana bırakılmadan aşırılığa kaçmadan doğru, makul ve gerçekçi sınırlar içinde kalınması zorunludur. Başka bir anlatımla giderler abartılmamalıdır.

Çocuğun velayetinin bir tarafa verilmesi durumunda sadece nafaka yükümlüsü olan tarafın değil velayetin verildiği tarafın da katkıda bulunması gerektiği gözden kaçırılmamalıdır.

“… Davada, 2001 yılında hükmedilen aylık 150.000.000 TL. iştirak nafakasının 250.000.000 TL.’ye yükseltilmesi istenilmiş, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, iştirak nafakasının niteliğine, günün ekonomik koşullarındaki paranın alım gücüne ve özellikle 1998 doğumlu küçüğün yaşı itibariyle gerçekleşebilecek ihtiyaç durumu ile davacı annenin de bu ihtiyaçlara katkıda bulunacağı gözetildiğinde hükmedilen nafaka miktarı fazla olup, TMK. ‘nun 4. maddesinde vurgulanan “hakkaniyet ” ilkesine de uygun bulunmamıştır.” Y. 3.HD., 27.2004, 33-415

İştirak nafakası miktarı belirlenirken çocuğun bakım ve eğitim giderlerine ana baba eşit olarak değil, gücü oranında katılmak zorundadır. Başka bir anlatımla ana yada baba iştirak nafakasına kendi güçleri oranlanarak katılacaklardır. Katılmaktan maksat velayet hakkı verilenin bu katkıyı eylemli olarak gerçekleştirdiği var sayılarak diğer eşin iştirak nafakası adı altında bu bedeli ödemesidir.

Bosanma Davalarının Açılma Koşulları

 

Boşanma sebeplerini genel ve özel sebepler olarak sayabiliriz.

Davaların açılma koşulları:

1.Eşlerden birinin üçüncü bir kişiyle cinsel ilişki kurması ( zina yapması )

2.Eşlerden birinin, diğer eşin hayatına kastetmiş bulunması,

3.Eşlerden birisine diğer eşin,  pek kötü davranması,

4.Eşlerden birisine diğer eşin ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunması,

5.Eşlerden birinin suç işlemesi , diğer eşin onunla yaşamasının mümkün bulunmaması (imkansızlaşması)

6.Eşlerden birinin haysiyetsiz hayat yaşaması ve bu yüzden diğer eşin onunla yaşamasının mümkün olamaması

7.Eşlerden birinin, diğer eşi, evlilikten doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek için terk etmiş olması ve haklı bir neden olmadığı halde ortak konuta dönmemesi,

8.Eşlerden birinin akıl hastası olup da, diğer eşin, bu hastalık nedeniyle ortak hayat çekilmez hale gelmiş ve akıl hastalığının iyileşmeyeceği de doktor raporu ile tespit edilmişse,

9.Evlilik birliğinin esaslı derecede temelinden sarsılmış olması,

10.Eşlerin boşanmada anlaşmış olmaları,

11.Reddedlilen boşanma davasına ait ret kararının kesinleşmesinden itibaren 3 yıl geçmiş ve eşlerin bir araya gelmemiş bulunmasıdır.

 

BOŞANMA DAVALARINDA GEÇİCİ ÖNLEMLER

 

Boşanma (veya ayrılık ) davası açıldığı takdirde bu davaya bakacak Aile Mahkemesinin Hakimi, aynı zamanda geçici önlemleri de alacaktır. Bu önlemler:

  1. Eşlerin barınmalarına,
  2. Eşlerin geçimine,
  3. Eşlerin mallarının yönetimine,
  4. Müşterek çocukların bakım ve korunmasına ilişkin önlemler olacak ve boşanma davasının devamı süresince geçerli bulunacaktır.

 

  BOŞANMA DAVALARINDA GÖZÖNÜNDE TUTULACAK HUSUSLAR

  

1.Boşanma davaları (veya ayrılık) HUYY.sı kuralları uygulanarak görülür.

2.Mahkemece, 4787 sayılı Yasa kuralları göz önünde tutulacaktır.

3.Mahkemece, uyuşmazlığı sulhen çözümü için çaba sarf edecek, sulhen çözüm sağlanamadığı taktirde işin esasına girilip yargılama yapılarak karar verilebilecektir.

4.Mahkemece, bünyesinde çalışan uzman psikolog , pedagog ve sosyal çalışmacıdan tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile çocukların durumları hakkında araştırma ve inceleme yapılması istenebilir. Alınacak çalışma raporları doğrultusunda, uyuşmazlık çözümlenecektir.

5.Mahkeme bünyesinde uzman kişiler yoksa ,diğer kamu kurum ve kuruluşlarında görevli uzmanlardan da çalışma ve rapor düzenlenmesi istenebilecektir.

6.Sulhen uyuşmazlık çözümlenemediği takdirde, yapılacak yargılamada, uzman psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan birisinin veya hepsinin duruşmalarda hazır olması duruşmalara katılması mahkemece istenebilecektir.

7.Mahkeme, boşanma sebebine göre delilleri toplayacak, taraflardan delillerini sunmalarını isteyebilecektir.

8.Boşanma sebeplerinin varlığına mahkemece, vicdanen kanaat gelmedikçe, dava haklı bulunmayacaktır.

9.Mahkeme, davanın kanıtlanması yönünden, gerek kendiliğinden, gerekse istek üzerine, taraflarca yemin veremez, yemin teklifini öneremez.

10.Boşanma davalarında tarafların ikrarları mahkemeyi bağlamayacaktır. Ancak, anlaşmalı boşanma bu kuralın dışındadır.

11.Mahkeme hakimi delilleri serbestçe takdir edecektir.

12.Boşanma veya ayrılığın sonuçlarıyla ilgili tarafların yaptıkları anlaşmalar, mahkemece uygun görülmediği takdirde geçerli olmayacaktır.

13.Boşanma veya ayrılığın fer’i sonuçlarına dair anlaşmalar mahkemece onaylanmadıkça geçerli olmayacaktır.

14.Mahkemece davaların duruşmasının gizli yapılmasına karar verilebilecektir. Ancak bunun için taraflardan birinin istekte bulunması gerekecektir.

15.Boşanma sebebine göre davada inceleme yapılacak tanıklar dinlenecek, gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırılabilecektir.

16.Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilecektir.

17.Zina nedenine dayanan boşanma davası, boşanma nedeni öğrenildiği günden itibaren 6 ay ve herhalde zinanın yapıldığı günden 5 yıl geçmekle düşecektir. Bu hak düşürücü süredir.

18.Dava açılmış olup da, davayı, açan eş, davalıyı (zina yapan eşini) affetmiş ise, artık dava dinlenmeyecektir.

19.Hayata kast, pek kötü muamele veya davranışta bulunan eş hakkında, buna muhatap olan diğer eş tarafından boşanma davası açılabilecektir.

20.Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranıştan açılacak boşanma davası, boşanma nedeninin öğrenildiği günden itibaren 6 bay ve herhalde sebebin doğumundan 5 yıl geçmekle düşecektir. Bu süre hak düşürücü süredir. Ayrıca affedenin dava hakkı da bulunmamaktadır.

21.Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme nedenine dayanan boşanma davası her zaman açılabilir. Zamanaşımına bağlı bulunmamaktadır.

22.Evlilik birliğinde eşlerden biri, görevini yapmamak suretiyle diğerini terk ederse, müşterek aile konutuna dönmezse, terk nedeniyle dava açılabilmesi için, ayrılığın en az 4 aydan fazla sürmüş olması halinde terk eden eşe, ihtar kararı tebliğ edilmesi gerekecektir. İhtar kararı sonuçsuz kalmışsa terk edilen eş boşanma davası açabilecektir.

23.Eşlerden  biri akıl hastası olup da bu hastalığı nedeniyle ortak hayat, diğer eş yönünden çekilmez hale gelirse, hastalığın geçmeyeceği  sağlık kurulu raporuyla tespit edildiği takdirde, boşanma davası ( bu nedene dayanılarak) açılabilir.

24.Evlilik birliği temelinden sarsılmış olursa, bu yüzden eşlerin artık ortak hayatı devam ettiremeyecekleri yönünden boşanma davası açılabilir.

25.Boşanma davasında, davacı eşin kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı bulunmaktadır.

26.Bu itiraz hakkının kötüye kullanılması niteliğini taşıyorsa, evlilik birliğinin devamında davalı eş ve çocuklar yönünden korunmaya değer bir yarar kalmadığı da tespit da tespit edildiği takdirde, boşanma kararı verilebilecektir.

27.Evlilik birliği 1 yıldan fazla devam etmekte ise, eşlerin birlikte veya yalnızca biri tarafından açılan davayı diğerinin kabul etmesi halinde yine boşanmaya karar verilebilecektir. Bu dava anlaşmalı boşanma davasıdır.

28.Boşanma davası herhangi bir sebebe dayandırılarak açılmış ve yapılan yargılama sonunda reddolunmuşsa, bu red kararının kesinleştiği günden itibaren 3 yıl geçmiş ve bu süre içinde de eşler bir araya gelmemişlerse, başka bir sebebe bakılmaksızın, yine boşanma davası haklı bulunacaktır.

29.Boşanma davası açmaya hakkı olan eş, boşanma veya ayrılık kararı verilmesini isteyebilir.

30.Boşanma veya ayrılık davası açılınca mahkemece davanın devamı süresince eşlerin korunması, geçimi, mallarının yönetimi, çocukların bakım ve korunması ile ilgili geçici önlemler alınacaktır.

31.Boşanma sebebi ispatlanmış olursa, mahkemece boşanmaya veya ayrılığa karar verilebilecektir.

32.Dava yalnız ayrılığa ilişkin ise, boşanmaya karar verilemeyecektir.

33.Dava, boşanmaya ilişkinse, ancak evlilik birliğinde ortak hayatın yeniden kurulması mümkün görüldüğü takdirde ayrılığa karar verilebilecektir.

34.Yabancı Uyruklu Karı Koca Türk Mahkemesinde boşanma davası açılabilirler. Açılacak davada tarafların kural olarak müşterek milli hukukları uygulanacaktır. Ancak yargılamaya ait sorunlar davayı gören mahkemenin bağlı olduğu yasaya göre çözümlenecektir.

 

ZİNA NEDENİYLE AÇILAN BOŞANMA DAVASI

 

 Açıklama

Zina, evli eşlerden birisinin eşinden başka birisiyle cinsel ilişki kurmasıdır. Ailede eşlerin birbirlerine sadakatleri asıldır. İşte ailede sadakat kurallarına uyulmayarak eşlerden biri zina yaptığı takdirde, diğer eşin bu sebebe dayanarak açacağı boşanma davası, zina nedeniyle açılan boşanma davası olarak tanımlanmaktadır. Dava açma hakkı olan eşin, boşanma nedenini öğrendiği günden itibaren 6 ay içinde davanın açılması zorunludur. Her halde zina yapıldığı günden itibaren 5 yıl geçtikten sonra dava hakkı düşecektir.Burada dava açma süresi hak düşüren süredir. Zamanaşımı değildir.

Zina yapan eşi, davaya hakkı olan eş affetmiş ise, artık zina nedeniyle boşanma davası açamayacaktır. Zina sebebi, boşanma davalarında özel sebeptir. Ancak, sadakatsizlik ileri sürülerek genel boşanma sebebi olarak evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle de dava açılıp davada ileri sürülebilir.

 

GÖZÖNÜNDE TUTULACAK HUSUSLAR

 

1.Zina sebebi özel boşanma sebebidir.

2.Davacı eş, davalı eşini affederse dava hükümsüz kalacaktır.

3.Mahkemece, 4787 sayılı Yasa kuralları uygulanacaktır.

4.Mahkeme, uyuşmazlığın sulhen çözümü için çaba sarf edecek, sulhen çözüm sağlanamadığı takdirde de yargılama yapıp delilleri toplayarak uyuşmazlığı karara bağlayacaktır.

5.Mahkeme, bünyesinde çalışan uzman kişileri (psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı) veya bunlardan birini tarafların ve çocukların durumlarının araştırılması için görevlendirilebilecektir.

6.Mahkeme bünyesinde uzman kişiler yoksa veya gerekiyorsa diğer kamu kurum ve kuruluşlarında görevli uzmanlarından da rapor alabilecektir.

7.Nüfus kayıtları getirilecek, evlilik kayıtları incelenecektir.

8.Davacı eşin, zina iddiasını kanıtlaması gerekecektir. Zina eylemi, tanıklar, doktor raporu, çekilmiş fotoğraflar, bilirkişi inceleme raporu, ve sair yazılı delillerle (mektup tipi) ispat edilebilir. (Örneğin: Davalı karı ise başka bir erkekle, koca ise başka bir kadınla bir odada yattıklarının görülmesi veya yakalanmaları, iktidarsız kocanın davalı karısının gebe kalması, davalının zührevi hastalığı kapması, davalının ıssız yerlerde diğer cinsten bir kişiyle gezmesi ve birlikte bulunması gibi durumlar, zinanın yapıldığına karine sayılır.)

9.Karının izni olmadan başka bir erkek tarafından ırzına geçilmesi zina sayılmaz.

10.Şuur dışı yapılan cinsi ilişkiler de zina sayılamaz.(Örneğin: Sara nöbetinde yapılan cinsi ilişki gibi.)

11.Bu tür boşanma davasında hakim, ayrılığa karar veremeyecektir.

12.Davalı ceza mahkemesinde zinadan mahkum olmuşsa, mahkumiyet kararı getirilir ve hakim bu kararı da göz önünde tutar. Ancak, cezada zina Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olup, hukukta zina ispatlanmalıdır.

13.Müşterek çocuklar varsa, ahlaki bakımdan zina eden davalıya velayetleri verilemez. Zorunluluk varsa verilebilir.

14.Hakim; davanın açılmasını takiben lazım gelen ve kadının iskan ve infakına, karı kocanın mali ilişkilerine ve çocukların korunmasına ilişkin, geçici tedbirleri karar altına alacaktır.(Örneğin; Çocuklara ve kadına nafaka takdiri gibi)

15.Hakim, davanın süresinde açılıp açılmadığını da araştıracaktır.

16.Zina iddiası sabit olduğu takdirde, hakim; davacı ile davalının boşanmalarına karar verecektir.

17.Boşanma kararında ayrıca, müşterek çocukların velayetlerinin davacıya mı yoksa davalıya mı verildiği gösterilir. Bundan başka davacı ile davalı ve çocuklar arasındaki kişisel ilişki düzenlenir.(Örneğin: Çocukların davacıya velayetlerinin verildiği taktirde, davalı ile görüşmeleri de belirtilip karara bağlanması gibi.)

18.Çocuklar kendisine verilmemiş davalı, çocukların infak ve iaşesi ve terbiye masraflarına iştirak etmekle yükümlüdür. Hakim, iştirak nafakası takdiri hususunda bilirkişi dinler, boşanma kararında davalının ödeyeceği iştirak nafakası da gösterilir.(Örneğin: İki çocuğa ergin oluncaya kadar ayda 500.000.000 liradan 1.000.000.000 bir milyar lira iştirak nafakasının davalıdan alınması gibi.)

19.Boşanma davasında hakime kanaat gelmesi asılıdır. Zinanın oluşuna hakim ayrıca vicdanen kani bulunmalıdır.

20.Zinanın ispatı için yemin teklif olunamaz. Hakim de doğrudan doğruya yemin teklif edemez.

21.Davacı ve davalının ikrarları da (kabulleri de) hakimi bağlamaz. Hakim delilleri serbestçe takdir edecektir.

22.Davacı eş, davalı eşten manevi tazminat isteminde bulunmuşsa, bu husus da araştırılacak, tarafların mali ve sosyal yönleri incelenecek, ona göre koşullar oluşmuşsa manevi tazminat takdir ve hüküm altına alınacaktır.

23.Bunun gibi, Yoksulluk nafakası ve maddi tazminat istemleri de karara bağlanacaktır. Dava ile birlikte açılan nafaka ve tazminat istemleri boşanmanın fer’i hükümlerindendir. Harca bağlı değildir. Davacı eş tarafından boşanma davası karara bağlanıncaya kadar istenebilir. Boşanma kararı kesinleştiği günden itibaren 1 yıl içinde ayrı bir dava konusu da yapılabilir.

24.Taraflar veya taraflardan birisinin talebiyle, duruşmaların gizli yapılmasına karar verebilir.

 

HAYATA KAST, PEK KÖTÜ VEYA ONUR KIRICI DAVRANIŞ SEBEBİYLE AÇILAN BOŞANMA DAVASI

 

Medeni Yasamız eşlerin evlilik birliğinde birbirlerine karşı iyi davranmasını istemiş, aksine tutumlarının boşanma nedeni olacağını öngörmüştür. İşte, canına kast edilen yahut pek kötü veya onur kırıcı davranışa maruz kalan eş, bu nedenlerden dolayı boşanma davası açma hakkına sahip olacaktır. Hayata kastedilmesi; öldürmeye teşebbüs olunması, yaralanması veya dayak atılması gibi eylemlerdir. Pek kötü davranması, yaralanması veya dayak atılması gibi eylemlerdir. Pek kötü davranış ise; devamlı küfredilmesi, hakarete uğranılmış olması gibi eylemlerdir. Onur kırıcı davranış da; küçük düşürülmek, kişilikle uğraşmak, eş gözüyle görmemek gibi davranışlardır. Bunların takdiri mahkemeye aittir.

TMY.sının 162’nci maddesinde sayılan boşanma sebeplerinden birinin varlığı halinde, bu eylemden etkilenen eş boşanma davası açabilecektir.

Bu tür  boşanma davası, boşanma sebebinin doğduğu günden itibaren 5 yıl geçtikten sonra artık boşanma davası açılamayacaktır. Buradaki dava açma süreleri hak düşürücü süredir. Geçirilince dava açma hakkı ortadan kalkacak yani düşecektir.

Davacı olarak eş, dava edeceği eşini affetmişse veya affederse artık dava açamayacaktır. Yasa koyucu bu durumda dava açma hakkı vermemiştir.

Davada boşanmanın genel kuralları uygulanacaktır.

Mahkemece, 4787 sayılı yasa kuralları da göz önünde tutulacaktır.

Uyuşmazlık sulhen çözüm yapılabiliyorsa, bu yolda mahkemece çaba sarf edilecek, çözüm sağlanamazsa, yargılama yapılıp karar verilecektir.

Mahkeme, bünyesinde görevli sosyal çalışmacı, pedagog ve psikologlardan birini veya hepsini, tarafların durumları, çocuklarının durumlarını araştırıp rapor vermeleri için görevlendirebileceği gibi, gerekli gördüğü takdirde diğer kamu kurum ve kuruluşlarda çalışan uzman kişilerden de rapor alabilecektir.

 

GÖZÖNÜNDE TUTULACAK HUSUSLAR

 

1.Nüfus kayıtları getirilecektir.

2.Ceza davası varsa, dosyası veya hükümlülük kararı istenecektir.

3.Mahkemece, deliller serbestçe takdir olunacaktır.

4.Yetki itirazı davaya cevap süresi içinde olmalıdır.

5.Mahkemece; boşanma davasının dayandığı sebeplerin varlığına vicdanen kanaat getirilmedikçe, bunların ispat edilmiş sayılmaları mümkün değildir.

  1. Davanın ispatlanması için taraflara yemin teklif olunamaz. Mahkemece de doğrudan doğruya yemin teklifi de yapılamaz.

7.Tarafların dava ile ilgili ikrarları da hakimi bağlamayacaktır.

8.Boşanmanın fer’i sonuçlarına ilişkin tarafların yapacakları anlaşmalar, hakimlikçe onanmadığı takdirde geçerli olmayacaktır.

9.Mahkeme, 4787 sayılı yasa kurallarını göz önünde bulunduracak bu yasaya göre yargılama yapıp uyuşmazlığı çözümleyecektir.

10.Mahkemece, davacı veya davalı tarafından duruşmaların gizli yapılması istendiği takdirde, davanın duruşmaların gizli yapılmasına karar verebilecek ve duruşmalar gizli yapılabilecektir.

11.Mahkemece Hukuk Usulü Yargılamaları Yasasındaki kurallar da göz önünde tutulacaktır.

12.Davacı eşin, nafaka ve maddi ve manevi tazminat istemleri göz önünde tutularak gerekli inceleme yapılacak ve sonuçlandırılacaktır.

13.Davacı, duruşma sırasında davalıyı bağışlarsa (affederse) dava hükümsüz kalacaktır. Bu takdirde davanın reddine karar verilecektir.

14.Göz önünde tutulacak en önemli husus; davalının; davacının, hayatına kastedip etmediğinin tespitidir. Davanın çözümü buna bağlıdır. (Örneğin: Öldürmeye teşebbüs gibi).

15.Dava sabit olduğu takdirde; çocukların velayetlerinin ana veya babadan hangisine verileceğini de mahkeme kararında belirtilecektir.

16.İştirak nafakası takdiri yoluna da gidilecektir. Bunun için tarafların sosyal yaşantıları, gelirleri ekonomik durumları araştırılacak, gerektiğinde bilirkişi dinlenecektir.

17.Çocuk veya çocuklarla, kendisine velayet verilmeyen eşin kişisel ilişkilerini, görüşmesinde kararda gösterilecektir.

18.Hakim boşanma sebeplerinden biri sabit olduğu takdirde, boşanmaya hüküm verebildiği gibi tarafların bir yıldan az ve üç yıldan çok olmamak üzere ayrılığına da karar verebilir. Halbuki zina sebebiyle boşanma davasında bu durum mevcut değildir. Yani ayrılık kararı verilemez.

19.Mahkemece, uyuşmazlık hakkında, tarafların durumları, çocukların durumu ekonomik ve sosyal yaşantıları, mahkeme bünyesinde görevli uzman kişiler (psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı) den araştırma ve inceleme yapılması istenebilecek, alınacak rapor göz önünde tutulacaktır.

20.Uyuşmazlığın sulhen çözülmesi için mahkemece çaba sarf edilecek ,bu yolla çözüm sağlanamazsa ,yargılama yapılıp deliller toplanacak ve karar verilecektir.

21.Davacı ve davalının mezkur boşanma sebeplerinden dolayı artık bir arada karı koca olarak yaşamalarının imkansız olduğunun tespiti şarttır. Mahkemede bu durumun anlaşılması halinde hakim boşanmaya karar verebilecektir.

 

SUÇ İŞLEME VE HAYSİYETSİZ HAYAT SÜRME SEBEBİYLE AÇILAN BOŞANMA DAVASI

AÇIKLAMA

Evlilik birliğinde eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işlerse ( örneğin; hırsızlık, gasp vs. gibi) diğer eşin onunla birlikte yaşaması bu sebepten dolayı mümkün olamazsa, bu eş her zaman boşanma davası açabilecektir.

Bunun gibi, yine eşlerden biri haysiyetsiz bir hayat sürerse, bu yaşantısı nedeniyle de diğer eşin onunla birlikte yaşaması o eşten beklenmediği halde de bu eş boşanma davası açabilecektir. Bu tür boşanma davalarının açılması süreye bağlı değildir. Her zaman açılabilir. Küçük düşürücü suç, hırsızlık,  dolandırıcılık gibi suçlar olduğu gibi, haysiyetsiz hayat sürmeye de kumar oynamak, içki düşkünü olmak, kötü kişilerle arkadaşlık yapmak gibi eylemleri örnek gösterebiliriz.

Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme eylemlerini Mahkeme hakimi takdir edecektir. Delilleri hakim serbestçe inceleyecektir. Davanın her türlü delille ispatlanması mümkündür.

Burada göz önünde tutulacak en önemli husus, suç işleyen ve haysiyetsiz hayat süren  eşin bu eylemlerinden dolayı artık davacı eşin bu eşle birlikte yaşaması beklenememesi  yani imkansız duruma gelmiş olmasının tespit ve takdiri olacaktır.

Boşanma davası açma hakkı bulunan eş, isterse boşanma davası açabilir, isterse ayrılık kararı verilmesini talep edebilir. Yasa bu eşe bu hususta seçme hakkı tanımıştır.

Boşanma sebebi ispatlanmış olursa, mahkemece boşanma kararı verilebileceği gibi, ayrılık kararı da verilebilir. Ancak, dava yalnızca ayrılık kararı istemini taşıyorsa, boşanma kararı verilemeyecektir.

 

Göz önünde tutulacak hususlar

  1. Davacı eş ile davalı eşin evlilik ve aile nüfus kayıtları getirilecektir.
  2. Dava her türlü delille ispatlanabilir. (Tanıklar dinlenir. Ceza mahkemesinin hükümlülük kararı veya dosyası istenir.)
  3. Küçük düşürücü suç işleyen veya haysiyetsiz hayat süren davalı eşin bu eylemiyle evlilik birliğinin devam edebilip edemeyeceği araştırılacaktır.
  4. Mahkemece deliller serbestçe takdir olunacaktır.
  5. Ceza davası varsa, dava dosyası veya hükümlülük kararı getirtilip incelenecektir.
  6. Boşanma davalarının genel kuralları burada da göz önünde tutulacaktır.
  7. Boşanma dava koşulları sabit olduğu takdirde, mahkemece boşanmaya karar verilecektir.
  8. Mahkemece, boşanma yerine ayrılık kararı da verilebilir. Bu husus mahkemenin takdirindedir. Ancak, ayrılık kararı verilmesi dava edilen durumlarda boşanmaya karar verilemeyecektir.
  9. Davada taraflara yemin verilemeyecektir.
  10. Mahkemece, 4787 sayılı yasa kuralları uygulanacak, Mahkeme bünyesinde çalışan uzman kişiler (psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı) den biri veya hepsinden tarafların durumlarının araştırılıp rapor düzenlenmesi istenebilecektir.
  11. Mahkeme uyuşmazlığı sulhen çözümü için çaba sarf edecektir. Uzman kişilerin duruşmalarda hazır bulunmalarını da isteyebilecektir.
  12. Müşterek ergin olmayan çocuklar bulunduğu takdirde çocukların velayetlerinin kime verileceği boşanma kararında gösterilecektir. Ayrıca nafaka talepleri incelenip karara bağlanacaktır. Tarafların çocuklarla görüşmesi kişisel ilişki kurmaları yolunda da kararda gerekli açıklama yapılacaktır.
  13. Tarafların ekonomik ve sosyal durumları araştırılacak, nafaka ve tazminat takdirleri buna göre yapılacak gerekli görüldüğünde bilirkişi görüşüne başvurulabilecektir.
  14. Bu tür boşanma davaları her zaman açılabilir. Süreye bağlı değildir. Yasa koyucu önemine binaen bir süre öngörmemiştir.
  15. Tarafların mal taksimi ve çocuklarla ilgili hususlarda yaptıkları protokol mahkemece uygun bulunup kabul edilmedikçe geçerli olmayacaktır.
  16. Evlilik birliğinin taraflar arasında artık devam etmesinin imkansız olduğu hususunda mahkemeye tam bir kanaat gelmesi davanın kabulü için en önemli göz önünde tutulacak husustur.
  17. Taraflardan biri veya her ikisi talep ettiği takdirde duruşmalar gizli yapılabilecektir.

 

TERK NEDENİYLE BOŞANMA DAVASI

AÇIKLAMA

Evlilik birliğinde eşlerden birinin, evlenmenin kendisine yüklediği görevleri yerine getirmemek amacıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir neden olmaksızın birlikte oturulan ortak konuta dönmediği takdirde, terk eden eş hakkında diğer eş boşanma davası açabilir. Davayı terk edilen eş açacaktır. Ancak davanın açılabilmesi için, ayrılık en az 6 ay devam etmiş ve etmekte olmalıdır. Bundan başka, terk edilen eşin istemi üzerine Mahkemece (Hakim) yapılan ihtar kararının tebliğine rağmen terk eden eş’in dönmemekte ısrar etmesi ve ortak konuta dönmemesi gerekir.

Ancak, ortak konutu terk etmeye zorlayan yahut haklı bir neden olmaksızın ortak konuta dönmeyi engelleyen eş de ortak konutu terk etmiş sayılacaktır.

Ortak konutu terk edip haklı bir neden olmadan konuta dönmeyen eş hakkında dava açma hakkına sahip olan diğer eş, öncelikle Mahkemeden (hakimden) terk eden eşine ihtar kararı tebliğini isteyecektir. Mahkemece işin esası incelenmeden ihtar kararı verilecek ve bu kararda ihtarın tebliğinden itibaren 2 ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi durumunda terk edilen eşin boşanma hakkının doğacağı ve sair hususlar gösterilecektir.  İhtar kararının tebliğine rağmen terk eden eş haklı bir nedenle dönmediği takdirde, terk edilen eş boşanma davası açabilecektir. Ancak göz önünde tutulacak en önemli husus; boşanma davası açabilmek için belirli sürenin dördüncü ayı bitmeden ihtar kararının tebliğinden itibaren de iki aylık sürenin geçmiş olması gerekeceği hususudur.Davanın açılma koşulu buna bağlıdır.Yani daha açık bir ifade ile ortak konutun terk edilmesinden  itibaren 4 ay geçecek, bu 4 ayın sonunda  ihtar kararı verilmesi mahkemeden istenecek, mahkemece verilecek ihtar kararı terk eden eşe tebliğ olunacak ve bu tebliğ gününden itibaren de 2 ayın geçmesi ve terk eden eşin ortak konuta dönmemesi halinde terk nedeniyle boşanma davası açılabilecektir. Kesinlikle ortak konutun terk edilmesinden itibaren 6 ayın dolması yasa koyucu tarafından kural altına alınmıştır. Kaldırılan yasada bu süre terkten itibaren 3 ay olarak öngörülmüştü.Yeni yasayla bu süre 6 aya çıkarılmıştır.Ne var ki terkten itibaren 4 ay dolmadan ihtar kararı da verilemeyecektir. İhtar kararı adres belli olmadığı hallerde terk eden eşe ilan yoluyla da yapılabilir. İlan hem mahkeme divanhanesindeki ilan tahtasına, hem de tirajı yüksek en çok okunan beş gazeteden birinde yayınlanmak suretiyle yapılır. Bu hususta mahkemece gerekli görüldüğü takdirde karar verilecektir.

 

Göz önünde tutulacak hususlar 

1.Nüfus kayıtları getirtilecektir.

2.İhtar kararı ve dosyası dosya arasına alınacaktır.

3.Davanın dinlenebilmesi için, davalı eşin ortak konutu evlilik birliğinin yüklediği yükümlülükleri yerine getirmemek için, terk ettiği hususu araştırılacaktır.Ayrılık en az 6 ay olacak ve ayrılığın 4.ayında verilen ihtar kararı tebliği , terk edilen eş tarafından istenilmiş mahkemece verilen ihtar kararı davalı eşe tebliğ edilmiş, tebliğden itibaren 2 ay geçmesine rağmen davalı eşin ortak konuta dönmemiş olduğu incelenip, davacıya ispat ettirilecektir.

4.Davalı eşe tebliğ edilecek ihtar kararında ihtar kararının tebliğinden itibaren 2 ay içinde ortak konuta dönmesi, dönmediği takdirde, terk edilen eşin boşanma davası açabileceği ve sair hususlar yazılacaktır.

5.İhtar kararında gerekli hususların açıklanmaması ihtarın geçersiz olduğunu gösterir. Böyle olunca da terk nedeniyle boşanma davasının koşulları oluşmamıştır. Davanın reddi gerekir.

  1. Davalı eşin davacı eş tarafından terke zorlanıp zorlanmadığı, haklı bir sebep olmaksızın konuta dönmesinin engellenip engellenmediği de araştırılacaktır. Davalı eş haksız olarak konuta dönüşünü engellemişse, kendisi de terk etmiş sayılacağından açtığı dava yine dinlenilmeyecektir.

7.Dava her türlü delille ispatlanabilir. Tarafların ekonomik ve sosyal durumları araştırılır. Nafaka talep ediyorsa, koşulları araştırılıp karara bağlanır.

8.Davanın çözümünde, boşanmanın genel kuralları ile HUYY.nın kuralları göz önünde tutulacaktır.

9.Tarafların gösterecekleri tanıklar da iddia ve savunma yönünden dinlenecektir. Bu tür davalarda taraflara mahkemece yemin verileceği gibi, tarafların birbirlerine yemin teklifleri de mümkün olmayacaktır.

10.Boşanmaya karar verildiği takdirde, varsa çocukların bakım ve gözetimleri, velayetlerinin kime bırakılacağı nafaka takdir edilip edilmeyeceği mahkemece değerlendirilecek ve tarafların çocuklarla kişisel ilişkileri kararda gösterilecektir.

11.Mahkemece uyuşmazlık 4787  sayılı Yasa kuralları göz önünde tutularak çözümlenecektir. Bu hususta mahkeme bünyesinde çalışan uzman kişiler (psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı)dan araştırma ve inceleme istenebilecek, alınacak rapor davanın çözümünde değerlendirilecektir.

12.Mahkemece gerektiğinde diğer kamu kurum ve kuruluşlarında görevli uzman kişilerden de rapor alınabilecektir. sulhen çözüm sağlanabiliyorsa bu yola da çaba sarf edilecektir.

13.Terk eden davalının davet edildiği ortak konutun oturulabilir olması gerekir.

14.İhtar kararıyla ortak konuta dönmesi istenilen davalı eşin, yol ve dönmesi için seyahat masrafları olarak takdir olunacak meblağın da ihtar kararıyla davalı eşe gönderilmesi gerekecektir. Bu husus yerine getirilmemişse, ihtar geçerlik kazanamayacak ve bu ihtara dayanarak da terk nedeniyle boşanma davası açılmayacaktır. Açılmışsa reddolunacaktır.

15.Ayrıca, davalı eşe gönderilecek ihtar kararında ayrıca, ortak konutun anahtarının nerede olduğu veya terk edilen eşin, ortak konutta, davalı eşi bekleyeceği gün ve saat gösterilmiş veya tebliğ evrakında bu hususta açıklama yapılmış olması da ihtarın geçerli olması bakımından önem arz edecektir.

 

TERKEDEN EŞE ORTAK KONUTA DÖNMESİ İÇİN TEBLİĞ EDİLECEK İHTAR

KARARI

AÇIKLAMA

Ortak konutu terk edip haklı sebep olmadan konuta dönmeyen eş hakkında, terk edilen eşin boşanma davası açabilmesi için Yasa koyucu, terk eden eş için mahkemeden ihtar kararı alması ve bu kararı bu eşe tebliğ ettirmesini zorunlu kılmıştır.Terk nedeniyle ihtar kararı tebliği için, terk eden eşin, en az 4 aydan beri ortak konuttan ayrı yaşaması ve ortak konuta dönmemiş olması gerekecektir. Terk eden eşin ayrı yaşamasının 4. ayının sonunda, terk edilen eş mahkemeye başvuracak ve ihtar kararı verilmesini isteyebilecektir. Mahkeme için esası incelenmeden dosya üzerinde ihtar kararı verilecek ve bu karar terk eden eşe tebliğ olunacaktır.İşte bu ihtar kararının terk eden eşe tebliğinden itibaren 2 ay geçmiş olmasına rağmen terk eden eş ortak konuta veya mahkemenin belirteceği konuta dönmediği takdirde, terk edilen eş, TMY.sının 164. maddesi uyarınca boşanma davası açabilecektir. Yani kısaca özetlemek istersek, terk nedeniyle boşanma davasının açılabilmesi,mahkemece verilecek ihtar kararının terk eden eşe tebliğ olunması  ve tebliğ gününden itibaren  2 aylık bir sürenin geçmiş bulunması gerekecektir. Böylece, terk eden eşin ortak konutu terkinden itibaren 6 aylık bir süre geçmesi, bu sürenin sonunda davanın açılması, davanın geçerlilik koşuludur. Kaldırılan 743 sayılı yasada, terkten itibaren 3 aylık bir sürenin geçmesi, bunun içinde terkin 2 ayın sonunda ihtar kararı tebliği ve ihtar kararının tebliğinden itibaren de 1 ay süre geçmesine rağmen terk eden eşin ortak konuta dönmemesi halinde yani 3 ayın dolmasıyla davanın açılabileceği öngörülüyordu. Yeni Yasa, bu 3 aylık süreyi 6 aya çıkarmış, 2 ayın bitiminden değil 4 ayın sonunda ihtar kararının tebliğini esas almıştır. Amaç, Arafların barışma ihtimallerinin mevcudiyetini kabul etmektir.

Mahkemeden alınacak ihtar kararında;

  1. İhtarın tebliğinden itibaren 2 ay içinde ortak konuta dönmesini,
  2. Bu süre içinde dönmediği takdirde, hakkında terk nedeniyle boşanma davası açılacağını,
  3. Döneceği konut adresinin açıkça gösterilmesi, anahtarının alınacağı yerin belirtilmesi,
  4. Dönüş yol masrafları olarak gönderilen meblağın miktarı açıklanacaktır.

Bu hususlardan birinin noksan olması ihtarın geçersiz sayılmasını gerekecektir. İhtar kararı, mahkemenin tedbir niteliğindeki kararlarındandır. Temyizi ve itirazı mümkün değildir.

 

GÖZÖNÜNDE TUTULACAK HUSUSLAR

1.Mahkemece, esas incelenmeden dosya üzerinde ihtar kararı verilecektir.

2.İhtar kararı isteyen eş, dilekçesine nüfus ve evlilik kayıtlarını eklemelidir.

3.İhtar kararının koşulları aranmalıdır.

4.İhtar kararında, kararın tebliğinden itibaren 2 ay içinde ortak konuta veya gösterilen konuta dönmediği takdirde, terk eden eş hakkında boşanma davası açılacağı açıkça yazılmalıdır.

5.Kararda, ayrıca yol masraflarının da gönderildiği açıklanmalıdır.

6.Terkeden eşin döneceği konutun anahtarının nerede olduğu, konutta, terk edilen eşin bekleyip beklemeyeceği, yani ortak konutun açık olduğu gün ve saat de gösterilecektir.

7.İhtar kararı mahkemece terk eden eşe tebliğ olunacaktır.

8.Terk eden eşin adresi bilinmiyorsa veya ihtar tebliğ olunamamışsa, ilanen tebligat yapılacaktır. Bu takdirde en çok okunan tirajı yüksek gazetelerden birinde ilan olunacak, aynı zamanda mahkeme salonunda ilan tahtasına asılmak suretiyle de terk eden eşe tebliğ yapılabilecektir. Bu husus mahkemenin takdirine olacaktır.

  1. İhtar kararı herhangi bir harca bağlı değildir.

10.İhtar kararının Yargıtay yolu yoktur.İhtar kararı mahkemenin duruşmalarda verdiği ara kararı niteliğindedir.

11.İhtar kararı tebliğ edilemeden, ortak konutu terk eden eş hakkında, terk nedeniyle boşanma davası açılamayacaktır.Bu nedenle ihtar kararı tebliği, terk sebebiyle açılacak boşanma davasının en önemli açılma koşuludur.

 

AKIL HASTALIĞI NEDENİYLE BOŞANMA DAVASI

AÇIKLAMA

Evlilik birliğinde eşlerden biri akıl hastası olup da, bu hastalığı yüzünden diğer eş için evlilik çekilmez hale gelmiş olursa,akıl hastası olan eş hakkında, bu eş boşanma davası açabilecektir. Ancak davanın dinlenebilmesi için de, akıl hastalığının Devlet Hastanesi (resmi sağlık kurulu) sağlık kurulu raporuyla saptanması ve iyileşmesinin mümkün olmadığının tespiti gerekecektir.

Akıl hastalığı sebebiyle açılacak boşanma davasında en önemli husus, eşlerden birinin akıl hastalığı yüzünden aile hayatı (yani ortak hayat) diğer eş için çekilmez hale gelip gelmediğinin ispatlanması olacaktır. Bu husus, davanın kabul koşuludur.

Davada göz önünde tutulacak hususlar, diğer boşanma davalarındaki uygulamanın aynıdır. Davada, tanık dinlenebilir. Hastane sağlık kurulu veya Adli tıp kurumu raporu ile hastalığın durumu saptanır.

Bu tür davalar her zaman açılabilir.

GÖZ ÖNÜNDE TUTULACAK HUSUSLAR

1.Bu tür boşanma davasının çözümünde de, boşanma davalarının genel kuralları uygulanacaktır.

2.Dava her türlü delille ispatlanabilir. Tanık dinlenir. Devlet Hastaneleri Sağlık kurulundan veya Adli Tıp Raporu ile akıl hastalığının geçmesine olanak bulunmadığı tespit olunur.

3.Davalı eşteki akıl hastalığı yüzünden ortak hayatın aile birliğinde davacı eş için çekilmez hale gelip gelmediği araştırılacaktır. Davanın çözümü buna bağlıdır.

4.Nüfus ve evlilik kayıtları getirtilecektir.

5.Çocukların durumu göz önünde tutulacak, nafaka ve tazminatlar yönünden davacı eşin istekleri incelenip karara bağlanacaktır.

6.Bu tür davada Mahkemece, ayrılık kararı verilemeyecektir. Koşullar oluşmuşsa, boşanmaya hükmedilecektir.

7.Mahkeme, bünyesindeki uzmanlardan, onlar yoksa diğer Kamu Kurum ve Kuruluşlarındaki uzmanlardan görüş alabilecek, rapor düzenlenmesini isteyebilecek, duruşmalara katılmalarını isteyebilecektir.

 

EVLİLİK BİRLİĞİNİN SARSILMASI SEBEBİYLE BOŞANMA

AÇIKLAMA

Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenemeyecek derecede, temelinden sarsılmış olması halinde, eşlerden birinin bu sebeplere dayanarak boşanma davası açabileceğini Yasa Koyucu TMY.nin 166.maddesinde öngörmüştür. Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında kusurlu olan eş de boşanma davası açabilecektir. Ancak; davayı açan eşin kusuru daha ağır ise, davalı eş, açılan bu davaya itiraz edebilecek yani davayı açan eşin ağır kusuru nedeniyle itirazda bulunabilecektir. Bununla beraber davalı eşin davaya yapacağı itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve artık evlilik birliğinin devamında bu davalı ve çocuklar için korunmaya değer bir yarar (menfaat) kalmadığı anlaşılmışsa, mahkeme boşanmaya karar verebilecek ve itiraz hakkı bulunmayacaktır.

Uygulamada çoğunluk arz eden boşanma türü olarak görülen bu boşanma davasında da genel boşanma kuralları uygulanacaktır.

Evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olmasına neden olan sebepleri yasa koyucu tek tek saymamıştır. Bu sebepler mahkemece takdir ve tespit olunacaktır. Güncel hayatımızda şiddetli geçimsizlik olarak adlandırdığımız aile birliğinin temelinden sarsılması, taraflar arasındaki ruhi ve fikri uyuşmazlıktan, sadakatsizliğe, eşlerin birbirlerine saygılı davranışlarda bulunmamalarına, eve ve çocuklara bakmamaya kadar tüm nedenleri kapsar.

Bu tür boşanma davalarında davanın dayanak yapıldığı boşanma nedenlerinin niteliklerine göre, inceleme ve delillerin toplanması mümkün olacaktır.

Mahkeme (Aile Mahkemesi) açılan dava ve önlerine gelen işlerin özelliklerine göre, esasa girmeden önce aile içindeki karşılıklı sevgi, saygı ve hoşgörünün korunması bakımından eşlerin ve çocukların karşı karşıya oldukları sorunları tespit ederek bunların sulh yoluyla çözümünü, gerektiğinde uzmanlardan da yararlanarak önererek (teşvik eder, yani destekler) Sulh sağlanamadığı takdirde, yargılamaya devam ederek davanın esası hakkında kararını verir yani, tarafların boşanmalarına dair karar verir veya davayı reddeder.

Aile Mahkemesinin bünyesinde; 30 yaşını doldurmuş, aile sorunları alanında lisansüstü eğitim yapmış olanlar arasından, birer psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı bulunduğundan, bunlardan davanın görülmesi sırasında, mahkemece, a) İstenen konular hakkında taraflar arasındaki uyuşmazlık nedenlerine ilişkin araştırma ve inceleme yapıp sonucunun bildirmesi. b)Duruşma sırasında gerekli görülen durumlarda duruşmalarda hazır bulunmaları, c)Görev verilen konularda rapor düzenlemeleri istenir. Bundan başka mahkeme gerekli gördüğü hususlarda araştırma yapılması için de bu uzmanlardan bir veya birkaçına görev verebilecektir.

Mahkemece, tarafların sulh yoluyla uzlaşmaları sağlanamadığı takdirde, duruşmalara devam edilerek davanın esası çözümlenir.

Aile Mahkemelerince, yetişkinler ve küçükler hakkında koruyucu, eğitici ve sosyal önlemlere dair verilen kararların takip ve yerine getirilmesinde yukarda açıklanan uzmanlardan biri veya birkaçı görevlendirilebilir.

 

GÖZÖNÜNDE TUTULACAK HUSUSLAR VE YARGILAMA USULÜ

1.Mahkemece, artık evlilik birliğinde ortak hayat yaşanmaz hale geldiği, uyuşmazlığın sulhen çözümünün de mümkün bulunmadığı, eşlerin bir arada yaşamalarının mümkün olmayacağı yolunda bir kanaate varılması halinde dava sabit bulunacaktır.

2.Toplanan delillerle eşlerin aile birliğinde bir arada yaşamalarının artık imkansız hale geldiği anlaşılmış, mahkemeye de bu yolda bir kanaat gelmişse, dava haklı bulunacak ve boşanma kararı verilecektir.

3.Davacı eş, davalı eşten daha çok, aile birliğinin sarsılmasında kusurlu olduğu takdirde, davalı eş; açılan davaya itiraz edebilecek ve ispatlanması halinde de dava reddolunacaktır.

4.Boşanma nedeni sabit olsa bile mahkemece; eşlerin ileride yeniden bir arada yaşamaları ve anlaşmaları imkanı ve kanaati hasıl olursa, boşanmaya değil, ayrılığa hükmolunabilecektir.

5.Aile birliğinde müşterek çocuk veya çocuklar bulunuyorsa, çocukların ( 18 yaşından küçük olmaları halinde) eşlerden ana veya babaya velayetlerinin verilmesi yolunda karar verilmesi gerekecektir. Bu karar verilirken de uzman kişilerin rapor veya görüşleri değerlendirilecektir. Eşlerle müşterek çocuklar arasında kişisel ilişki kurallara bağlanacaktır.

6.Dava sonuçlanıncaya kadar çocuklar için ve kadın olan eş için nafaka takdiri yoluna gidilecektir. Ancak bu hususta talepte bulunulması da aranacaktır.

7.Bu tür davalar her zaman açılabilir, herhangi bir süreye bağlı değildir.

8.Davada, davacı veya davalı eş nafaka isteminde de bulunmuşlarsa, bu hususta da gerekli inceleme ve araştırma yapılıp karar verilecektir.

9.Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenleri sayamadığımız kadar çoktur. Dava sebebi yapılmış her durum, mahkemece göz önünde tutulup değerlendirilecek ve karar verilecektir.

10.Mahkemece; Boşanma davasının dayandığı nedenlerin varlığına vicdanen kanaat getirilmelidir. Kanaat getirilmediği hususların ispatlanmış sayılmaları mümkün değildir.

11.Mahkemece, davanın ispatı yönünden yemin teklif edilemez. Tarafların yemin teklifleri de kabul edilemez.

12.Bu tür davalarda, davanın tarafları ( yani eşlerin yapacakları ikrarları mahkemeyi bağlamayacaktır. Hakim, delilleri serbestçe takdir edecektir.

13.Boşanmanın fer’i sonuçlarına ilişkin anlaşmaların mahkemece onanması gerekir. Onaylanmadıkça hüküm ifade etmez. Yani geçerli olmaz.

  1. Boşanma davasının duruşmalarının gizli yapılmasına karar verilebilir ve duruşmalar gizli yapılabilir. Ancak bu hususta taraflardan biri veya her ikisinin talepte bulunması gerekecektir.

 

ANLAŞMALI BOŞANMA

AÇIKLAMA

TMY.sının 166/ 3. Maddesi uyarınca evlilikleri en az 1 yıl sürmüş olan eşler; birlikte veya eşlerden birinin  başvurması, (diğer eşin de kabul etmesi) durumunda evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılacağından, boşanma kararı verilebilecektir. Bu tür dava, anlaşmalı boşanma davası olarak uygulamada geniş bir yer kaplamaktadır.

Anlaşmalı boşanma davasında; davayı açacak eş, davasını boşanma sebeplerinden birisine dayandıracaktır. Diğer eş, duruşmaya gelerek, davacı eşin açtığı bu boşanma davasını kabul edecek, kendisinin de boşanmak istediğini söyleyecektir. Bu kabul, kesin hükmün sonucunu doğuracağından mahkemece boşanma kararı verilecektir.

Anlaşmalı boşanma davasının dinlenebilmesi için;

1.Evlilik en az 1 yıl sürmüş olmalı,

2.Eşler birlikte mahkemeye başvurmalı,

3.Veya, eşlerden birisi boşanma başvurusunda bulunmalı, diğer eş de mahkemeye (duruşmaya) gelerek boşanmayı kabul etmeli,

4.Eşler beyanlarını serbestçe açıklamış olmalı,

5.Boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hakkında bir (protokol) anlaşma yapılmalıdır. Bu koşullar oluşmadan açılan boşanma davası anlaşmalı boşanma davası olarak kabul edilmeyecektir.

Aile mahkemesi (veya Asliye Hukuk Mahkemesi) açılan dava ve önlerine gelen işlerin özelliklerine göre, esasa girmeden önce, aile içindeki karşılıklı sevgi, saygı, hoşgörünün  korunması bakımından eşlerin ve çocukların karşı karşıya kaldıkları sorunları tespit ederek bunların sulh yoluyla çözümünü, gerektiğinde uzmanlardan da yararlanarak önerecektir.Sulh sağlanamadığı takdirde, yargılamaya devam ederek davanın esası hakkında kararını verecektir.

Mahkemeye sunulan (protokolün) anlaşmanın mahkemece de uygun bulunması davanın kabulünde önemli olacaktır.

 

GÖZ ÖNÜNDE TUTULACAK HUSUSLAR

1.Bu tür boşanma davaları da diğer boşanma davalarındaki usul ve biçime bağlıdır.

2.Nüfus kayıtları getirilecektir. Tarafların evliliklerinden itibaren bir yıl geçip geçmediği saptanacaktır. Evlenme akdinin yapıldığı günden itibaren 1 yıl geçmeden taraflar anlaşmalı boşanma hükümlerinden yararlanamayacaklardır. Burada göz önünde tutulacak en önemli husus budur.

3.Bundan başka, taraflarca düzenlenip mahkemeye sunulan proje; boşanmanın mali sonuçlarını, çocukların durumunu içerecek nitelikte olacak ve taraflarca tamamı kabul edilmiş bulunacaktır.

4.Sunulan bu proje, mahkemece de uygun bulunmuş olmalıdır. Çocukların durumunu, mali sonuçları içermeyen proje mahkemece kabul edilmeyecektir. Bu durumda Hakim; projede gerekli değişikliğin yapılmasını taraflardan isteyebilecektir.

5.Anlaşmalı  boşanma davasında taraflar  bizzat mahkemeye gelerek hakim huzurunda boşanmayı isteyip boşanmaya muvafakatlarını serbestçe beyan edeceklerdir. Duruşmaya gelmezlerse; bizzat mahkemede hazır bulunmazlarsa, açılan dava anlaşmalı boşanma davası niteliğini alamayacaktır. Genel kurallar uyarınca hakim inceleme yapacak ve sonucuna göre karar verecektir.Burada Medeni Yasanın 184. maddesine göre takdir hakkını da kullanacaktır.

6.Taraflar vekilleri aracılığıyla anlaşmalı boşanma hükümlerinden yararlanamazlar. Vekilleri duruşmaya gelse bile, asıl olan eşlerin bizzat mahkemeye gelerek serbestçe iradelerini açıklamaları ve boşanma ve boşanmayı kabul etmeleri zorunludur. Bu olmadığı takdirde, dava anlaşmalı boşanma davası niteliğinde olmayıp, hakim delilleri serbestçe takdir edecek, tanık dinleyecek, araştırma ve soruşturma yapacak sonucuna göre davanın kabul veya reddine karar verecektir. Bu takdirde mahkemeye artık aile birliğinin devam edip etmeyeceği hususunda kanaat gelmesi gerekir. Anlaşmalı boşanmada bu takdir keyfiyeti söz konusu olmayacak, şartları mevcutsa eşlerin boşanmayı istek ve kabulleri karşısında protokol da uygunsa, boşanma kararı verilecektir. Tanık dinlenmesine vesair araştırmaya gerek yoktur.

7.Mahkeme, esasa girmeden önce, aile içindeki karşılıklı sevgi, saygı, hoşgörünün korunması bakımından eşlerin ve çocukların karşı karşıya kaldıkları sorunları tespit ederek bunların sulh yoluyla çözümünü gerektiğinde uzmanlardan da yararlanarak teşvik edecektir

8.Böyle bir sulh sağlanamadığı takdirde yargılamaya devam edilecek ve davanın esası hakkında karar verilecektir.

9.Mahkemenin bünyesinde, 30 yaşını doldurmuş,aile sorunları alanında lisans üstü eğitim yapmış olanlar arasından psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı da bulunacak, bu uzmanlar bulunmadığı takdirde, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlardan veya serbest meslek sahibi olanlardan da yararlanılabilinecektir.

10.Düzenlenen (protokolün) anlaşmanın, eşler ve çocuklar yönünden sakıncalı bulunmaması göz önünde tutulacak en önemli husustur.

11.Mahkemece, boşanmaya karar verilmesi halinde, ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin veya vesayet makamının düşüncesi alındıktan sonra, ana ve babanın hakları ve çocuk ile olan kişisel ilişkileri de düzenlenecektir.

12.Velayetin kullanılması kendisine verilemeyen eşin, çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulacaktır. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.

13.Mahkemece, çocukla kişisel ilişki kurulması ve velayetinin verilmesi hususlarında, uzman kişilerin düzenleyecekleri inceleme ve araştırma raporları da göz önünde tutulacaktır.

14.Mahkemece ayrıca; istek halinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen çocuğun bakım ve eğitim giderlerinin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceği de, karara bağlanacaktır.

15.Mahkemece, taraflardan birisinin istemi ile, duruşmanın gizli yapılmasına karar verilebilecektir. Bu takdirde duruşmalar gizli yapılacak ve dava karara bağlanabilecektir.

16.Boşanmanın fer’i sonuçlarına ilişkin anlaşmalar mahkemece onaylanmadıkça geçerli bulunmayacaktır.

17.Anlaşmalı boşanma davasında tarafların beyanları mahkemeyi bağlayacaktır.

 

 

AÇILMIŞ BOŞANMA DAVASININ RET KARARININ KESİNLEŞMESİNDEN ÜÇ YIL SONRA AÇILACAK BOŞANMA DAVASI  

AÇIKLAMA

Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan boşanma davasının reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği günden itibaren 3 yıl geçmesine rağmen, her ne sebeple olursa olsun aile birliğinde ortak hayatın kurulmamış olması durumunda, artık evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin isteği ile mahkemece boşanmaya karar verilir. Bu kural TMY.sının 166/4. Maddesinde öngörülmüştür.

Bu tür boşanma davasında artık davayı açacak eşin kusurlu veya kusursuz olmasının bir önemi yoktur. Kusur veya kusursuz olma hali aranmayacaktır. Bu tür davayı önce açtığı boşanma davası reddolunan açabileceği gibi o davada davalı olan taraf da açabilecektir.

Mahkemece yapılacak iş, tarafların önce açılan boşanma davasının red kararının kesinleşme gününü saptamak, o günden itibaren üç yılın geçip geçmediğini araştırmak ve bu üç yıl içinde tarafların bir araya gelip gelmediklerini tespit etmek olacaktır. Bu hususlar her türlü delillerle kanıtlanabilir. Tanık dinlenir. Önceden açılmış ve reddolunmuş dava dosyası ve red kararı getirilir. Tarafların bu 3 yıl içinde bir araya gelip gelmedikleri, evlilik birliğini devam ettirip ettirmedikleri hususu araştırılıp tespit olunur. Burada da, öncelikle mahkeme, taraflar arasındaki anlaşmazlığın sulh yoluyla sonuçlanması için çaba sarf edecek, sulh yoluyla çözüme ulaşılamadığı takdirde, duruşma açılıp yargılama yapılarak karar verilecektir.

Mahkeme gerekli gördüğü takdirde, bünyesinde bulunan uzman psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan da araştırma inceleme yapılarak rapor alınması yoluna gidebilecektir. Bu yolda mahkeme hakiminin takdir yetkisi bulunmaktadır.

Davada uygulanacak yöntem, boşanma davalarının genel kuralları olacaktır.

 

GÖZ ÖNÜNDE TUTULACAK HUSUSLAR

1.Türk Medeni Yasansın 166/4. Maddesi hükmü göz önünde bulundurulacaktır.

2.Mahkemece, 4787 sayılı Yasa kuralları da uygulanacaktır.

3.Daha önce açılmış ve mahkemece reddolunmuş boşanma dava dosyası ve kesinleşmiş red kararı getirilecektir.

4.Ret kararının kesinleşme günü saptanacak ve kesinleşme gününden itibaren 3 yılın geçip geçmediği tespit olunacaktır.

5.Bu geçen 3 yıl içinde tarafların evlilik birliğini devam ettirmek amacıyla bir arada yaşayıp yaşamadıkları araştırılacaktır.

6.Açılacak boşanma davasında herhangi bir boşanma sebebi ileri sürülebilir.

7.Eşlerden her biri bu tür davayı açabilir.

8.Taraflardan birinin istemi ile mahkeme, duruşmaların gizli yapılmasına karar verebilir.

9.Mahkeme esasa girmeden önce, taraflar arasındaki uyuşmazlığın sulh yolu ile çözümlenmesini teşvik edecektir. Sulhen çözüm sağlanamadığı takdirde, duruşma açıp gerekli yargılama yaptıktan sonra davayı karara bağlayacaktır.

10.Mahkeme nezdinde bulunan psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan veya birinden tarafların durumları hakkında rapor alınması yoluna gidilebilir. Bu hususta takdir mahkeme hakimine ait olacaktır.

11.Mahkeme bünyesinde uzman psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı bulunmuyorsa, diğer kamu kurum ve kuruluşları çalışanlarından veya serbest meslek sahiplerinden görüş alınması mümkün olacaktır.

 

BOŞANAN KADININ KİŞİSEL DURUMU

Boşanma halinde kadın, evlenme ile kazandığı kişisel durumunu korur; ancak, evlenmeden önceki soyadını yeniden alacaktır. Evlenmeden önce dul idiyse, hakimden bekarlık soyadını taşımasına izin verilmesini isteyebilir ve mahkemece de bu yolda karar verilebilir.

Bundan başka, boşanan kadının, boşanmadığı kocasının soyadını kullanmakta yararı bulunduğunu ve bu kullanmanın kocaya bir zarar vermeyeceğini ispat etmesi karşısında mahkemece, istemi üzerine boşandığı kocasının soyadını taşımasına izin verilir.

Koca, koşullar değişirse bu iznin kaldırılmasını mahkemeden talep edebilir.

 

BOŞANMA DAVASIYLA İLGİLİ GEÇİCİ ÖNLEMLER

AÇIKLAMA

Boşanma veya ayrılık davası açılınca, Mahkemece;

a)Eşlerin barınması,

b)Eşlerin geçimi,

c)Eşlerin mallarının yönetimi,

d)Müşterek çocukların bakım ve korunmasına ilişkin, geçici önlemler alınacaktır. Bu önlemler için taraflardan birinin istemine gerek yoktur. Mahkemece doğrudan doğruya ( re’sen) göz önünde tutulacaktır. Bu yolda mahkemece alınacak tedbirler geçici tedbirler ( örneğin: Tedbir nafakası gibi) boşanma veya ayrılık davasının devamı süresince geçerli olacaktır. Ve o şekilde karar verilecektir.

Yasa Koyucu geçici önlemleri açıklamamıştır. Bu önlemler barınma, geçim, malların yönetimi ve müşterek çocukların bakım ve korunmasına dair olacaktır. ( Örneğin: Çocukların eşlerden hangisinin yanında kalması, diğer eşle çocukların kişisel ilişkileri, eş ve çocukların bakım ve korunma ve geçimleri için alınacak nafaka ve miktarlarının karara bağlanması gibi)

Mahkemece, yukarda açıklanan hususlar için, mahkeme bünyesinde bulunan uzman psikolog, pedagog be sosyal çalışmacıdan araştırma ve inceleme yapılıp rapor verilmesi  istene bilecektir. Alınacak rapor ve araştırma belgelerine göre de, alınacak geçici önlemler (tedbirler)  kararlaştırılacaktır.

Uygulamada mahkemelerce; boşanma davası açıldığında, davayı açan veya davalı durumunda olan eş, tarafından geçici tedbirlerin alınması özellikle dava sonuna kadar tedbir nafakası takdir olunması istenilmekte, mahkemece de; tarafların ekonomik ve sosyal durumları araştırılıp müşterek çocuklar da var olduğu takdirde, dava sonuna kadar uygun bir nafaka takdir ve karara bağlanmaktadır.

 

AYRILIK DAVASI

Evlilik birliğinde boşanma davası açmaya hakkı olan eş, boşanma veya ayrılık davası açabilecektir. Yasa Koyucu, TMY. 170. maddesinde; boşanma sebebi ispatlanmış olursa, boşanmaya veya ayrılığa karar verileceğini, hüküm altına almıştır. Yalnızca açılan dava ayrılığa aitse, boşanma nedenleri sabit olsa bile, boşanmaya karar verilemeyecektir. Ancak açılan dava boşanmaya ilişkin ise, dava sabit olsa bile, mahkeme boşanmaya değil, ayrılığa karar verebilecektir. Bu biçimde karar verilebilmesi de, mahkeme bünyesindeki uzman psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacının araştırma ve inceleme yapıp bir rapor halinde mahkemeye tarafların durumlarını bildirmeleri halinde mümkün olacaktır. Mahkeme 4787 sayılı Yasa kuralları göz önünde tutarak ona göre inceleme ve araştırma sonucunda kararını verecektir. Ayrılığa karar verilirken de, eşlerin evlilik birliğinde, ortak hayatı yeniden kurabilecekleri olasılığının mevcut olup olmadığının tespiti  göz önünde tutulacaktır.

Ayrılık kararı 1 yıldan az 3 yıldan fazla bir süreyi kapsamayacaktır. Ayrılık kararının kesinleştiği günden itibaren ayrılık süresi işlemeye başlayacaktır. Sürenin sona ermesiyle de ayrılık durumu son bulacaktır. Ayrılık süresi dolmasına rağmen eşler ortak hayatı yeniden kuramamışlarsa , eşlerden biri, boşanma davası açıp boşanma kararı verilmesini isteyebilecek, dava incelenirken, ayrılık dava dosyası ve dosyadaki deliller de göz önünde tutulacaktır.

 

BOŞANMADA TAZMİNAT  (ÖDENCE) DAVASI

AÇIKLAMA

Boşanma yüzünden, hali hazır veya gelecek bir yararı ( menfaati) zarara uğrayan kusursuz eş, veya daha az kusurlu eş, kusurlu eş’ten uygun bir tazminat (ödence) isteyebilecektir. Açılacak davanın adı da tazminat davası olacaktır. TMY. 174. maddesinde açıklandığı üzere bu tür davalar, az kusurlu veya tamamen kusursuz eş tarafından açılacaktır. Kusurlu tarafın yani, diğer tarafın kusurundan daha fazla kusuru olan tarafın dava hakkı bulunmamaktadır.

Bundan başka, kusursuz veya diğer tarafa göre daha az kusurlu eşin, boşanma nedenleri yüzünden kişilik hakları ağır zarara uğramışsa Mahkemece, bu eş için manevi tazminata (ödence) hükmolunacaktır. Mahkeme bu kararı verebilmek için, talebin olması gerekecektir.

Boşanma halinde istenebilecek tazminat maddi ve manevi tazminat olarak iki biçimde görülmektedir.

 

MADDİ TAZMİNAT DAVASI

Boşanma yüzünden mevcut veya beklediği menfaatleri zarara uğrayan kusursuz eş, diğer eş hakkında bu tür tazminat davasını açabilir. TMY. 178. maddesine göre, boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde de bu tür dava açılmalıdır. Bu süre geçince dava zamanaşımına uğrayacaktır.

 

MANEVİ TAZMİNAT DAVASI

Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan eş ( taraf ), kusurlu olan eş  (taraf ) dan manevi tazminat  talep edebilecektir. Manevi tazminat uygun miktarda  bir para talebini kapsar. Bu tür tazminat da, açılmış boşanma davasının görülmesi sırasında istenebildiği gibi, boşanma kararının kesinleşmesi gününden itibaren 1 yıl içinde ayrı bir dava açılarak da talep edilebilir.

 

YOKSULLUK NAFAKASI DAVASI 

AÇIKLAMA

Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek eş (taraf) geçimi için diğer eşten mali gücü göz önünde tutularak süresiz nafaka isteminde bulunabilir. Bu süresiz istenecek nafakanın adı Yasada yoksulluk nafakası olarak TMY.175. Madde başlığı altında belirtilmiştir. Nafakayı isteyecek eşin kusuru, nafaka yükümlüsünün kusurundan daha az olmalıdır.

Maddenin getirdiği diğer bir yenilik de; erkeğin kadından nafaka isteme hakkının kabul edilmesidir. Erkek yani koca, kadın olan eşinden bu tür nafaka isteyebilecektir. Mahkemece, kocaya nafaka bağlanabilmesi için karının mali gücünün iyi olması ve bakıma muhtaç bulunmasının da tespiti zorunludur. Refah halinde olmayan karıdan, kocası nafaka istemeyecektir.

Maddede açıklanan yoksulluk nafakasına hükmolunmak için, davacının boşanma davasında davalıdan daha az kusurlu olması gerekir. Yani bu tür nafaka kusurlu karı veya koca tarafından istenemez. Kendisinden daha az kusurlu olan eşin kusuru fazla olan eşe nafaka ödeme yükümlülüğü bulunmamaktadır. Yasa Koyucu; az kusurlunun çok kusurludan nafaka isteyebileceğini öngörmüştür. Hem kusuru fazla yani boşanmaya sebep olan eşin diğer eşten nafaka istemesi adalet ve nefaset kurallarıyla da bağdaşmamaktadır. Bizim görüşümüz de, kusursuz eşin mağdur olmasını önlemek için konulmuş kuralların yerinde olduğu uygulamada refahlık yaratacağı biçimindedir.

Maddenin uygulanmasında göz önünde tutulacak hususlar, nafaka davalarında uygulanan usulün aynı olacaktır. Sadece, mahkemenin maddede açıklanan koşulların taraflar lehine doğup doğmadığını saptamak, doğmamışsa maddeyi uygulamak, görevi olacak. Bundan başka, tarafların mali güçleri, oranında nafaka takdiri gerekecektir.

Kendisinden nafaka alınacak eşin kesinlikle kusurlu olması da maddede şart koşulmamıştır. Ancak, nafaka isteyenin kusuru, nafaka yükümlüsünün kusurundan ağır olmamak zorunluluğu konulmuştur. Bu durumda, her iki taraf da kusursuz olabilir ama yine de nafakaya diğer tamamsa hükmolunabilecektir. Davalı eş ben kusursuzum diye nafaka ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz. Tek ayrıcalık, nafaka isteklisinin kusuru, nafaka yükümlüsünün kusurundan daha ağır olmaktadır.

4721 Sayılı Türk Medeni Yasasının 176. maddesi başlığı Tazminat ve Nafaka Ödenme Biçimidir. Bu madde ile maddi tazminat ve yoksulluk nafakasının ödenme şekli kurallara bağlanmıştır. Mahkemece maddi tazminat ve yoksulluk nafakasına toptan karar verilebilir

Ancak böyle bir ödemenin nafaka yükümlüsünün zor durumda bırakacağı anlaşıldığı takdirde irat şeklinde ödenmesine de karar verilecektir. İrat şeklinde ödenmesine karar verilmesi halinde; aylık ne miktar ödeneceğinin de kararda gösterilmesi gerekecektir. Amaç nafaka yükümlüsünün durumuna göre onu nafaka öderken veya maddi tazminatı öderken zor durumda bırakmamaktır.

Maddede manevi tazminatın irat biçiminde ödenmesinin mümkün olmadığı açıklanmıştır. Gerçekten manevi tazminat istekleri aylık ödeme biçiminde kabul edilemez. Zira, manevi tazminat bir defada karar altına alınan bir tazminat türüdür. Maddi tazminatla bir tutulamaz. Manevi tazminat topluca ödenmelidir ve mahkemenin vereceği karar da bu yolda olacaktır.

Maddede, öngörülen diğer bir kural da; Maddi tazminat veya nafakanın irat biçiminde ödenmesi kararlaştırıldığı takdirde, bu iradın kesilmesi koşullarının gösterilmiş olmasıdır. Bu koşullar

a)Nafaka veya tazminat alacaklısı eşin yoksulluğunun ortadan kalkması, yani gelir sahibi bulunması, hali refaha kavuşması,

b)Bu eşin haysiyetsiz hayat sürmesi, yani yaşam biçiminin genel ahlak, örf ve adete aykırı bulunması,

c)Başka biriyle evlenme akdi olmadan evlilik dışı karı koca gibi yaşaması,

d)Bu eşin yeniden evlenmesi,

e)Eşlerden birinin ölmesidir. Bu koşullardan biri veya birkaçının bulunması halinde gelir kesilecektir.

Bu koşullardan tazminat veya nafaka alacaklısı yeniden evlenirse veya taraflardan birisi ölürse, kendiliğinden kalkacak diğer hallerde mahkemeye başvurularak alınacak kararla kaldırılacaktır.

Ancak, yukarda açıklananların bir ayrıcalığı vardır.  O da tarafların bir sözleşme ile bu koşulların aksini kararlaştırmış olma halidir. Böyle bir sözleşme yapılmışsa koşullara rağmen irat kesilmeyecektir.

Yukarıdaki koşullar iradın kesilmesiyle ilgili koşullardır. Bundan başka irat biçiminde maddi tazminat veya nafakayı gerektiren koşullarda değişiklik halinde iradın indirilmesi (azaltılması)

İstenebileceği gibi, iradın artırılması da ileri sürülebilecektir. Bu koşullar:

  1. Tarafların mali durumlarının değişmesi,
  2. Hakkaniyetin gerektirdiği hallerin mevcut olması,
  3. Nafaka ve tazminat yükümlüsünün mali gücünde önemli noksanlık olması yani ödeme gücünü yitirmesi durumlarıdır. Bu durumlarda mahkemeden irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka kesilebilecek, bir kısım indirilebilecektir.

Mahkemece yapılacak iş, tarafların mali ve içtimai sosyal durumlarını araştırıp ona göre karar vermekten ibaret olacaktır. Bu araştırmaları, bünyesinde bulunan uzman sosyal çalışmacı ve pedagog, psikolog kişiler aracılığıyla yapabilir. Bu kişileri görevlendirebilir.

Ayrıca, maddi tazminat veya nafaka yükümlüsünün gelirinde çok fazla artma ve alacaklı eşin de gelirinde azalma olduğu takdirde, alacaklı eş; mahkemeden irat biçiminde hükmolunan maddi tazminat veya nafakanın miktarının artırılmasını isteyebilecektir. Bu durumda da yapılacak iş, yine tarafların ekonomik ve sosyal durumlarının tespit edilmesi olacaktır. Bu istekler her türlü delillerle kanıtlanabilir.

Mahkemece, istek halinde; irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceği karara bağlanabilecektir.

 

GÖZ ÖNÜNDE TUTULACAK HUSUSLAR

1.Yoksulluk nafakası, boşanma davası ile istenebilir. Ayrı bir dava konusu da olabilir. Uygulamada genellikle boşanma davası ile talep edilmekte ve mahkemelerce de boşanma kararıyla hükme bağlanmaktadır. Boşanma davası ile talep etmenin faydaları vardır. Bir kere ispatlanması daha kolaydır. Ayrıca boşanma ile ilgili olduğundan bir dava ile çözümlenmesi mahkemelerin yoğun olan işlerini nispeten kabartmamış olacaktır. Bizim görüşümüz de bu sebeple, yoksulluk nafakasının boşanma davasıyla birlikte istenmesi yolundadır.

2.Hakim; davacının büyük bir yoksulluğa düşüp düşmediğini araştıracaktır.

3.Takdir edilecek nafaka, davalının gelir durumu ile uygun olacaktır.

4.Davalının mali ve sosyal durumu tespit edilecektir.

5.Yoksulluk nafakası süresiz hükmedilir, yani boşanma kararının kesinleştiği günden itibaren süresiz olarak davalının, davacıya ödemesine karar verilir.

6.Yoksulluk nafakası, kusursuz olan veya kusuru diğerininkine oranla daha ağır olmayan karı veya koca tarafından diğerinden istenebilir.

7.Boşanma davasında yoksulluk nafakası talep edilmeden doğrudan doğruya nazara alınmaz. Talep zorunludur.

8.Yargılama usulü, boşanma davalarınınkinin aynıdır.

9.Açıklama bölümünde yoksulluk hakkında yeterli bilgi verilmiştir.

 

BOŞANMA HALİNDE MAL REJİMİNİN TASFİYESİ

AÇIKLAMA

Boşanma halinde, boşanan eşlerin kabul ettikleri mal rejiminin tasfiyesi de gündeme gelecektir. Bu takdirde, bağlı oldukları mal rejiminin kuralları tasfiyesinde göz önünde tutulacaktır.

Ayrılık kararlarında da, ayrılığın süresi, eşler arasındaki sözleşme ile kabul edilmiş mal rejiminin kaldırılması kuralları göz önünde tutulacaktır.

Boşanan eşler, artık birbirlerinin mirasçısı olamayacaklardır. Boşanmadan önce yapılan ölüme bağlı tasarruflarla kazandıkları hakları da kaybedeceklerdir. Bu durum boşanma davası sürerken ölen davacı eşin mirasçılarından birisinin davayı takip etmesi halinde, davalı eşin kusurunu ispatladığı takdirde, ölüme bağlı olarak sağlanan hakları kaybındaki kurallar davalı için de uygulanacaktır.

 

ÇOCUKLAR BAKIMINDAN ANA VE BABANIN HAKLARI İLE İLGİLİ DAVA VE İŞLEMLER

AÇIKLAMA

Boşanma veya ayrılık kararı verilmesi durumunda Mahkeme hakimi, müşterek çocuklarla ana ve babanın kişisel ilişki kurmaları yönünde takdir hakkını kullanacak, ayrıca, çocukların velayetlerinin (ergin olmamış çocukların) kime verileceğini de tayin ve tespit edecektir.

Velayetin kullanması kendisine verilmeyen eş ile çocuğun kişisel ilişki kurmasında, mahkemece 4787 sayılı yasa kuralları uygulanarak en doğru sonuca varılması sağlanacaktır.

Velayet düzenlenirken de ana ve babanın durumları çocuğun durumu, mahkeme bünyesindeki uzman kişilere (psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan birisine) görev verilerek gerekli araştırma ve soruşturma yapılması istenebilecek ve alınacak rapor ve sonucuna göre de bir karar verilecektir.

Mahkemece, istendiğinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne kadar artırılıp ödeneceği de kararda gösterilecektir. Uygulamada irat biçiminde ödenmesi kararlaştırılan giderler, iştirak nafakası olarak adlandırılmaktadır.

 

GÖZ ÖNÜNDE TUTULACAK HUSUSLAR

1.Nafaka ve boşanma davalarındaki usul bu tür isteklerde de göz önünde tutulacaktır.

2.Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkinin düzenlenmesinde, çocuğun sağlık, eğitim, ahlak bakımından yararları göz önünde tutulacaktır. Mahkeme 4787 sayılı Yasa kurallarına göre uyuşmazlığı çözüme ulaştıracaktır.

3.Mahkeme, gerektiğinde, eşlerin, çocukların durumları yönünden araştırma yapılması ve rapor düzenlenmesi için mahkeme bünyesinde bulunan uzman sosyal çalışmacı, pedagog ve psikologu görevlendirebilir yahut bunlardan birisine görev verebilir. Bu uzman kişiler yoksa, diğer kamu kurum ve kuruluşlarındaki görevlilerden veya serbest meslek sahiplerinin görüşlerine de başvurabilir.

4.Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eş de, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine mali gücü oranında katılmak zorundadır.

Ana veya babanın

  1. Başkasıyla evlenmesi
  2. Başka bir yere gitmesi
  3. Ölmesi

Gibi durumlarda mahkemece, kendiliğinden veya ana veya babadan birinin istemi ile, gerekli önlemler alınacaktır.

5.Davanın çözüme ulaştırılmasında boşanma veya ayrılığa dair kurallar uygulanacaktır.

6.Delilleri mahkeme serbestçe takdir edecektir.

7.Boşanma sonunda çocuklar için verilen karara rağmen durumun değişmesi halinde mahkemece kendiliğinden veya ana ve babadan birinin isteği ile çocuk için gerekli önlemler alınacak, velayetin verilen eşten alınıp diğer eşe verilmesi, giderlere iştirak payının artırılıp artırılmayacağı hususları yeniden gözden geçirilip karara bağlanacaktır. Tüm bu hususlar için mahkeme, bünyesindeki uzman psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan yararlanabilecektir. 4787 sayılı yasanın kendisine verdiği görevleri ve işlemleri göz önünde tutup uygulayacaktır.

 

EVLİLİĞİN GENEL KURALLARI

AÇIKLAMA

Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur. Eşler birlikte yaşamak, birbirlerine sadakatle bağlı kalmak ve birbirlerine yardımcı olmak zorundadırlar. Evlilik birliğinin düzenli, mutlu, kavgasız devam etmesini sağlamak, eşlerin asli görevleridir. Müşterek çocukların eğitim ve gözetimine de birlikte özen göstereceklerdir.

Konutun seçiminde, eşler birlikte hareket edeceklerdir. Yani konutu birlikte seçeceklerdir. Bu kural kaldırılan eski yasada yoktu. Yeni bir kuraldır.

Eşler; evlilik birliğini de birlikte yönetirler. Eskiden olduğu gibi artık aile reisi koca olan eş değildir. Evlilik birliğinde kadın olan eş de erkek eş kadar birliği temsilde yetkilidir. Bunun sonucu olarak da, evlilik birliğinde, yapılacak masraflara güçleri oranında kadın eş ve erkek eş, emekleriyle ve mal varlıklarıyla katılım sağlayacaklardır. İşte evlilik birliğinde bu hususlarda eşler anlaşmazlığa düştüklerinde, mahkemeye başvurarak Hakimin gerekli müdahaleyi yapmasını isteyebileceklerdir. Görevli Mahkeme  Aile Mahkemesidir. Bu mahkemenin kurulmadığı yerlerde, yetkili kılınmış Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olacaktır.

Yetkili mahkeme, eşlerin yerleşim yeri mahkemesi veya birlikte oturdukları yer mahkemesi bulunacaktır.

Mahkemece, açılacak dava nedeninde göre, dosya üzerinde inceleme yapılıp karar verilebileceği gibi, eşler dinlenmek suretiyle duruşma açılıp istem doğrultusunda delil toplanacak ve karar verilebilecektir. Mahkeme bünyesinde bulunan uzman psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıyı görevlendirip onlardan uyuşmazlığın araştırılıp incelenmesini ve rapor düzenlenmesini isteyebilir. Bundan başka, esasa girmeden, uyuşmazlığın sulh yoluyla çözüme ulaşamadığı takdirde, yargılama yapıp toplanacak delilleri değerlendirecek kararını verecektir. Mahkeme uyuşmazlığı çözümlemede 4787 sayılı Yasa kurallarını da göz önünde tutacaktır.

Duruşma yapmak ve dosya üzerinde inceleme yapmak tamamen mahkemenin takdir ve yetkisindedir. Mahkeme öncelikle işi sulhen çözüme ulaştırma yollarını arayacak, bu yolla çözüm sağlanamadığı takdirde 4787bsayılı Yasada belirtilen kuralları uygulayarak işi sonuçlandıracaktır. Bu kurallar, uzman kişileri görevlendirmek ve onlardan rapor almak gibi hususlarda, hakimin izleyeceği yolu göstermektedir. İşin niteliğinde göre mahkeme uygulayacağı hususları belirleyecektir.

Mahkemece verilen karar aile birliğinde eşleri bağlayacaktır.

 

EVLENEN KADININ SOYADI

AÇIKLAMA

Kadın evlenmekle, kocasının soyadını alacaktır. Genel kural budur. Bu husus TMY.sının 187. maddesinde öngörülmüştür. Ancak, kocanın soyadını almakla beraber kadın isterse, kocasının soyadının önüne önceki kullandığı soyadını da alabilecektir. Bunun için evlenirken evlendirme memuruna yazılı başvuruda bulunması gerekecektir. Eğer evlenirken evlendirme memuruna yazılı başvuruda bulunması gerekecektir. Eğer evlenirken evlendirme memuruna böyle bir yazılı istem ileri sürmemişse, evlendikten sonra da, nüfus idaresine yazılı başvurusuyla kocasının soyadı önünde kendi soyadını da kullanabilecektir. Ancak; iki soyadı kullanan kadın yalnızca bir soyadını kullanma hakkına sahiptir, yani alacağı kocasının soyadının önünde bir soyadını kullanabilecektir.

 

EŞLERDEN BİRİSİNİN EVLİLİK BİRLİĞİNİ TEMSİL YETKİSİNİN KALDIRILMASI VEYA SINIRLANMASI

AÇIKLAMA

Evlilik birliğinde her eş, ortak yaşam devam ettiği sürece, ailenin sürekli gereksinimleri için, evlilik birliğini temsil yetkisine sahiptir. Yani aile reisi erkek eş olduğu kadar kadın eş de aile reisidir ve evlilik birliğini temsil edecektir. Bu sürekli ihtiyaçlar dışında ailenin diğer ihtiyaçları için eşlerden biri yalnızca;

a.Diğer eşin yetkili kılmasıyla,

b.Haklı nedenlere mahkemece yetkili kılınmasıyla,

c.Evlilik birliğinin menfaati yönünden gecikmesinde sakınca bulunur ve diğer eşin hastalığı, başka bir yerde bulunması yahut diğer benzer bir nedenle izni alınmazsa evlilik birliğini temsil edebilecektir. Bu koşulların dışında her iki eş birliği temsil edeceklerdir.

Eşler, evlilik birliği temsil yetkisini kullandıkları hallerde, üçüncü kişilere karşı zincirleme (müteselsil) sorumlu olacaklardır. Ancak eşlerden biri, evlilik birliğini temsil yetkisi olmaksızın yaptığı işlemlerden kişisel sorumlu bulunacaktır. Yalnız bu sorumluluğun diğer eşi de kapsaması yani eşlerin zincirleme sorumlu olabilmeleri için, temsil yetkisini kullanan eşin temsil yetkisinin üçüncü kişilerce anlaşılmayacak biçimde aşılmış olması gerekecektir.

Evlilik birliğinde esas olan, her iki eşin de birliği temsil edeceklerdir. Ancak; eşlerden biri evlilik birliğini temsil yetkisini aşar (tecavüz eder) yahut bu temsil yetkisini kullanmada yetersiz kalırsa, diğer eşin isteği ile mahkemece, evlilik birliğini temsil yetkisi sınırlanabilir. Mahkemece bu yolda verilen karar yani temsil yetkisinin kaldırıldığı veya sınırlandığı, mahkemece ilan edilmekle, iyi niyetli 3. kişilere karşı hüküm ifade edecektir. Mahkeme kararının ilan edilmeyip, eşinden evlilik birliğini temsil yetkisinin kaldırılması veya sınırlanmasını isteyen eş, bu kaldırma veya sınırlamayı kendi olanakları ile yalnızca kişisel duyuru yoluyla bildirmesi halinde iyi niyetli 3. kişiler bundan etkilenmeyeceklerdir.

 

GÖZ ÖNÜNDE TUTULACAK HUSUSLAR

1.Eşlerin aile nüfus kayıtları getirilecektir.

2.Dilekçe ile evlilik birliği temsil yetkisinin kaldırılması veya sınırlanması mahkemeden istenecektir.

3.Mahkeme, işin sulhen çözümlenmesi hususunda gerekli uyarı ve telkinlerde bulunacaktır.

4.Mahkeme, bünyesinde çalışan uzman psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıyı işin araştırılıp incelenmesi ve rapor düzenlenmesi için görevlendirilebilir.

5.Mahkeme, dosya üzerinde inceleme yapabilir. Ayrıca eşleri sulhe davet eder, sulhen çözüme ulaşmazsa, yargılama yaparak, eşleri dinler, gerekli delilleri toplar ve değerlendirir. Sonucuna göre karar verir.

6.Mahkemenin göz önünde tutacağı en önemli husus, 4787 sayılı Yasa kurallarıdır. Bu kurallara göre yargılama ve inceleme yapacaktır.

7.Evlilik birliğini temsil yetkisinin aşıldığını iddia eden eş, bu iddiasını ispatlamalıdır.

8.Evlilik birliğinin temsil yetkisini kullanmada davalı eşin yetersiz kaldığı da iddia ediliyorsa bunun da kanıtlanması gerekir. Mahkeme uzman kişilerin görüş ve bilgilerine başvurabilir.

9.Deliller, istek dilekçesine ekli olarak mahkemeye sunulmuşsa, mahkemece dosya üzerinde inceleme yapabilir.

10.İstem dilekçesine deliller eklenmemişse, mahkemece yukarıda açıklanan uzman kişilerin araştırma ve inceleme yapmaları mahkemece talep edilebilir. Alınacak rapora göre, sulh yoluyla çözüm olmazsa, yargılama yapılmak üzere duruşma günü belirlenip taraflara açıklamalı davetiye tebliğ ve duruşmaya çağrılarak beyan ve savunmaları alınacaktır.

11.Evlilik birliğini temsil yetkisini kullanmada yetersiz olup olmadığı veya temsil yetkisinin aşılıp aşılmadığı tespit olunacaktır.

12.Dava her türlü delillerle kanıtlanabilir. Doktor raporu, yaptırılacak araştırma ve inceleme raporu, tanık sözleri kayır ve belgeler davanın çözümünde göz önünde tutulacaktır.

13.İstem haklı bulunmuşsa, evlilik birliği temsil yetkisini aşan veya kullanmada yetersiz kaldığı tespit olunan eşin, temsil yetkisi kaldırılacaktır. Veya duruma göre bu yetki sınırlanacaktır.

  1. Verilecek temsil yetkisinin kaldırılması veya sınırlanması kararları, mahkemece ilan edilecektir. İlan en çok okunan tirajı yüksek gazetelerden birinde yapılacağı gibi mahallinde (yerleşim yerinde) de ilan edilebilecektir. İlanın biçimi hakkında Yasada bir açıklama bulunmadığından ilanda genel kurallar göz önünde tutulacaktır. İlan, iyi niyetli 3. kişilere karşı hüküm ifade edecektir.
  2. Mahkemece, temsil yetkisi kaldırılması veya sınırlanması kararı ilan edilmediği takdirde, iyi niyetli 3. kişiler bu karardan etkilenmeyecektir. Bunun gibi, Mahkemece karar ilan edilmeyip de, davacı (istemde bulunan) eş, yalnızca kişisel duyuru yoluyla yani sözlü bildirimlerle temsil yetkisinin kaldırıldığını veya sınırlandırıldığını bildirilmesi, iyi niyetli 3. kişileri etkilemeyecektir.

 

KALDIRILAN EVLİLİK BİRLİĞİ TEMSİL YETKİSİNİN GERİ VERİLMESİ DAVASI  

AÇIKLAMA

Evlilik birliğini temsil yetkisi kaldırılan veya sınırlanan eş, koşulların değişmesi durumunda, kaldırma veya sınırlama kararının değiştirilmesini mahkemeden isteyebilecektir. Yasa koyucu TMY.sının  191. maddesinde eşlerden birinin istemi ile temsil yetkisinin kaldırılması veya sınırlanması kararının değiştirileceğini öngörmüştür. Bu kurala göre yalnızca, temsil yetkisi kaldırılan veya sınırlanan eş değil, diğer eş de değiştirilme isteminde bulunabilecektir. Yine maddedeki değiştirilebilir sözcüğünü kaldırabilir olarak da algılamak gerekecektir. Yasa koyucunun amacı, evlilik birliği temsil yetkisi kaldırma kararının değiştirilebileceğini vurgulamaktadır. Zira, kaldırılabilir dememiş, değiştirilebilir ifadesini kullanmıştır. Ancak, koşullar oluşmuş bulunduğunda temsil yetkisinin kaldırılması kararı kaldırılmalıdır. Değiştirilmesi gerekiyorsa değiştirilmelidir. Gerçekten bazen karar değiştirilebilir, bazen de tamamen kaldırılabilir. Bu durum oluşacak koşullara göre karara bağlanmalıdır. Yalnız değiştirilme olarak anlaşılmamalıdır. Madde başlığı temsil yetkisinin geri verilmesi olduğuna göre geri verilme, kaldırma kararının, kaldırılması anlamını taşımaktadır.

Mahkemece göz önünde tutulacak hususlar, temsil yetkisinin kaldırılması veya sınırlanması isteklerinde uygulanan kuralların, temsil yetkisinin geri verişmesi isteklerinde, aynen uygulanabilir olmasıdır. Burada da Mahkemece, uzman psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı kişilerden araştırma ve inceleme istenebilir, rapor düzenlemeleri yoluna gidilebilir.

Bu tür davalar, basit yargılama usulüne bağlıdır. Ancak, dosya üzerinde ( dilekçe ile deliller sunulmuşsa)n inceleme yapmak mümkün bulunmaktadır. Bu yolda duruşma açıp yargılama yapmak tamamen mahkemenin takdirine bağlıdır. Dava her türlü delillerle ispatlanabilir. Önemli olan temsil yetkisi kaldırılan eş için koşulların değişmiş olup olmadığıdır. Bu husus karar vermede etkili olacaktır.

Evlilik birliğini temsil yetkisinin kaldırılması, temsil yetkisinin geri verilmesi veya değiştirilmesi kararları da ilan edilmelidir. İyi niyetli 3. kişiler yönünden ilan zorunluluğu, kararların etkisinde kendini göstermektedir.

 

GÖZ ÖNÜNDE TUTULACAK HUSUSLAR

 1.Mahkemeye yazılı başvuru yapılmalıdır.

2.Mahkeme, işin sulhen çözümlenmesi için çaba sarf edecektir. Sulhen çözüm sağlanamadığı takdirde işin esasına girecek, dosya üzerinde inceleme yapabildiği gibi duruşma açıp tarafları duruşmaya davet edecek ve iddia ve savunmalara başvurabilecektir.

  1. Temsil yetkisi kaldırma veya sınırlamaya ilişkin karar ve dosyası dosya arasına alınacaktır.
  2. Mahkemece, işin araştırılıp incelenmesi ve rapor düzenlenmesi için mahkeme bünyesinde bulunan uzman, pedagog, psikolog ve sosyal çalışmacıya görev verebilecek, düzenlenecek raporu göz önünde bulundurulacaktır.

5.Mahkeme, duruşma açmak veya dosya üzerinde inceleme yapmakta takdir hakkını kullanmakta tamamen özgürdür.

 

Son Makaleler


Genel Olarak Mal Paylaşımı

  1. YASAL MAL REJİMİ   a) Genel olarak: Evlilik sırasında edinilen malvarlıksal değerlerin paylaşımını esas alan sistemdir. bu gün için yasal mal rejimi “edinilmiş Mallara katılma” rejimidir (Mk. m. 218 vd). Sistemin temel özellikleri olarak evlilik devam ettiği sürece her eşin kendi malları üzerinde serbestçe tasarruf etmesini, kendi borçlarından kişisel…

Boşanma Davası Açıldığı Tarihte Eşler Arasındaki Mal Rejimi Sona Erer.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 225/2 maddesine göre evliliğin iptali ve boşanma davasının açıldığı tarihte mevcut mal rejimi sona erer. Ölüm, başka bir mal rejiminin kabulüyle veya Mahkeme kararı ile mal ayrılığına geçilmesiyle)  TARAFLAR ARASINDA BİR BOŞANMA DAVASI BULUNMALIDIR. BOŞANMA DAVASI RETLE SONUÇLANMIŞ ANCAK KESİNLEŞMEMİŞSE SONUCU BEKLENMELİDİR. BOŞANMA DAVASIYLA BİRLİKTE…

Aile Yükümlülüğünü Yerine Getirmemek Suçtur!

YARGITAY 4. CEZA DAİRESİNDEN TARİHİ KARAR: Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadan aile konutu üzerindeki hakları sınırlarsa AİLE HUKUKUNDAN KAYNAKLANAN YÜKÜMLÜLÜĞÜN İHLALİ SUÇUNDAN mahkumiyetine karar verilmelidir. KARAR METNİ: “Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün İHLALİ SUÇUNDAN kurulan hükmün incelenmesinde ise; Başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; Katılanla resmen evli olan sanığın tartışma…

Ortak Velayet İçin Uygun Musunuz?

ORTAK VELAYET İÇİN UYGUN MUSUNUZ? Amerika’da ve birçok Avrupa ülkesinde, tek başına velayete nazaran ortak velayet tercih edilmektedir. Ancak acaba siz ortak velayet için uygun musunuz? Pedagoglar, müşterek çocukların velayet hakkının ortak olmasının velayetin, tek eşe velayet hakkının bırakılmasından daha iyi olacağı düşüncesinde birleşmektedirler. Ortak velayet de ebeveyne yabancılaşma sendromu…

Boşanmada Ortak Velayet Artık Mümkündür!!!

ORTAK VELAYET ARTIK MÜMKÜNDÜR !!! Türkiye Cumhuriyeti adına 14 Mart 1985 tarihinde imzalanan “11 No.’lu Protokol ile Değişik İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme’ye Ek 7 No.’lu Protokol”ün onaylanması 25 Mart 2016 Tarihli ve 29664 Sayılı Resmî Gazetede yayınlanan 6684 sayılı kanunla uygun bulunmuştur. Ek 7 No.’lu Protokolün 5….

Boşanma Davasında Tanık

  BOŞANMA DAVASINDA TANIK  (HMK m.240-265) TANIKLARIN GÖSTERİLMESİ Boşanma veya ayrılık davasında tanıkların ne şekilde gösterilebileceği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda gösterilmiştir. TARAF OLMAYAN KİŞİLER TANIK GÖSTERİLEBİLİR (HMK m. 240 f. I) Boşanma veya ayrılık davasında davada taraf olmayan kişiler tanık olarak gösterilebilir. Dolayısıyla davanın taraflarının tanık olarak gösterilebilmesi mümkün değildir….

Boşanma Davasında Deliller

Kanunda düzenlenen deliller; İkrar (Kabul), Belge ve senet, yemin, tanık, bilirkişi incelemesi, keşif, uzman görüşü ve kesin hükümdür. Boşanma davalarında kanun belirli bir delille ispat zorunluluğu ön görülmediği için kanunda düzenlenmemiş olan diğer delillere de başvurulabilir. Hakim, boşanma davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe bunları ispatlanmış sayamaz. Hakim kanıtları…

Boşanma Davaları Hakkında Kısa – Genel Bilgiler

BOŞANMA DAVASI TÜRLERİ NELERDİR? Boşanma davası genel olarak çekişmeli boşanma davası ve anlaşmalı boşanma davası olarak ikiye ayrılmaktadır. BOŞANMA SEBEPLERİ NELERDİR? 4721 sayılı Türk Medeni Kanununa göre boşanma sebepleri; zina, hayata kast, eşe pek kötü davranış, suç işleme, haysiyetsiz hayat sürme, terk, akıl hastalığı, evlilik birliğinin temelinden sarsılması (anlaşmalı/çekişmeli) , fiili…

İştirak Nafakası

Ne Kadar İştirak Nafakası Veririm? TMK. m. 330 f.I hükmüne göre nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. 1 – İŞTİRAK NAFAKASINA ANA BABANIN GELİRİ ARAŞTIRILMALIDIR. Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorunda olduğuna…

Genel Olarak Boşanma Davaları

Bosanma Davalarının Açılma Koşulları   Boşanma sebeplerini genel ve özel sebepler olarak sayabiliriz. Davaların açılma koşulları: 1.Eşlerden birinin üçüncü bir kişiyle cinsel ilişki kurması ( zina yapması ) 2.Eşlerden birinin, diğer eşin hayatına kastetmiş bulunması, 3.Eşlerden birisine diğer eşin,  pek kötü davranması, 4.Eşlerden birisine diğer eşin ağır derecede onur kırıcı…

Önemli Web Siteler

  • Türkiye Barolar Birliği
  • İstanbul Barosu
  • UYAP Avukat
  • İstanbul Adalet Sarayı